منَ الَّذِينَ
هَادُواْ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ
سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا
لَيًّا بِأَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدِّينِ وَلَوْ
أَنَّهُمْ قَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانظُرْنَا
لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَقْوَمَ وَلَكِن لَّعَنَهُمُ اللّهُ
بِكُفْرِهِمْ فَلاَ يُؤْمِنُونَ إِلاَّ قَلِيلاً
Kimi Yahudiler
kelimeleri yerlerinden tahrif
ederler (yerleşik anlamlarından
kaydırırlar). “سَمِعْنَا
وَعَصَيْنَا” “وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ” bir
de “رَاعـِنَا“
derler. Bunu dillerini bükerek ve dine saldırarak yaparlar. Eğer
bunların yerine “سَمِعْنَا
وَأَطَعْنَا”
“ "
اسْمَعْ
bir de “انظُرْنَا“
deselerdi elbette daha iyi ve daha doğru olurdu. Ama kâfirlik,
gerçekleri görmezlik etmelerinden dolayı Allah
onları lanetledi. Artık pek az inanırlar.
(Nisa 4/46)
Âyette
geçen üç cümleden her birinin iki anlamı vardır. Bunlar bir
birine zıttır.
1-
“سَمِعْنَا
وَعَصَيْنَا” cümlesinin bir anlamı “dinledik
ve sıkı tuttuk
” diğeri
ise “dinledik ve isyan
ettik
”
şeklindedir. Çünkü (asâ
=
عصى); hem isyan, hem de
değneği tutar gibi tutma anlamına gelir.
Ulaşabildiğimiz tefsir
ve
meallerde bu inceliğin tespit edilemediği görülmektedir.
Eğer “سَمِعْنَا
وَأَطَعْنَا” “Dinledik ve boyun eğdik
” deselerdi
onu tahrif
, yani
başka anlama çekme imkanı olmayacağından daha iyi ve daha doğru
olurdu.
2- “وَاسْمَعْ
غـَيْرَ مُسْمَعٍ” cümlesinin bir anlamı, “lütfen dinle,
sana söz söylemek haddimize değil ama..” diğeri ise “dinle, söz
dinlemez adam”
şeklindedir. Eğer sadece “dinle” anlamına gelen, “"اسْمَعْ
ifadesi kullanılsaydı başka anlama çekilemezdi.
3- “رَاعـِنَا“
cümlesinin anlamlarından biri “bizi güt”
diğeri “bizi gözet” şeklindedir. "Bizi güt" sözünde bir iğneleme
vardır. Yani "Sen bizi hayvan güder gibi gütmek
istiyorsun, öyleyse güt." demiş
olurlar. Dillerini biraz eğer, ayn harfini uzatarak raînâ
derlerse “bizim çoban”
demiş olurlar. Eğer “انظُرْنَا“
deselerdi “bizi gözet”
dışında başka anlama çekilemezdi.
Tahrifin
başka şekilde olması
Kur’ân
, Tevrat
ve İncil
nüshaları için mümkün
değildir. Çünkü bu kitaplar milyonlarca insanın hafızasındadır
ve sayısız baskısı bulunmaktadır.
Âyette yer
alan,“... Bunu dillerini bükerek ve dine saldırarak
yaparlar.” cümlesi tahrif
için kötü niyeti şart
koşmaktadır. Yoksa birden faza anlam içeren bir sözle ilgili
yanlış bir tercih veya dili dönmeyen yahut unutan kişinin âyeti
yanlış okuması, tahrif kapsamına girmez.