Biz bir âyeti nesheder veya unutturursak, yerine ya daha
hayırlısını, ya da dengini getiririz. Bilmez misin, Allah’ın gücü her şeye yeter.
(Bakara 2/106)
Nesih sözlükte bir şeyi
bir başka şeyle değiştirme, onun yerine başkasını koyma anlamına
gelir.
Allah
Teala şöyle buyurur:
Bir âyetin yerine başka bir âyeti koyunca, ki Allah neyi indireceğini çok iyi bilir, şöyle dediler:
“Sen sadece iftiracısın.” Yok, onların pek çoğu bilmezler.
(Nahl 16/101)
Yukarıdaki iki âyete göre
nesih
, “Bir âyetin, kendi dengi veya
daha hayırlısı ile değiştirilmesidir.”
İlk peygamberden son
peygambere kadar vahiyde bütünlük vardır. Allah Teala şöyle
buyurur:
Allah Nuh'a
buyurduğunu, sana vahyettiğini, İbrahim
’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğini
sizin için bu dinin şeriatı yapmıştır. Dini ayakta tutun, onda
ayrılığa düşmeyin... (Şura
42/13)
Bu durumda Kur’ân
, önceki ilahi kitapları
neshetmiş olur. Âyetlerinin büyük bir kısmı Nuh
’a, İbrahim
’e, Musa’ya ve İsa’ya vahyedilene
denktir. Bir kısmı da sadece Peygamberimize vahyedilen ve
hafifletici hükümler içeren âyetlerdir.
Böylece neshin iki şartı ortaya çıkar:
1- Âyetler arasında olması.
2- Neshedilen âyetin, öncekiyle aynı hükmü veya ondan daha
hayırlı bir hükmü taşıması.
Sünnet
Kur’ân
’ın açıklaması olduğu için
Kur’ân’a tabidir. Tabi olana ayrı bir hüküm
verilemez.
Allah
Teala şöyle buyurur:
Sana bu Zikri
(Kur’ân
’ı) indirdik
ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın. (Nahl 16/44)
Peygamberimizden bazı istekler olmuş, bunun üzerine şu âyet
inmiştir:
Âyetlerimiz
onlara açık belgeler halinde okununca, bizimle karşılaşmak
istemeyenler şöyle dediler: "Ya bundan başka birKur’ân getir
veya bunu değiştir." De ki: "Onu kendiliğimden değiştirmem,
olacak şey değildir. Ben, bana ne vahyolunursa sadece ona
uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük bir günün azabından
korkarım."
(Yunus 10/15)
Bir âyet neshedilince, Peygamberimizin onunla ilgili söz ve
uygulamalarının da neshedilmiş olacağı açıktır. Çünkü o, kendine
ne vahyolunursa ona uyar.
Âyetin lafzının neshedilip manasının devam ettiği de iddia
edilemez. Çünkü bir âyet, ancak yeni bir âyet ile neshedilebilir.
Bu yeni âyet, öncekinin lafzını neshettiği gibi manasını da
nesheder.
Nesheden âyetin, neshedilenden ağır hüküm
taşıyamayacağı, şu âyetin de gereğidir.
“Yanlarındaki
Tevrat
’ta ve İncil
’de yazılı
bulacakları ümmi peygambere uyanlar... O onlara, iyiliği
emreder, kötülükten men eder. Onlara iyi şeyleri helal
, kötü
şeyleri haram kılar. Sırtlarından ağır yükleri, boyunlarından
demir halkaları kaldırır atar...”
(Araf 7/157)
Bir âyetin daha hayırlı bir âyetle neshine zina
cezası örnek olabilir. Tevrat
ve İncil
’de zinanın cezası
ölümdür. Bunu Peygamberimiz de bir süre uygulamıştır. Kur’ân
, daha sonra o hükmü neshetmiştir.
Levililer
Bap 20’de şu hükümler yer alır:
10
«Biri başka birinin karısıyla, yani komşusunun karısıyla zina
ederse, hem
kendisi, hem de zina ettiği kadın kesinlikle öldürülecektir.
11
Babasının karısıyla yatan, babasının namusuna leke sürmüş olur.
İkisi de kesinlikle öldürülecektir. Ölümü hak etmişlerdir.
12 Bir
adam geliniyle yatarsa, ikisi de kesinlikle öldürülecektir.
Rezillik
etmişler,
ölümü hak etmişlerdir.
