28 Kasım 2011

Yasin Suresi

İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla

1)      Ya Sîn

2)      Doğru hükümler[1] içeren Kur’an’a yemin olsun ki,

3)      Sen Allah’ın elçilerindensin,

4)      Doğru yoldasın.

5)      Bu, güçlü ve ikramı bol Allah’ın indirdiği kitaptır.

6)      Ataları uyarılmamış bir kavmi uyarman için indirilmiştir. Çünkü onlar bundan habersizdirler.

7)      Onlardan çoğu, bunun gerçek anlamda Allah’ın sözü olduğunu anladıkları halde inanmıyorlar[2].

8)      Sanki boyunlarına, çenelerine kadar dayanan demir halkalar takmışız da, başlarını eğemiyorlar.

9)      Sanki önlerine bir engel, arkalarına da bir engel koyup onları kuşatmışız da göremiyorlar[3].

10)    Onları uyarsan da bir, uyarmasan da: inanmıyorlar.

11)    Sen ancak içten içe Rahman’dan çekinerek bu zikre[4] uyanı uyarabilirsin. Onlara, bağışlanacaklarını müjdele. Yaptıklarının karşılığının ikramiyeli olarak verileceğini de.

12)    Ölüleri diriltecek olan biziz. Yapıp ettiklerini ve eserlerini de yazmaktayız[5].  Yaptığımız her kayıt, açık bir defterdedir.

13)    Şu şehir halkının, elçiler geldiğinde yaptıklarını bunlara örnek ver.

14)    Onlara iki elçi gönderdik; yalanladılar. Sonra elçileri üçüncüsü ile destekledik. Onlar; “biz, size gönderilen elçileriz.” dediler[6].

15)    Halk dedi ki; “Siz de tıpkı bizim gibi insansınız. Rahman[7], bir şey indirmiş değildir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”

16)    Dediler ki; “Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.

17)    Görevimiz açık bir tebliğden ibarettir.”

18)    Halk dedi ki; “Sizin yüzünüzden biz, paramparça olduk[8].  Eğer vazgeçmezseniz sizi taşa tutar, fena halde canınızı yakarız[9].”

19)    Elçiler dediler ki, “sizi parçalayan sizde olandır. Doğrular hatırlatıldı diye paramparça oldunuz öyle mi[10]? Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz.”

20)    Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi; “Ey kavmim, uyun bu elçilere!” dedi.

21)    Sizden ücret istemeyen bu kişilere uyun. Bunlar doğru yoldadırlar.

22)    Ben, beni yaratana niye kulluk etmeyeyim ki!  Zaten onun huzuruna çıkarılacaksınız.

23)    Allah’tan önce başka ilahlara tutunur muyum ben?  Rahman[11] bana bir zarar vermek istese onların şefaati işe yaramaz. Onlar beni kurtaramazlar.

24)    Öyle yapsam, açık bir sapıklık içinde olurum.

25)    İşte ben Rabbinize inandım; beni dinleyin.”

26)    (Onu öldürdüler) “Cennet’e gir[12]” dendi. “Ah, keşke kavmim bilseydi” dedi.

27)    Rabbimin beni, ne sebeple affettiğini ve ikram görenlere kattığını bir bilselerdi!”

28)    Onun arkasından kavmine gökten ordu indirmedik; zaten indirmeyiz.

29)    Sadece yüksek bir ses olur; bakarsınız ki sönüveriyorlar.

30)    Yazık böyle kullara! Kendilerine bir elçi gelmeye görsün, hemen hafife alırlar.

31)    Görmediler mi ki kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik. O nesiller bunlara dönemezler.

32)    Ama nasıl olsa bir gün hepsi huzurumuza çıkarılacaktır.

33)    Ölü toprak onlar için bir ayettir. Ona can verir, daneleri çıkarırız, sonra ondan yerler.

34)    O toprakta hurma ve üzüm bağları oluştururuz. Kaynaklarından sular fışkırtırız.

35)    Bunu yapmamız, hem ürününden hem de elleriyle yaptıklarından yemeleri içindir. Teşekkür etmeyecekler mi?

36)    Yerin bitirdiklerini, kendilerini ve bilmedikleri şeyleri çift yaratan Allah, her türlü eksiklikten uzaktır.

37)    Gece de onlar için bir ayettir; ondan gündüzü sıyırıp çıkarırız da karanlıkta kalıverirler.

38)    Güneş ise kendine ayrılmış yolda akıp gider. İşte bu, güçlü ve bilgili olan Allah’ın koyduğu ölçüdür.

39)    Aya (ışığın) iniş yerleri için[13] ölçü koyduk; sonunda kuru hurma dalına döner.

