Kulumuza indirdiğimiz şey hakkında şüpheye düştüyseniz, ona
denk bir sure getirin. Allah’ın dûnundan,
bütün bilginlerinizi çağırın. Haklıysanız yaparsınız.
(Bakara 2/23)
Gökleri, yeri,
Güneş’i, Ay’ı, yıldızları ve bizi
yaratan,
yağmuru yağdırıp
bitkiyi bitiren Allah
, göklerin ve yerin tek
kralıdır. Bize şah damarımızdan yakındır. Kimi insanlar
onu, ülkelerinin kralı gibi kendilerinden uzak sanır,
aracılık
yapsın diye Allah’a yakın
bildiklerine baş bururlar. Hıristiyanlar
, aracı
saydıkları İsa
’ya Allah’ın oğlu, Mekkeli
müşrikler putlarına, Alla
h’ın kızları,
büyüklerinin ruhlarından yardım umanlar da onlara, Allah’ın
evliyası, yani dostları derler.
Allah
’a karşı aracı
konan varlığa, Allah’a ait
özellikler yakıştırılır. Onlar ölümsüzleştirilirler.
Olağanüstü duyma, görme, anlama ve yardım etme özelliklerine
sahip sayılırlar. Bunlar Allah’a ait özelliklerdir. Üstelik
bu özellikleri onlara, Allah’ın verdiğine de inanırlar.
Mekkeli müşrikler Kabe’yi tavaf ederken şöyle derlerdi:
“Lebbeyk
lâ şerîke lek illâ şerikin
huve lek temlikuhu ve mâ melek”
“Emret Allah’ım, senin
ortağın yoktur. Yalnız bir ortağın var
ki, onun da yetkilerinin de sahibi sensin.”
Abbas diyor ki, onlar:
“Lebbeyk
lâ şerîke lek. Emret,
senin hiçbir ortağın yoktur”
dediklerinde, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
derdi: “Yazık size! Burada kesin, burada kesin!”.
Şirkin yapısı aşağıdaki
şekilde gösterilebilir:

Her müşrik
Allah
’ı var ve bir bilir ama
kendinden uzak sanır. Tanrılar, ata ruhları
ve din adamları aracılığı
ile Allah’a ulaşmaya çalışır. Bunlar Allah’ın dûnundan
çağrılan ilahlar olurlar. Allah’a yönelen her insanın önüne
böyle tuzaklar çıkar. Çünkü sırat-ı müstakim
, yani doğru yol, Şeytanın
tuzak kurma sahasıdır. O Allah’tan yetki alınca şöyle
demişti:
“Ne olursa olsun, onlar için doğru yolunun üstünde
oturacağım. Sonra onlara sağlarından sollarından,
üstlerinden altlarından geleceğim. Göreceksin, onların çoğu,
elinde olanın kıymetini bilmeyecektir”
(Araf 7/17)
Şeytan
, bütün ustalığını, doğru
yola girenleri saptırmak için kullanır.
Aracılara inananlar, Allah
’ın onları kırmayacağına da
inanırlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“De ki, baksanıza, Allah’ın dûnundan
neyi çağırıyorsunuz? Gösterin bana, onların yeryüzünde
yaratmış oldukları ne vardır? Yoksa onların göklerde bir
payı mı bulunuyor? Bu konuda bana, bundan önce gelmiş bir
kitap veya bir bilgi kalıntısı getirin bakalım. Doğru sözlü
kimseler iseniz.” (Ahkaf
46/4)
Aracılara inananlar onları,
Allah
’ı sever gibi severler.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“İnsanlardan kimi, Allah'ın dûnundan
ona benzer saydığı şeylere tutulur. Onları Allah'ı sever
gibi severler.”
(Bakara 2/165)
Allah
’tan istenmesi gereken
şeyler onlardan istenir. Onları razı etmek, Allah’ı razı
etmenin önüne geçer. Allah’ı razı etme işi onlara bırakılır.
Dara düşünce aracıyı unutur ve doğrudan Allah’a yalvarır.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Gemiye bindiklerinde,
şirkten uzak bir şekilde, yalnız ona boyun eğerek Allah
’a yalvarırlar. Onları
karaya çıkardı mı, bir de bakarsın ona eş koşmaya
kalkışıyorlar.”
(Ankebut 29/65) Çünkü tehlike geçince eski hallerine döner,
kendilerini aracıların kurtardığını anlatmaya başlarlar.