13 Bir
erkek başka bir erkekle cinsel ilişki
kurarsa,
ikisi de iğrençlik etmiş olur. Kesinlikle öldürülecekler. Ölümü
hak etmişlerdir.
17
«Bir adam anne ya da baba tarafından üvey olan kız kardeşiyle
evlenir, cinsel ilişki
kurarsa,
utançtır. Açıkça aşağılanıp halkın arasından atılacaklardır.
Adam kız kardeşiyle ilişki kurduğu için suçunun cezasını
çekecektir.
19 «Teyzenle
ya da halanla cinsel ilişki
kurmayacaksın. Çünkü yakın akrabanın namusudur. İkiniz de
suçunuzun cezasını çekeceksiniz.
20
«Amcasının karısıyla cinsel ilişki
kuran adam,
amcasının namusuna leke sürmüş olur. İkisi de günahlarının
cezasını çekecek ve çocuk sahibi olmadan öleceklerdir.
21
Kardeşinin karısıyla evlenen adam rezillik etmiş olur.
Kardeşinin namusunu lekelemiştir. Çocuk sahibi olmayacaklardır.
Tesniye Bap 22’de şu
hükümler yer alır:
22
«Eğer bir adam başka birinin karısıyla yatarken yakalanırsa, hem
kadınla yatan adam, hem kadın, ikisi de öldürülecek. İsrail
'den kötülüğü
atacaksınız.
23
«Eğer bir adam kentte başka biriyle nişanlı erden bir kızla
karşılaşır ve onunla yatarsa,
24
İkisini de kentin kapısına götürecek, taşlayarak öldüreceksiniz.
Çünkü kız kentte olduğu halde yardım istemek için bağırmadı;
adam da komşusunun karısıyla ilişki kurdu. Aranızdaki kötülüğü
ortadan kaldıracaksınız.
25
«Eğer bir adam kırda nişanlı bir kızla karşılaşır, onu yakalayıp
tecavüz ederse, yalnız tecavüz eden adam öldürülecek.
26
Kıza hiçbir şey yapmayacaksınız. Çünkü kızın ölümü hak edecek
bir günahı yoktur. Bu, komşusuna saldırıp onu öldüren adamın
davasına benzer.
Yuhanna 8. bölümde şu olay yer alır:
3-4Din
bilginleri ve Ferisiler
, zina
ederken yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını
orta yere çıkararak İsa
'ya, «Öğretmen, bu kadın tam zina ederken
yakalandı» dediler.
5 «Musa
, Yasa'da bize böyle kadınların
taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?» 6Bunları İsa'yı
sınamak amacıyla söylüyorlardı; onu suçlayabilmek için bir neden
arıyorlardı. İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu.
7Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve,
«Aranızda günahsız olan, ona ilk taşı atsın!» dedi. 8Sonra
yine eğildi, toprağa yazmaya koyuldu. 9Bunu
işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere, birer birer
dışarı çıkıp İsa'yı yalnız bıraktılar. Kadın
ise orta yerde duruyordu. 10İsa
doğrulup ona, «Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı
mı?» diye sordu. 11Kadın, «Hiçbiri, efendim» dedi.
İsa, «Ben de seni yargılamıyorum» dedi. «Git, artık bundan sonra
günah işleme!»
İsa
aleyhisselam bu sözü ile recm
cezasını kaldırmamış, sadece günahkar insanların
ihbar
ve şahitliğine dayanarak bu kadar ağır bir cezayı
vermemiştir. Matta İncil
’inde onun şu sözüne yer verilir:
17«Kutsal
Yasa'yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için
geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya
geldim.
18Size doğrusunu
söyleyeyim, gök ve yer ortadan kalkmadan, her şey
gerçekleşmeden, Kutsal Yasa'dan ufacık bir harf
ya da bir nokta bile eksilmeyecek.
19Bu nedenle, bu buyrukların en küçüklerinden birini
kim çiğner ve başkalarına öyle yapmayı öğretirse, Göklerin
Egemenliğinde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine
getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliğinde büyük
sayılacak.
(Matta 5)
C–Hadiste
Recm Cezası
Muhammed aleyhisselamın önünden yüzü karartılmış ve değnekle
dövülmüş bir Yahudi
geçirildi. Onları çağırdı, dedi ki; "Kitabınızda zinanın cezası
böyle midir?" "Evet" dediler. Sonra onların alimlerinden birini
çağırdı ve "Musa
'ya Tevrat
'ı indiren Allah
adına soruyorum, Kitabınızda zina
cezası bu şekilde midir? dedi. Dedi ki; "Eğer böyle sormasaydın
söylemezdim, orada recm
cezası vardır. Ama üst düzey kişiler arasında zina çoğaldı.