40)    Güneş ayı yakalayamaz. Gece, gündüzü geçemez[14]. Her biri farklı bir yörüngede yüzüp gider[15].

41)    İnsan neslini tam donanımlı gemiye[16] bindirmemiz onlar için bir ayettir.

42)    Onlara bunun gibi binecekler de yarattık.

43)    Batma şartlarının oluştuğunu görsek[17] onları batırırız. Ne yardımlarına koşan olur, ne de kurtarılırlar.

44)    Bizden bir ikram olsun ve bir süreye kadar yararlansınlar diye kurtarırsak başka.

45)    “Bu insanlara önünüzde olan ve arkanızda kalan için tedbirinizi alın[18] ki ikram göresiniz” dendiği zaman (ölçüye uymazlar)

46)    Onlara Rablerinin âyetlerinden hangisi gelse yüz çevirirler[19].

47)    “Allah’ın verdiği rızıktan hayra harcayın” dense, görmezlikten gelenler, müminlere derler ki, “Onları biz mi doyuracağız; gerekli görseydi Allah doyururdu. Sizin hepiniz açık bir sapıklık içindesiniz.”

48)    “ (Söyleyin bakalım), o tehdit ne zamanmış? Eğer doğru kimselerseniz.”  derler.

49)    Bekledikleri tek bir haykırıştır; onları, birbirleriyle çekişirken yakalar[20].

50)    Artık ne birine bir görev yükleyebilirler ne de ailelerine dönerler.

51)    Sura üflenince derhal kabirlerinden kalkacak, hızla Rablerine doğru akın edecekler;

52)    “Ey vah! ... Yatağımızdan bizi kim kaldırdı[21]?” diyeceklerdir. Denecek ki; “İşte Rahman’ın tehdit ettiği şey. Demek ki, elçiler doğru söylemişler.”

53)    Tek bir haykırış olacak, hepsi derhal huzurumuza çıkarılacaktır.

54)    O gün kimseye yanlış yapılmayacak; sadece yaptığınızın karşılığını göreceksiniz.

55)    Cennet halkı o gün tat alacakları işlerle uğraşacaklar,

56)    Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde tahtlara kurulacaklardır.

57)    Orada onları neşelendirecek işler ve istedikleri her şey;

58)    Bir de ikramı bol Rabbinin selam sözü, artık bir bozukluğun olmayacağı sözü[22] vardır.

59)    “Ey suçlular! Bugün siz ayrılın”

60)    Ey âdemoğulları, size sorumluluk yüklemedim mi? Şeytan’a kul olmayın, o sizin açık düşmanınızdır[23];

61)    Bana kul olun, doğru yol budur” demedim mi[24]?

62)    O, içinizden nice nesilleri yoldan çıkardı, aklınızı çalıştırmıyor muydunuz?

63)    İşte tehdit edildiğiniz Cehennem!

64)    Bugün girin oraya; onu anlamazlıktan geliyordunuz.

65)    Bugün ağızlarına mühür basarız; bize elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahitlik eder.

66)    Düzeni farklı kursaydık[25] gözlerini silme kör ederdik; arkasından yola gelme yarışına girerlerdi ama nereden göreceklerdi ki?

67)    Düzeni farklı kursaydık[26] onları, oldukları yerde başka kalıba sokardık. Sonra ne yola devam edebilir ne de geri dönebilirlerdi.

68)    Kime uzun ömür verirsek yaratılışını tersine çeviririz[27]; hiç akıllanmıyorlar mı?

69)    Muhammed’e şiir öğretmedik; zaten gerekmezdi. Bu, sadece zikirdir ve açıklayıcı Kur’an’dır[28].

70)    Diri olan kimseleri uyarsın ve onun Allah’ın sözü olduğu, görmezlik edenler açısından da kesinleşsin diye indirilmiştir.

71)    Görmediler mi ki, kendi el ürünümüz olan malı davarı[29] onlar için yarattık. Onlar bunlara sahip olurlar.

72)    Bunları onlara boyun eğdirdik, kimini binek yaparlar, kiminden de yerler.

73)    Onlarda kendileri için başka yararlar ve içecekler de vardır. Hala teşekkür etmeyecekler mi?

74)    Belki yardımları olur diye, Allah’tan önce ilahlar edindiler.

75)    Oysa onların bunlara yardıma güçleri yetmez. Ama bunlar onlar için hazır askerdirler.

76)    Onların sözleri seni üzmesin; biz neyi gizlediklerini ve neyi açığa vurduklarını biliriz.

77)    O insan, kendisini döllenmiş yumurtadan yarattığımızı görmez mi ki, bize açık bir düşman kesilir.