“Darda kalmış kişi dua ettiği zaman onun yardımına kim
yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzünün
hakimleri yapıyor? Allah ile beraber
başka tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsunuz!“
(Neml 27/62)
“De ki: “Sizi karanın ve denizin karanlıklarından
kurtaran kimdir? Bundan bizi kurtarırsan şükredenlerden
olacağız diye ona gizli gizli yalvarır yakarırsınız.”
De
ki: “Sizi ondan ve her sıkıntıdan Allah
kurtarır, sonra da ona
ortak koşarsınız.”
(En’am
6/63-64)
İşte Rabbiniz olan Allah... Hakimiyet
onundur. Ondan başka çağırdıklarınız bir çekirdek zarına
bile hükmedemezler.
Onları çağırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar
bile size karşılık veremezler; kıyâmet günü de sizin ortak
saymanızı tanımazlar.
Hiç kimse sana, her şeyi bilen Allah
gibi, haber vermez.
(Fatır 35/13-14)
Hadise göre, günümüz müslümanlarını tanımak için ehl-i
kitaba bakmak gerekir.
Hıristiyan
dünyasında en çok mensubu
bulunan Katolikler
; İsa
, Kutsal Ruh
, Meryem
Ana, Petrus
, Kilise
ve Rûhânî liderleri aracı
sayarlar. Bunlar arasında
İsa’nın özel bir yeri vardır. Bu konuda şöyle derler:
“İsa, bizim için bizim yerimize ve bizim lehimize dua eder.
Baba’nın yanında,
durmadan bizim için arabuluculuk yapar. Duamız kararlı
biçimde İsa’nınki ile evlada yaraşır güvenle ve
yüreklilikle birleşmişse, onun adına dilediğimiz her şeyi
elde ederiz.”
Katoliklerin Allah
ve aracılarla ilgili
inançları şöyledir:
Allah
birdir. Ondan başka Tanrı
yoktur.
O, gerçeğin kendisidir. Yeri ve göğü tek başına yaratmıştır.
Yaratılış düzenini ayarlayan ve dünyayı yöneten odur.
O, peygamberleri aracılığı ile tüm ulusları tek olan
kendisine dönmeye çağırır ve şöyle der: “Ey dünyanın en uzak
köşelerinde olanlar, hepiniz bana yöneliniz ki kurtulasınız,
zira ben Tanrı’yım, başkası da yoktur. (...) Evet, her diz
benim önümde çökecek, her dil, güç ve hak Allah’tadır
diyerek benimle ant içecektir.
İsa
da Allah
’ın tek Rab olduğunu, onu
insanın tüm yüreğiyle, tüm canıyla, tüm aklıyla ve tüm
gücüyle sevmesi gerektiğini söyler.
O insanlara yakındır,
her şeyi bilir.
Onda ne bir değişme, ne de gölge salan bir dönüş vardır. O,
her zaman için var olandır.
Varlığının başı ve sonu yoktur. Her şey varlığını ona
borçludur. O, kendiliğinden var olandır.
Sahip olduğumuz her şey ondan gelmektedir.
“Tanrım ve Rabbim, seni
benden uzaklaştıracak her şeyi benden al.
Tanrım ve Rabbim, seni bana
yaklaştıracak her şeyi bana ver.
Tanrım ve Rabbim, beni
benden kurtar ki, kendimi sana verebileyim.
Allah
’ın Baba
olarak adlandırılması, her
şeyin başlangıcı ve aşkın otorite sahibi olmasından ve tüm
çocuklarının üstüne titreyen sevgi
dolu iyiliğinden dolayıdır.
Allah ne erkektir, ne kadın; Allah, Allah’tır.
2-
İsa (Oğul)
Katoliklere göre Allah
’ın oğlu unvanı Allah ile
yaratığı arasında özel bir yakınlığı gösterir. Bu unvan
meleklere, İsrail
oğullarına ve onların
krallarına da verilir.
İsa
, Baba
’nın kutsal ruhla
meshettiği ve onu rahip, peygamber ve kral
yaptığı kişidir.
O, Baba’nın elçisidir. Göreve başladığı andan itibaren
istediği kişileri yanına çağırdı, onlardan on kişiyi yanında
bulundurmak, Allah
’ın sözünü duyurmaya
göndermek üzere seçti.