Onlardan birini yakalarsak serbest bırakırdık, zayıfı yakalarsak
ona o cezayı uygulardık. Dedik ki; gelin, üst düzeye de zayıfa
da uygulayacağımız bir ceza
üzerinde anlaşalım. Sonra recmin yerine yüz karartma
ve değnek
cezası
koyduk. Allah'ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:
"Allah
'ım! Senin
emrini ilk hayata sokan ben olacağım, çünkü onlar öldürmüşler."
Hemen emir verdi, o Yahudi
recmedildi, yani taşlanarak öldürüldü. Sonra Allah
Teâlâ şu âyeti indirdi:
"… Kimi
Yahudiler
… sözleri
yerleşik manasından kaydırır, tahrif
ederler.
Derler ki; Hakkınızda şu karar verilirse uyun, bu karar
verilirse uymayın...”
(Maide 5/41)
Çünkü diyorlardı ki, "Muhammed'e gidin; yüz karartma
ve değnek
cezası
verirse uyun, recm
yani taşlanarak öldürme cezası
verirse kaçın."
Sonra bütün kafirlerle ilgili şu âyetler indi:
"... kim
Allah
'ın indirdiği
ile hükmetmezse onlar kafirlerin ta kendileridir."
“... kim
Allah
'ın indirdiği
ile hükmetmezse onlar zalimlerin ta kendileridir."
"... kim
Allah
'ın indirdiği
ile hükmetmezse onlar fasıkların ta kendileridir."
(Maide 5/44-45-46)
Bir Yahudi
kadınla erkek zina
etmişlerdi. Biri birine dedi ki; "Bizi şu peygambere götürün.
Çünkü o, hafifletici hükümlerle gönderilmiştir. Eğer recmden
hafif bir ceza
verirse kabul ederiz, Allah
'ın yanında bize bir dayanak olur, deriz ki; "Peygamberlerinden
birinin kararına uyduk". Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme
geldiler. Mescitte ashabı arasında oturuyordu. Dediler ki; "Ebu'l-Kasım!
Zina
etmiş bir erkekle kadın hakkındaki görüşün nedir?" O, hiçbir
şey söylemeden Beyt-i midraslarına yani Tevrat
eğitim ve öğretimi yaptıkları kuruma geldi.
Kapıda durdu dedi ki: "Musa
'ya Tevrat'ı indiren Allah adına soruyorum, evli
iken zina edenin cezası, Tevrat'ta nedir?" Dediler ki; yüzü kül
ile karartılır, değnek
vurulur ve eşeğe ters bindirilerek dolaştırılır. İçlerinden bir
genç sessiz kaldı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun
suskunluğunu görünce yemin verdirerek ısrar etti. O genç dedi
ki: "Allahım! ... Sen bize yemin verdin… Biz Tevrat'ta recm
cezasını görüyoruz…" Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle dedi: "Allah'ın emrine karşı ilk çıkışınız nasıl oldu?"
Dediler ki: Başkanlarımızdan birinin bir yakını zina etti. O,
ona recm uygulamayı erteledi. Sonra halktan biri zina etti.
Başkan onu recmetmek istedi. Onun kavmi araya girdi ve dediler
ki, "Senin yakınını getirip recmetmezsen bizim yakınımız
recmedilemez." Sonra uygulanacak ceza konusunda anlaştılar.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: "Ben Tevrat'ta
olan ile hükmediyorum." Emir verdi, ikisi de recmedildi.
Zührî dedi ki: Bize gelen bilgiye göre şu âyet bu konuda
inmiştir:
"Biz Tevrat
'ı indirdik.
Onda doğru yol ve nur vardır. Allah
'a teslim
olmuş peygamberler onunla hükmederler."
(Maide 5/44) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de
onlardandır.
Bir gün Muhammed aleyhisselama bir Yahudi
erkek ile bir Yahudi kadın getirilmişti. Birlikte suç
işlemişlerdi. Allah
’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: Bu konuda
Kitabınızda ne buluyorsunuz? Alimlerimiz yüzlerinin külle
karartılması ve hayvana ters bindirilmeleri cezası koydu
dediler.
Abdullah b. Selam dedi ki: Ey Allah
’ın Elçisi, söyle, Tevrat
’ı getirsinler. Tevrat getirildi. Biri elini recm
âyeti üzerine koydu. Öncesini ve sonrasını okumaya başladı.
