KUR'AN-I KERİM ve AÇIKLAMALI MEALİ
   Fatiha Suresi
   Bakara Suresi
   
Hamd
   Kafirlik
   Alışkanlılar
   Kalp-İşitme- Görme
   Münafık Körlüğü
   Dinler
   Aracılık
   Halef-Selef
   Tesbih-Takdis
   Şefaat
   Tarım Toplumu
   Cennet Kimler Girer
   
Sabiîler
   Cumartesi Yasağı
   Kurbanlık Boğa Olayı
   Ölünün Diriltilmesi
   Kitabı Tarhrîf
   Sıkı Tutma / Isyan
   İsteyen/İstediği

    Nesih ve Zina Cezası
   İbrahim Aleyhisselam
   Soru Cümleleri
   Aklını Kullanmayanın Hali
   Adeti Kadının Oruç ve   Namazı
   Oruç Fidyesi
   Rüşvet
   Başarının Sırları
   Talak
   İftida
   Nikah'în Denetlenmesi
   Faiz
   Kadınların Şahitliği
   İçinde Olandan Sorumlu Olma
   Kur'an'ı Açıklama Usulü

ŞEFAAT

 
 

Şefaat

Öyle bir günden sakının ki, o gün kimse kimsenin yerine ceza çekmez. Kimseden şefaat kabul edilmez. Kimseden bir karşılık alınmaz. Onlar  yardım görmezler (Bakara 2/48)                                                         .

Şefaat  sözlükte, yardımcı olmak veya bir şey istemek maksadıyla birine eşlik etmektir. Daha çok, saygın birinin düşük konumda olana arka çıkması anlamında kullanılır[1]. İnsanlar arasında bu tür ilişkiler olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:   

Herkim iyilik için şefaat  ederse (arka çıkarsa) bundan kendine pay vardır. Herkim de kötülük için şefaat ederse (arka çıkarsa) onun da bundan sorumluluğu vardır.  Allah her şeyi korur ve kollar. (Nisa 4/85)

Şefaat  derken, saygın birinin Allah ’ın yanında başkasına arka çıkması ve yardımcı olması akla gelir. Allah, kendine karşı yapılacak böyle davranışı kabul etmez. Allah Teâlâ şöyle buyurur: 

“Rablerinin huzurunda toplanacak­ları gün­den korkanları Kur’ân ile uyar; onların Alla­h’tan başka ne bir dostları ne de şefaatçileri vardır. Belki kendilerini korurlar.” (En’am 6/51)

O gün herkesin işi başından aşar. Allah  Teâlâ şöyle buyurur:

“O gün kişi kardeşinden, ana­sından, ba­basın­dan, eşinden ve oğulla­rından kaçacaktır. O gün her­kesin işi başından aşa­caktır.” (Abese 80/34-37)

“De ki: O şefaat, bütünüyle Allah’ındır.” (Zümer 39/44)

“De ki: Allah’ın dilemesi dışında ben kendime bile bir fayda ve zarar verecek durumda değilim.” (Araf 7/188)

Ey inananlar! Size rızık olarak ne vermişsek, ondan harcayın. Sonra öyle bir gün gelir ki, onda ne alış veriş, ne dostluk, ne de şefaat  bulunur. Nankörlük edenler tam bir yanlışlık içindedirler. (Bakara 2/254)

Ensar’dan Ümmü’l-Alâ diyor ki, muhacirlere kura çekilince bize Osman b. Maz’ûn düştü. Onu evlerimize yerleştirdik. Sonra ölümüne sebep olan hastalığa tutuldu. Vefat edince yı­kandı ve kendi elbiseleri içine kefenlendi. Muhammed sallal­lahu aleyhi ve sellem  içeri girdi. O sırada dedim ki, “Ebu’s-Sâib[2]! Allah  sana rahmet eyle­sin. Allah’ın sana gerçekten ikramda bulundu­ğuna şahidim.” Bunun üzerine Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi: “Al­lah’ın ona ikram ettiğini ne biliyorsun?” Dedim ki, “Babam sana kur­ba n ey Allah’ın Elçisi, Allah ya kime ikram eder?” Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bu­yurdu ki, “Evet ona kaçınılmaz gerçek geldi. Vallahi onun için hep hayırlar bekli­yorum. Ama ben Allah’ın Elçisi olduğum halde nasıl karşıla­na­cağımı vallahi bilmiyorum.”

Ümmü’l-Alâ dedi ki, “Vallahi bundan sonra hiç kimseyi tezkiye etmem[3].”

Müşrik , Allah’ı, yer yüzü krallarına benzettiği için arabuluculuk yapacak ve kendini ona karşı koruyacak birini arar. Bu, Allah’a yakınlığı olan ve onun geri çeviremeyeceği biri olmalıdır. Mekkeli müşrikler putlarını bu konumda görürlerdi. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah’ın dûnundan[4], öyle şeye kul olurlar ki, kendilerine ne bir fayda sağlayabilir ne de zarar verebilir. Derler ki, “Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” De ki: “Göklerde ve yerde, Al­lah’ın bilme­diği bir şeyi mi ona haber veriyorsu­nuz?” Allah, onların ortak koştukları şeyden uzak ve yücedir. (Yunus 10/18)

Allah kime şefaat  yetkisi verirse yalnız on­lar, Allah’ın di­lediği kimse­lere şefaat edebilirler, kendi dilediklerine değil. Bu, bilinen anlamda şefaat değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:   

“Allah onların yaptık­larını da yapa­cak­larını da bilir. Şefaate yetkili kıldıkları, onun razı ol­duğu kişilerden başka­sına şefaat  edemezler. Kendileri de onun korkusundan titrerler.

Onlardan kim, “Ben Allah’a yakın bir ilahım.” Derse, onu cehennemle cezalandırırız. İşte o zalimleri böyle cezalandırırız.” (Enbiya 21/28)

Ebu Hureyre bildiriyor:

“Kabilenin en yakınlarını uyar.” (Şuarâ 26/214) âyeti inince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kalktı ve şöyle bir konuşma yaptı:

“Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi kurtarmaya bakın; Allah’ın yanında size hiç bir faydam olmaz. Ey Abdumenaf oğulları! Allah’ın yanında size hiç bir faydam olmaz. Ey Abdulmuttalib oğlu Abbas (Amcası)! Allah’ın yanında sana hiç bir faydam olmaz. Ey Safiyye (halası)! Allah’ın yanında sana hiç bir faydam olmaz. Ey Muhammed kızı Fatma! Benim malımdan dilediğini benden iste. Ama Allah’ın yanında sana hiç bir faydam ol­maz.” (Buhârî, Vesâyâ, 11)

Allah Teâlâ Peygamberimize hitaben şöyle buyurur:

“Sana ne iyilik gelse Allah’tan gelir. Sana ne kötülük gelse kendinden gelir. Seni in­sanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeter.” (Nisa 4/79)


 

[1]- Müfredât.

[2]- Osman b. Maz'un radıyallahu anhın lakabıdır.

[3]- Buhârî, Cenâiz, 3.

[4]- Açıklamalar böl. "Dûn" başlıklı yazıya bkz.