İsa
kendiliğinden bir şey
yapamaz. Her şeyi kendisini gönderen Baba
’dan alır, İsa’nın elçileri
de kendiliklerinden bir şey yapamazlar.
Havariler
zamanında İsa
’nın gerçek anlamda insan
olması üzerinde durulurdu. Ama üçüncü yüzyıldan sonra
Antakya
’da toplanan konsil onun,
Allah
’ın oğlu olduğunu savunmak
zorunda kaldı. 325’teki Ökümenik
İznik Konsili
ise Allah’ın oğlunun
yaratılmış olmadığını, Baba’dan doğduğunu
ve onunla aynı özde olduğunu kabul etti.
431’de Efes’te toplanan
üçüncü ökümenik konsil
şu karara vardı: “İsa
, kendi kişiliğini, akıllı
ruhla canlandırılmış bir bedenle birleştirerek insan
olmuştur. Meryem
Ana ise, gerçek anlamda
Tanrı
’nın Anasıdır.”
451’de Kadıköy’de toplanan
dördüncü ökümenik konsil
şunu ilan etti: “Rabbimiz
Mesih
İsa
’nın mükemmel Tanrılığa ve
mükemmel insanlığa sahip, gerçek Tanrı
ve gerçek insan olduğunu,
akıllı bir ruhtan ve bedenden oluştuğunu, Tanrılık açısından
Baba
ile, insanlık açısından da
bizimle aynı özde olduğunu, günah dışında hepimize her şeyde
benzer olduğunu, Tanrılık açısından yüzyıllar öncesinden
Baba’dan doğduğunu, insanlık açısından bizim esenliğimiz
için bakire Meryem
’den doğduğunu oybirliği
ile kabul ettiğimizi resmen beyan ederiz.
Allah
’ın Oğlunun insan oğlu
olması, insanın onunla birlik içine girip Allah’a oğul olma
niteliği kazanması içindir. Çünkü o, bizler (Katolikler
) Tanrı
olalım diye insan oldu.
Doğası gereği görünmeyen
Allah
, İsa
’nın bedeninde görünür
olmuştur.
Mesih
İsa
, gerçek Tanrı
ve gerçek insandır. İşte
bu nedenle insanlarla Allah
arasında tek aracıdır.
Şimdi o, Baba
’nın yanında
Hıristiyanların avukatlığını yapıyor. Onlar lehine aracılık
etmek için hep canlıdır.
Allah
’ın huzurunda daima hazır
bulunmaktadır.
Kendisi aracılığı ile Allah’a yaklaşanları tamamen
kurtarmaya gücü yeter.
Hıristiyanlarda insanın
konumu şöyledir:

Kutsal Tanrı
yani Allah
ile günahlı insan arasında
büyük bir boşluk göze çarpar. Oklar günahlı insanın Allah’a
ve onun sunduğu bol yaşama ulaşmak için gösterdiği çabayı
simgeler. Bu çaba, Allah’tan karşılık beklenerek yapılan
iyilikler, arayış içinde felsefeden felsefeye koşma ya da
dinsel inanç
biçiminde kendini
gösterir.
Aşağıdaki resim aradaki
ayrılığı kapatacak tek yolu açıklar.

Allah
ile insan arasındaki kuzu
İsa
’dır. O kendini, insanlığın
kurtuluşu için kurban
etmiştir.
Pavlus
’un Timoteos
’a mektubunda şu söz yer
alır: “Tek bir Allah
ve Allah ile insanlar
arasında tek bir Aracı vardır. Bu da insan olan ve
kendisini herkes için fidye
olarak sunmuş bulunan
Mesih
İsa
’dır.”
Pavlus
’un Romalılara mektubunda şu
ifadeler yer alır: “Kutsal Ruh
, bizim zayıflığımıza yardım
eder, çünkü nasıl dua etmemiz gerektiğini bilmiyoruz; ama
Ruh
’un kendisi sözle
anlatılamayan iniltilerle bizim için şefaat
eder. İnsanların
yüreklerini araştıran Allah, Ruh’un
düşüncesinin ne olduğunu bilir. Çünkü Ruh, Allah’ın isteğine
göre kutsallar için şefaat eder.
Katoliklere göre Allah
’ın işlerinin etkeni olan
Kutsal Ruh
, duanın da efendisidir.