Abdullah b. Selam; “Kaldır elini” dedi. Elinin altında recm
âyeti hemen göründü. Allah’ın Elçisi emir verdi, ikisi de
taşlanarak öldürüldü.
Allah
’ın Elçisi’nin Yahudilere hükmü, ancak Allah’ın hükmü
olabilirdi. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Sana bu Kitab’ı;
önceki kitapları haklı bulur ve onları güven altına alır
biçimde, doğrularla dolu olarak indirdik. Öyleyse onların
arasında Allah
’ın indirdiği
ile hükmet.
Sana gelen bu doğruları bırakıp onların arzularına uyma... (Mâide 5/48)
Aşağıdaki âyetin, bu zina
olayı ile ilgili olduğu
bildirilmiştir:
Seni nasıl
hakem yapıyorlar? Yanlarında Tevrat
var ve onda
Allah
’ın hükmü
var. Sonra bunun arkasından sırtlarını çeviriyorlar! Onlar
inanan kimseler değillerdir. (Maide 5/43)
Bu âyet, Tevrat
’taki zina
hükmünün Allah
’ın hükmü olduğunu kesinleştirmiştir.
Yahudilerin Peygamberimize gelmeleri, bu cezadan kaçmak içindi.
Bu yüzden gönderdikleri kişilere;
“...
Hakkınızda şu karar verilirse uyun, bu karar verilirse
uymayın...”
(Maide 5/41)
demişlerdi.
Tevrat
’taki hüküm
, Allah
’ın hükmü olduğuna göre Peygamberimizin başka bir ceza
veremezdi.
O, bir süre, zina
eden müslümanlara da Tevrat’ı uygulamıştır. Şu hadis bunu
göstermektedir:
Ebu Hureyre ve Zeyd b. Halid dediler ki, Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellemin yanındaydık. Bir adam kalktı ve şöyle dedi:
"Allah
için, aramızda sadece Allah’ın kitabıyla hükmetmeni istiyorum."
Davalısı daha anlayışlıydı, o da kalktı ve şöyle dedi; “Aramızda
Allah’ın kitabı ile hükmet ve beni dinle.” Peygamberimiz,
“konuş” dedi, o da şöyle konuştu:
“Oğlum bunun işçisiydi. Karısıyla zina
etti. 100 koyun ile bir hizmetçi köleyi fidye
olarak verdim. Bilenlere sordum, oğluma 100 değnek
ve bir yıl sürgün
, kadına da recm
gerektiğini söylediler.“
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: Canım elinde
olana and içerim, aranızda elbette şanı yüce Allah
’ın kitabı ile hükmedeceğim. 100 koyun ile köle
geri alınır. Oğluna 100 değnek
ve bir yıl sürgün
gerekir. Üneys! Şu adamın karısına git, suçu kabul ederse
recmet. Gitti. Kadın
suçu kabul edince recmetti.
Burada sözü edilen kitabının Tevrat
olduğu kesindir. Çünkü Kur’ân
’da zina
ile ilgili bir âyet henüz inmemişti. İnen âyetlerin hiçbirinde
de recm
cezası bulunmamaktadır.
Elimizdeki Tevrat
’ta değnek
cezası
yoktur. Bu ceza
, Medine Yahudilerinin elindeki nüshada olabilir.
Nisa Suresindeki âyetlerle recem, yani taşlayarak öldürme
cezası,
kadınlar için ev hapsine çevrilmiş ayrıca kadın ve erkeğe,
kendilerini düzeltinceye kadar eziyet edilmesi, hükme
bağlanmıştır. Allah
Tealâ şöyle buyurmuştur:
Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı
içinizden dört şahit getirin. Eğer şahitlik
ederlerse onları evlere
kapatın. Bu, ölüm canlarını alıncaya, ya da Allah onlara bir yol
açıncaya kadar böyle gitsin.
İçinizden bu
suçu işleyen çiftlere eziyet edin. Eğer tevbe edip kendilerini
düzeltecek olurlarsa bırakın. Allah
tevbeleri
kabul eder, ikramı boldur.
(Nisa 4/15-16)
Bu âyetler hem Tevrat
’taki recm
, yani taşlanarak öldürme cezasını
kaldırmış, hem de bekarlara verilen 100 değnek
ve sürgün
cezasını hafifletmiştir. Bakire
bir kadının bir yıl sürgünde kalması, yeni bir âyetle önün
açılmasına kadar evinde kalmasından zordur. Burada evli
- bekâr
ayrımı da yapılmamıştır.