78)    Nasıl yaratıldığını unutarak bize örnek gösterir de der ki; “çürük kemikleri kim diriltebilirmiş?”

79)    De ki; onları ilk var eden diriltecektir. O, yaratmanın her şeklini bilir.

80)    O sizin için yeşil ağaçtan ateş oluşturur, siz onu yakarsınız.

81)    Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibilerini yaratmanın ölçüsünü koymamış mıdır? Koymuştur elbette. O, bilgili yaratıcıdır.

82)    Bir şeyi var etmek isterse onun için sadece “ol” der,  o da oluşur.

83)    Bütün yetkileri elinde tutan Allah’ın bir eksiği yoktur. Siz ona döndürüleceksiniz.

 


[1] Doğru hüküm, hikmet demektir. Allah Teâlâ Kur’ân ile beraber hikmeti de indirmiştir. Bkz. Nisa 4/113

[2]Tıpkı şu ayette olan durum meydana gelmişti:

النمل (27) وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا أَنفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ  14}

Burada fa, önceki cümleyi, sonraki cümlenin hali yapar. Bkz. Muhamme İsbir, Bilal Cüneydî, eş-Şamil, Mucem fî ulum’il-luğa’l-arabiyye ve mustalahatiha, Ahkâm’ul-fâ,  Beyrut 1985, ikinci baskı. Daha geniş bilgi kitabın sonundadır. (Kn.ile ilg. Bkz. Ennahvü-l vâfi c. 3 s. 575)

Kur’ân’ın Allah’ın sözü olduğunu anlayınca ona önce inanırlar ama hayat tarzlarını değiştirmek istemezlerse görmezlikten gelmeye başlar kâfir olurlar. Zaten inanmadan kâfir olunmaz.. Allah Teâlâ şöyle buyurur: Ogün nice yüzler ak çıkar, nice yüzler de kararır. Yüzleri kararanlara şöyle denir: "Siz inandıktan sonra kâfir oldunuz, değil mi? Kâfir olmanıza karşılık, tadın şu azabı!”(Al-i İmran 3/106)

[3] Bu iki ayette, benzetme yapma yerine doğrudan benzetilecek anlam kümesi kullanılarak Mekkelilerin, Kur’an karşısındaki tavırları canlandırılmıştır. Bu tür anlatıma istiare-i temsiliyye denir. Bu tıpkı, “işini saman altından su yürütür gibi yapıyorsun” yerine “saman altından su yürütüyorsun” demek gibidir.

İstiarede benzetme gizlenir ve gerçek anlamı kast etme ihtimali olmaz. Bu iki ayette de gerçek anlamı kast etme ihtimali yoktur. Öyle olsa bu insanlar sorumlu tutulamazlar. Çünkü “Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez” (Bakara 2/286)

İstiarede benzetme edatı gizlenir ama bu ayetlerdeki ifadeler mecaz değil, gerçek sanıldığı için onlarda gizlenen “sanki” kelimesini açığa çıkarmamız bir zorunluluk olmuştur.

[4] Kur’an’a.

[5] Allah’ın Elçisi şöyle demiştir: "İnsan şu üç eserden birini bırakmadan ölürse defteri kapanır: Sadaka-i cariye, faydalanılan ilim ve ona dua eden salih evlât " (Müslim, Vasiyyet,14; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 14)

[6] Rivayete göre bu ayetler, İsa aleyhisselamın Antakya’ya gönderdiği elçilerle ilgilidir (Taberi 22243). İncil’de “Resullerin İşleri” bölümünde verilen bilgilerle bu ayetler arasında uyum vardır.

[7] Rahman, iyiliği sonsuz demektir. İnsanlar her şeyi Allah’ın verdiğini kabul ederler ama emir vermesini istemezler.

[8] Tetayyur, teferruk anlamına geldiği için “parçalandık” diye anlam verdik. Tetayyur (تطير), tefe’ul babındandır, tekellüf ifade eder. Yani “dağılma tahammül edilemez ölçülere vardı” demiş olurlar.

[9] Peygamberimizin tebliğinden sonra Mekkeliler de parçalandığı için onu öldürmeye kalkmışlardı.

[10] Bir topluma Allah’ın bir elçisi geldiği zaman çözülme ve parçalanma kaçınılmaz olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İnsanlar tek bir topluluktu; Allah onlara, müjde veren ve uyarıda bulunan nebiler gönderdi. Onlarla birlikte gerçeği içeren kitap da indirdi ki, ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hakemlik yapsın. Kitapta ayrılığa düşenler kendilerine Kitap verilenlerden başkası olmadı. O açık belgeler geldikten sonra birbirlerinin haklarına göz diktikleri için böyle oldu. Sonra Allah inanmış olanları, anlaşamadıkları konuda, kendi izniyle doğruya ulaştırdı. Allah düzenine uyanı doğruya yöneltir.” (Bakara 2/213).

