KUR'AN-I KERİM ve AÇIKLAMALI MEALİ
   Fatiha Suresi
   Bakara Suresi
   
Hamd
   Kafirlik
   Alışkanlılar
   Kalp-İşitme- Görme
   Münafık Körlüğü
   Dinler
   Aracılık
   Halef-Selef
   Tesbih-Takdis
   Şefaat
   Tarım Toplumu
   Cennet Kimler Girer
   
Sabiîler
   Cumartesi Yasağı
   Kurbanlık Boğa Olayı
   Ölünün Diriltilmesi
   Kitabı Tarhrîf
   Sıkı Tutma / Isyan
   İsteyen/İstediği

    Nesih ve Zina Cezası
   İbrahim Aleyhisselam
   Soru Cümleleri
   Aklını Kullanmayanın Hali
   Adeti Kadının Oruç ve   Namazı
   Oruç Fidyesi
   Rüşvet
   Başarının Sırları
   Talak
   İftida
   Nikah'în Denetlenmesi
   Faiz
   Kadınların Şahitliği
   İçinde Olandan Sorumlu Olma
   Kur'an'ı Açıklama Usulü

                                          SABİÎLER

 
 

İman etmiş olanlar; Yahudi, Hıristiyan ve Sabiî olanlar... Bunlardan kim Allah'a ve Ahiret  gününe inanır ve iyi iş yaparsa, onların ödülleri Rableri katındadır. Üstlerinde ne bir korku olacak, ne de üzüleceklerdir. (Bakara 2/62)

 

Sabiî kelimesi üç âyette geçer. İkisi birbirinin tekrarı gibidir. Üçüncüsü farklı hükümler taşır.

1- İman etmiş olanlar; Yahudi, Hıristiyan ve Sabiî olanlar... Bunlardan kim Allah'a ve Ahiret  gününe inanır ve iyi iş yaparsa, onların ödülleri Rableri katındadır. Üstlerinde ne bir korku olacak, ne de üzüleceklerdir. (Bakara 2/62)

2- İman etmiş olanlar; Yahudi, Sabiî ve Hıristiyan  olanlar... Bunlardan her kim Allah'a ve Ahiret  gününe inanır ve iyi iş yaparsa üstlerinde ne bir korku olacak, ne de üzüleceklerdir. (Maide 5/69)

3- “İman etmiş olanlar, Yahudi, Sabiî, Hıristiyan ve Mecusi olanlar bir de müşrik olanlar... Allah Kıyamet günü onları biri birinden ayıracaktır. Allah her şeye tanıktır.” (Hac 22/17)

Birinci ve ikinci âyette insanlar iki gruba ayrılmaktadır:

a-     İman etmiş olanlar.

b-     Yahudi , Sabiî ve Hıristiyan  olanlar.

Bunlarla ilgili şu ortak karar verilmektedir:

“Bunlardan her kim Allah'a ve Ahiret  gününe inanır ve iyi iş yaparsa üstlerinde ne bir korku olacak, ne de üzüleceklerdir.”

Üçüncü âyet insanları üç gruba ayırmaktadır:

a-     İman etmiş olanlar.

b-     Yahudi , Sabiî, Hıristiyan  ve Mecusi olanlar.

c-     Müşrik  olanlar.

Bunlarla ilgili şu farklı karar verilmektedir:

“Allah Kıyamet günü onları biri birinden ayıracaktır.”

İlk iki âyet Sabiîleri ehli kitap ile aynı saymaktadır. Şu âyet de Sabiîlere indirilmiş bir kitabın işareti sayılabilir:

Allah  sana bu Kitab’ı, gerçekleri içeren  ve kendinden öncekileri kabul eden bir kitap olarak indirdi. Tevrat ’ı ve İncil ’i de o indirdi.

Onlar daha önce, insanlar için birer rehberdi. Allah hep doğruyu yanlıştan ayıran kitaplar indirmiştir. Allah 'ın âyetlerini görmezlik edenler… İşte onlar için ağır bir ceza  vardır. Allah güçlüdür, öç alması da vardır. (Al-i İmran 3/3-4)

Tevrat  Yahudilere, İncil Hıristiyanlara indirildiğine göre Furkan, Sabiîlere indirilmiş olabilir. Buhârî Ebu’l-Âliye’den şunu nakletmiştir: “Sabiîler  ehl-i kitaptan bir fırkadır, Zebur okurlar[1].”