Birinci âyette geçen, “...Allah
onlara bir yol açıncaya kadar...”
ifadesi, cezanın daha da hafifletileceğini gösterir. Hafifletme
Nur Suresinin ikinci âyetiyle olmuştur. Allah Teâlâ şöyle
buyurur:
Zina
eden kadınla
zina
eden
erkekten her birine yüz değnek
vurun. Eğer
Allah
’a ve o son
güne inanıyorsanız, Allah’ın hükmünü yerine getirirken onlara
karşı yumuşamayın. İnananlardan bir takım da onlara yapılan
azabı gözleriyle görsün. (Nur 24/2)
Bu âyet, kadın-erkek
, evli
bekar
ayırımı yapmadan zina
cezasını 100 değnek
olarak hükme bağlamıştır. Bu ceza
, Nisa suresinde geçen, ölünceye kadar ev hapsinden ve kendini
düzelttiği kanaati doğuncaya kadar eziyet görmekten hafiftir.
Kur’ân
, Tevrat
’ta yer alan, Peygamberimizin de bir süre uyguladığı zina
ile ilgili hükümleri neshetmiştir. Peygamberimizin önceki
uygulamalarına bakarak Nur Suresinin, bekarlara verilecek cezayı
düzenlediği, Kur’ân’da evlilerle ilgili hüküm
olmadığı, onlara recm
cezası gerektiği kanaatine varanlar olmuştur.
Halbuki üç âyette, evlilere verilecek cezanın da 100 değnek
olması gerektiği açıkça gösterilmiştir:a
Karılarına zina suçu atan ve
kendileri dışında şahitleri olmayanlar... Böyle birinin
şahitliği, kesinkes doğru söylediğine dair dört defa Allah’ı şahit tutması ile olur.
Beşincisinde, eğer yalan söylüyorsa Allah’ın lanetine uğramayı diler.
Kadından o azabı (el- azab
) giderecek olan şu şekilde
dört defa şahitlik
etmesidir: Allah şahit, kocası
kesinkes yalan söylüyor.
Beşincisinde, eğer doğru söylüyorsa Allah’ın gazabına uğramayı diler.
(Nur 24/6-9)
8. âyette geçen
“o azab
= el- azab
” ifadesi, dört âyet önceki 100 değnek
cezasını gösterir. Oradaki
“el” takısı ahd içindir. Yani başında
bulunduğu kelimeye, önceden belirlenmiş bir anlam yükler. Zina
konusunda
Kur’ân
’da belirlenmiş azab, sadece 100 değnektir. Arapça bakımından o
kelimenin başka bir şeyi göstermesi mümkün değildir. Kocası
tarafından zina
ile suçlanan kadının evli
olacağı da kesindir.
Ey peygamberin hanımları! İçinizden kim açık bir fahişelik
yaparsa onun için o azab
(el-
azab
)
ikiye katlanır.
(Ahzab 33/30)
Peygamber hanımlarının evli
olduğu açıktır. Onlara verilebilecek bir cezanın katlanabilir
cinsten olması gerekir. Ölüm
cezasının iki katı olmaz ama 100 değnek
ikiye katlanabilir.
Bu âyetlerde geçen el-azab
kelimesi de, sadece Nur suresindeki 100 değneği gösterir. Çünkü
onlardaki
“el”
takısı da ahd içindir.
"…
ellerinizin altındaki mümin cariyeler… Evlendikleri zaman
fahişelik yaparlarsa hür kadınlara verilen o azabın (el-
azab
) yarısı
gerekir...
(Nisa 4/25)
Evli hür kadınların cezası recm
olsa, taşlanarak öldürmenin yarısı
olmaz. Çünkü bazıları tek taşla ölür, bazıları için çok sayıda
taş gerekir. Yarıya bölünebilecek olan, sadece yüz değnektir.
Sonuç olarak zina
suçunun tek cezası 100 değnektir. Bu kadar açık delillerden
sonra bunun aksi iddia edilemez. Zaten
Allah
’ın Elçisi şöyle demiştir: İmkan buldukça şüphelerle had
cezalarını düşürün.
Bu kadar açık delil varken şüpheli delile dayanarak recm
cezası savunulamaz.
Böylece
Kur’ân
, zina
cezası
konusunda hem Tevrat
’ı, hem de İncil