Meryem
Ananın analığı
bitmemiştir. Yinelenen arabuluculuğu ile ebedi
esenliklerini sağlayan armağanları garanti altına almaya
devam etmektedir. Onun içindir ki, Meryem Anaya Kilise
’de avukat, yardımcı,
yardıma koşan, arabuluculuk yapan derler.”
İsa
’nın Petrus
’a çok özel bir yetki
vererek şunları söylediğine inanılır: “Göklerin
egemenliğinin anahtarını sana vereceğim. Yeryüzünde
bağlayacağın her şey göklerde de bağlanmış olacak.
Yeryüzünde çözeceğin her şey, göklerde de çözülmüş olacak.”
Anahtarlara sahip olmak,
Kilise
olan Allah
’ın evini idare etme
yetkisine sahip olmak demektir. Bağlama ve çözme demek,
topluluğa alacağınız veya topluluktan atacağınız kişiler,
Allah
tarafından kabul görecek
ya da reddedilecek demektir. Birliğinize yeniden alacağınız
kişiyi Allah da kendi birliğine kabul edecektir. Kiliseyle
barışma, Allah ile barışma demektir.
Mesih
İsa
on ikileri seçerken
onlardan oluşan bir kurul kurdu ve başına içlerinden
Petrus’a getirdi. Tıpkı bunun gibi Papa da Petrus’un halefi
olarak ve havariler kurulunun halefleri olan öteki
episkoposlarda kendi aralarında bir kurul oluştururlar.
İsa Petrus’a cennetin anahtarlarını verdi.
6-
Kilise ve Rûhânî Liderler
Kilise
, hiyerarşik organlardan ve
Mesih
’in mistik bedeninden
oluşmuş bir topluluktur. Göksel armağanlarla donatılmıştır.
Kilisenin, biri insani diğeri ilahi olan iki farklı yapısı
vardır.”“Kilise
insanlıkla Allah
arasındaki birleşmenin
işareti ve aracıdır.”
İman
ve vaftiz
ile Allah
’ın halkından olunur.
İnsanlar Mesih
’te tek aile ve Allah’ın
tek halkını oluştursunlar diye herkes Allah’ın halkına
katılmaya çağrılmıştır.
Kilise
kutsal ruhun tapınağıdır.
Kutsal ruh
mistik bedenin yani
kilisenin ruhu gibidir. Hayatın kaynağıdır, armağan ve
karizmalarının zenginliği ve çeşitliliğidir.
Elimizdeki İncil
’e göre İsa
çarmıha gerilip
defnedildikten üç gün sonra kabrinden çıkmış, Celile
'de 11 havarisine görünmüş
ve şöyle demiştir: «Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana
verildi.
19Bu
nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak
yetiştirin. Onları Baba
, Oğul ve Kutsal Ruh
'un adıyla vaftiz
edin. 20Size
buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben,
dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.» (Matta
28/16-20).
Episkoposlar
ilahi kurum olarak
havarilerin yerlerini almışlardır. Onları dinleyen Mesih
’i dinlemiş olur. Onları
reddeden Mesih’i ve Mesih’in gönderdiği kişiyi reddetmiş
olur.
Papazlığın kaynağı Mesih
’in bizzat kendisidir.
Papazlığı o kurdu; ona yetki, misyon, yönelim ve güç verdi.
Mesih
’e benzeyen kilise
görevlileri gerçekten Mesih’in kullarıdır. Çünkü
söyledikleri sözler ve verdikleri ihsan kendilerinin değil,
başkalarına verilmek üzere kendilerine emanet edilen
Mesih’in sözü ve ihsanıdır.
Her episkopos görevini
episkoposlar kurulu içinde Petrus
’un halefi ve episkoposlar
kurulunun önderi olan Roma episkoposu ile birlik içinde
yerine getirir. Papazlar
da görevlerini
episkoposlarının yönetimi altındaki episkoposluk
bölgesinde yerine
getirirler.
Papaz kişisel yetkisiyle
insanlara; “seni Baba
’nın adına vaftiz
ediyorum, seni
bağışlıyorum diyebilir.
İsa
petrus’a cennetin
anahtarlarını verdi. Petrus
’a verilmiş olan bağlama ve
çözme yetkisi kilisenin
temelini oluşturur ve Papa’nın önderliği altındaki
episkoposlar tarafından sürdürülür.
B-
Kur’ân’ın
Konuya Bakışı
Kur’ân
bunları kâfirlik
sayar.