Bu deliller Sabiîlerin de ehl-i kitaptan olduğu konusunda birleşmektedir.

Üçüncü âyette geçen Mecusilerle ilgili Peygamberimiz şöyle buyuruyor: Onlara, ehli kitaba davrandığınız gibi davranın[2].

 Araştırmacılar Sabiîlerin bugün Irak ’ta Fırat ve Dicle ırmaklarının birleştiği bölge ile İran ’ın Irak’a yakın kısmında, Karun ırmağı boylarında ve dağınık olarak da Bağdat  ve Basra şehirlerinde yaşadığını tespit etmişlerdir. Bunların toplam sayısının yirmi bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.  

Onlara göre Sabiîlik  Işık Elçisi  (Cebrail ?) tarafından ilk insana (Adem’e) öğretilmiş ve ondan sonra nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar ulaşmıştır. Yahya aleyhisselam doğruluğun peygamberi ve ilahi elçidir. O, İlahi mesajı getiren, bazı ibadetleri uygulayan ve öğreten bir rehber, bir öğretmen ve kötü güçleri yenebilmek gayesiyle ışık yolunu izleyenlere kutsal metinleri tebliğ eden bir tebliğcidir.

En önemli kutsal kitapları Ginza ’dır. Bundan sonra Draşia d Yahya  (Yahya’nın Öğretileri) gelir. Bir diğer kitapları da Qolasta’dır.

Bütün varlıkları var eden Yüce Varlık inancı Sabiîliğin temelini oluşturur.

Onlara göre bir ışık alemi, bir de karanlık alemi vardır. Bunlar biri diğerinin ayrılmaz parçası ve varlığının şartıdır. Işık aleminin başında Yüce Varlık, yani Işık Kralı  vardır. O, en üstün özelliklere sahiptir ve bütün noksanlıklardan uzaktır.

Işık Kralı ’nın altında, ona karşı savaş içinde olan Karanlık Kralı  bulunur. Şeytanlar , devler , kötü ruhlar , vampirler , canavarlar , erkek ve dişi bütün kötü varlıklar bu kralın emri altındadırlar. Işık Kralı ahirette bunların hesabını görecektir.

Ölüm, yeni bir hayatın başlangıcı, beden hapishanesinden kurtulup ışık alemine yükselişin ilk adımıdır. Dünyada ilahi mesaja uygun yaşamış, kötü şeylerden yüz çevirmiş ruh, yükseliş yolculuğuna başlar.  Dünyayı kuşatan yedi gezegeni şimşek hızıyla geçer ve Abatur’un terazisine ulaşır. Orada tartılıp yoluna devam eder ve Işık Alemi’ne ulaşır.

Günahkar kötü ruhlar  ise dünyayı kuşatan yedi gezegenden geçerken işlediği günah ölçüsünde, Kıyametten sonraki hesap gününe kadar işkence görürler.

Kıyametten sonra, günahkar ve kötü ruhlar  için genel bir hesap dönemi başlar. Hesap verdikten sonra Suf Denizi  adı verilen cehenneme atılacaklardır. Burada günahları oranında kalan ruhlar, Işık Elçisi  Hibil Ziva  tarafından vaftiz  edilecek ve sırayla Işık Alemi’ne alınacaklardır.

Sabiîler , müslümanların abdestine ve boy abdestine benzer uygulamalarda bulunurlar. Bütün hayatlarını kuşatan duaları, koç ve güvercin kesmek suretiyle yaptıkları kurban ibadetleri , oruçları ve kutsal gün ve bayramları vardır. Din adamları ve mabetleri bulunmaktadır.

Dua, Yüce Tanrı’ya, onun emrindeki Işık Elçisi ’ne, ışık varlıklara ve ata ruhlarına  yöneliktir. Bunlar dışındaki varlıklara dua yasaktır.

Sarhoş  eden içkiler, kendiliğinden ölmüş veya bir başkası tarafından öldürülmüş hayvanların eti, dini kurallara göre kesilmeyen veya Sabiî olmayan biri tarafından kesilen hayvanın eti haramdır[3].  

 


 


[1]- Buhârî, Teyemmüm, 6.

[2]- el-Muvatta, Zekat, 42. Açıklamalar böl. "Dûn" başlıklı yazıya bkz.

[3]- Günay TÜMER, Abdurrahman KÜÇÜK, Dinler Tarihi, IV. Baskı, Ankara 2002, 127-143.