Şefaat
Öyle bir günden sakının ki, o gün kimse
kimsenin yerine ceza çekmez. Kimseden
şefaat kabul edilmez. Kimseden bir karşılık alınmaz.
Onlar yardım görmezler
(Bakara 2/48)
.
Şefaat
sözlükte, yardımcı olmak veya
bir şey istemek maksadıyla birine eşlik etmektir. Daha çok,
saygın birinin düşük konumda olana arka çıkması anlamında
kullanılır.
İnsanlar arasında bu tür ilişkiler olur. Allah Teâlâ şöyle
buyurur:
Herkim iyilik için şefaat
ederse (arka çıkarsa) bundan
kendine pay vardır. Herkim de kötülük için şefaat ederse (arka
çıkarsa) onun da bundan sorumluluğu vardır. Allah her şeyi korur ve kollar.
(Nisa 4/85)
Şefaat
derken, saygın birinin Allah
’ın yanında başkasına arka
çıkması ve yardımcı olması akla gelir. Allah, kendine karşı
yapılacak böyle davranışı kabul etmez. Allah Teâlâ şöyle
buyurur:
“Rablerinin huzurunda toplanacakları günden korkanları Kur’ân ile uyar; onların Allah’tan başka ne
bir dostları ne de şefaatçileri vardır. Belki kendilerini
korurlar.” (En’am 6/51)
O gün herkesin işi başından
aşar. Allah
Teâlâ şöyle buyurur:
“O gün kişi kardeşinden, anasından, babasından, eşinden
ve oğullarından kaçacaktır. O gün herkesin işi başından
aşacaktır.” (Abese 80/34-37)
“De
ki: O şefaat, bütünüyle Allah’ındır.”
(Zümer 39/44)
“De ki: Allah’ın dilemesi
dışında ben kendime bile bir fayda ve zarar verecek durumda
değilim.” (Araf 7/188)
Ey inananlar! Size rızık olarak ne vermişsek, ondan
harcayın. Sonra öyle bir gün gelir ki, onda ne alış veriş, ne
dostluk, ne de şefaat
bulunur. Nankörlük edenler
tam bir yanlışlık içindedirler.
(Bakara 2/254)
Ensar’dan Ümmü’l-Alâ diyor
ki, muhacirlere kura çekilince bize Osman b. Maz’ûn düştü. Onu
evlerimize yerleştirdik. Sonra ölümüne sebep olan hastalığa
tutuldu. Vefat edince yıkandı ve kendi elbiseleri içine
kefenlendi. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem içeri girdi.
O sırada dedim ki, “Ebu’s-Sâib!
Allah
sana rahmet eylesin. Allah’ın
sana gerçekten ikramda bulunduğuna şahidim.” Bunun üzerine
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi: “Allah’ın ona ikram
ettiğini ne biliyorsun?” Dedim ki, “Babam sana kurba
n ey Allah’ın Elçisi, Allah ya
kime ikram eder?” Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu
ki, “Evet ona kaçınılmaz gerçek geldi. Vallahi onun için hep
hayırlar bekliyorum. Ama ben Allah’ın Elçisi olduğum halde
nasıl karşılanacağımı vallahi bilmiyorum.”
Ümmü’l-Alâ dedi ki, “Vallahi
bundan sonra hiç kimseyi tezkiye etmem.”
Müşrik
, Allah’ı, yer yüzü
krallarına benzettiği için arabuluculuk yapacak ve kendini ona
karşı koruyacak birini arar. Bu, Allah’a yakınlığı olan ve onun
geri çeviremeyeceği biri olmalıdır. Mekkeli müşrikler putlarını
bu konumda görürlerdi. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah’ın dûnundan,
öyle şeye kul olurlar ki,
kendilerine ne bir fayda sağlayabilir ne de zarar verebilir.
Derler ki, “Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” De
ki: “Göklerde ve yerde, Allah’ın bilmediği
bir şeyi mi ona haber veriyorsunuz?” Allah, onların ortak koştukları şeyden uzak ve yücedir.
(Yunus 10/18)
Allah kime şefaat
yetkisi verirse yalnız onlar,
Allah’ın dilediği kimselere şefaat edebilirler, kendi
dilediklerine değil. Bu, bilinen anlamda şefaat değildir. Allah
Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah onların
yaptıklarını da yapacaklarını da bilir. Şefaate yetkili
kıldıkları, onun razı olduğu kişilerden başkasına şefaat
edemezler. Kendileri de onun korkusundan titrerler.
Onlardan kim, “Ben Allah’a yakın bir
ilahım.” Derse, onu cehennemle cezalandırırız. İşte o zalimleri
böyle cezalandırırız.” (Enbiya
21/28)
Ebu Hureyre bildiriyor:
“Kabilenin en yakınlarını uyar.”
(Şuarâ 26/214) âyeti inince Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellem kalktı ve şöyle bir konuşma yaptı:
“Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi kurtarmaya bakın; Allah’ın yanında size hiç bir faydam olmaz. Ey Abdumenaf
oğulları! Allah’ın yanında size hiç bir faydam olmaz. Ey
Abdulmuttalib oğlu Abbas (Amcası)! Allah’ın yanında sana hiç bir
faydam olmaz. Ey Safiyye (halası)! Allah’ın yanında sana hiç bir
faydam olmaz. Ey Muhammed kızı Fatma! Benim malımdan dilediğini
benden iste. Ama Allah’ın yanında sana hiç bir faydam olmaz.”
(Buhârî, Vesâyâ, 11)
Allah Teâlâ
Peygamberimize hitaben şöyle buyurur:
“Sana ne iyilik gelse Allah’tan gelir. Sana
ne kötülük gelse kendinden gelir. Seni insanlara elçi olarak
gönderdik, şahit olarak Allah yeter.”
(Nisa 4/79)