Allah
Teâlâ şöyle buyurur:
"Allah
Meryem
’in oğlu
Mesih
'tir"
diyenler tam kafir oldular. Oysa Mesih şöyle demiştir: "Ey
İsrail
oğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kul
olun.
Şurası bir gerçek ki; kim Allah'a ortak
koşarsa
Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer o ateştir.
Zalimlerin yardımcıları da olmaz".
"Allah üçün
üçüncüsüdür” diyenler de tam kafir oldular. Oysa Tek Tanrı
’dan başka tanrı yoktur.
Eğer bu dediklerinden vazgeçmezlerse, onlardan kafir
olanları, elem verici bir azap elbette çarpacaktır.”
(Maide 5/72-73)
İsa
, vefatından sonra
ümmetinden habersiz hale gelecektir. O, ahirette şöyle
diyecektir:
“ ... içlerinde olduğum sürece onlara tanıktım. Beni vefat
ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen
oldun. Sen her şeyi görüp gözetirsin.”
(Mâide 5/117)
Kendinden habersiz birini
aracı
koymak ve ondan yardım
istemek olur mu? Allah
Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah’ın dûnundan
çağırdıklarınız da, sizin gibi kullardır. Eğer haklıysanız
onları çağırın da size cevap versinler bakalım.
Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tutacak elleri mi
var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları
mı var? De ki: “Ortaklarınızı çağırın sonra bana tuzak
kurun, hiç göz
açtırmayın.”
“Çünkü benim velim Kitap’ı indiren Allah
’tır. O, iyilere velilik
eder.”
“Onun dûnundan çağırdıklarınız kendilerine yardım edemezler
ki size yardım etsinler.”
(Araf 7/191-197)
“Belki kendilerine yardımları dokunur diye Alla
h’ın dûnundan tanrılar
edindiler. Ama onların yardıma güçleri yetmez. Oysaki
kendileri onlar için hazır askerdirler.“
(Yasin 36/74-75)
Taoizm
, Çin dini geleneğine ait
temel inançlardandır. Kurucusu sayılan Lao-Tzu
’nun, Konfüçyüs ile çağdaş
olduğuna ve ondan 53 yaş büyük olduğuna inanılır. Lao-Tzu,
hayatının sonuna doğru Çin’den çıkıp batıya göç etmiş ve
orada Budda
’ya dönüşmüştür. Bunun
sonucu olarak Tao
; Buddizm
, Konfüçyüsçülük ve Hint
dinlerinin ortak
değeri olmuştur.

Tao
ile kastedilen Allah
’tır. Çünkü O, yüce
varlıktır. Tabiat düzeninin idarecisi, her şeyin üstündeki
varlık, yaratıcı kudrettir. Yüce hükümdardır. Hürmet ve
ibadet edilmesi gereken varlıktır. Kainatın düzenini kuran
odur. Sabah Tao’yu zikreden akşam rahat ölür.
O uludur, yücedir. Yerdeki
insanlara hükmeder, kötü olanlar çoğalınca da hükmü
amansızdır. Ölmek ve dirilmek, şeref ve zenginlik, onun
takdirindedir. O her şeyi açıkça görür. Bütün işlerde
insanlarla beraberdir.O,
ezelidir, ebedidir, her yerde vardır, nasıl olduğu bilinmez.
Onu zihninde resmetmeye kalkan kaybeder.
Yaratılmamıştır. Her şeyi yaratan ve
evreni yöneten odur.
Değişmez,
her zaman vardır ve her zaman hazırdır.”
Te, Tao
’nun gerçek varlığının ortaya çıkışıdır.
İnsanda ve öteki varlıklarda görünen halidir. Bütün
varlıkları Tao meydana getirir; ‘‘Te’’ besler, büyütür,
şekil verir ve kuvvetini tamamlar. Bütün varlıklar TAO
’yu yükseltir, Te’ye değer verirler.
Bunlar kainat düzeninin yönlendirici ve yönetici iki büyük
gücünün evrensel simgesidir. Bu iki güç birbirinden bağımsız
olarak varlıklarını sürdüremezler.
Her şey Yin
ve Yang
’ın gizemli ilişkisi sonucu latif alemden zahir olan dünyaya
çıkartılır.
TAO
bu prensibi yaratmıştır. Ancak bu yaratma işleminden sonra
TAO’nun yaratma gücü Yin
-Yang