[11] İyiliği sonsuz olan Allah.

[12] Bu ayet kabrin, bazı kimseler için cennet bahçesi olacağını gösterir. Çünkü Ahiretteki cennete mahşer gününden sonra girilecek ve bu şahsın oraya girdiğini, onu öldürenler de göreceklerdir.

[13] İki ayette aya nur denmiştir (Yunus 10/5, Nuh 71/16). Nur’a ışık ve ışığı yansıtan anlamları verilebilir. Furkan 25/61’deki ışık yansıtan ay (قَمَرًا مُّنِيرًا) ifadesi o iki ayetteki nur kelimelerinin de bu anlamda olduğunu gösterir. Güneş “ısı ve ışık yayan bir kandil” (Nebe’ 78/13) olduğu için ay, ışığını ondan alır. Furkan 61, ayda iniş yerlerinin (menâzil) olduğunu ve bununla yılların sayısının ve hesabın bilindiğini ifade eder.

Kameri gün, güneşin batmasının ardından batan hilal ile başlar ve biter. Ayın her gün şekil değiştirmesi onu gökyüzündeki takvim gibi yapar. Öyleyse âyetlerdeki iniş yerleri (menâzil), ışığın aya iniş yerleri olur. Yoksa ay, her zaman aynı aydır. Onu bize farklı gösteren ona inen bu ışıklardır.

[14] Kameri gün hesabı güneşin batmasıyla başlar. Bu ayete göre bir günlük hesap, güneşin batmasıyla değil, doğmasıyla başlar ve biter. Bu sebeple ayetlerde ve Peygamberimizin uygulamasında günün ilk namazı öğle namazı, son namazı da sabah namazıdır. Bu durumda orta namaz, akşam namazıdır. Zaten akşam namazı, rekât sayısı itibariyle de ortadır.

[15] Gecenin ve gündüzün yörüngeleri konusu ilgili ilim dalının izahına muhtaçtır. Güneşin, ayın, gecenin ve gündüzün yörüngesinden bahsedilip dünyanın yörüngesinden bahsedilmemesi üzerinde de durmak gerekir.

[16] Lisan’ul-Arab.

[17] “إِن نَّشَأْ şey etsek” demektir. Buradaki şey Allah’ın kanunudur. Batmaktan söz edildiği için o şey geminin batma kanunun olur. O kanunun şartları oluşursa gemi batar ve içindekiler boğulur.

[18] Gemiye binmeden, bakım ve onarımını yapmalı ve seyir esnasında meydana gelebilecek her şeye hazırlıklı olmalıdır.

[19] Allah’ın iki türlü âyeti vardır; biri yarattıklarıdır ki onlar bilim ve tecrübenin kaynağıdır. Diğer de indirilmiş olan Kur’ân ayetleridir. Demek ki, bunlar bu âyetlerden hiçbirine uymuyorlar.

[20] Bu haykırış, ölürken duydukları korkunun yüzlerine yansımasına sebep olur.

[21] Bu sözü kâfirler söyler. Müminlerle ilgili olarak şöyle buyrulmuştur: “Sizi çağıracağı gün, Allah’ım ne iyi yaptın! diyerek karşılık verir; dünyada pek az kaldığınızı zannedersiniz.” (İsra 17/52)

[22] Selamet; gizli veya açık bir bozulmanın olmamasıdır (Müfredat).

[23] Şeytana kul olanlar, hayatlarında Allah’ı ikinci sıraya koyanlardır.

[24] Araf 172-173 ve birçok âyet, her insanın, çevresinde ve kendi üzerinde yaptığı gözlemler sonucu Allah’ın varlığına ve birliğine şahit olduğunu bildirir. Birçok doğru bilgi ve davranış da böyle öğrenilir. Bir peygamberin tebliği ulaşmamış olsa bile bunlar, yukarıdaki sorulara muhatap olması için yeterli olur.

[25] لَوْ نَشَاء ‘nün anlamı “şey etsek ama etmeyiz”dir. Yani koyduğu kanunun (sünnetullah) dışına çıksak, ama çıkmayız, demek olur. Ayete yukarıdaki anlamın verilmesinin sebebi budur.

[26] Önceki dipnota bkz.

[27] Yaşlandıkça gücünü kaybeder.

[28] Zikir, doğru bilgi demektir. Kur’ân’daki bütün bilgiler doğru olduğu için Allah ona zikir adını vermiştir. Kur’ân kelimesi ise hem son Kitabın ismi hem de o kitaptaki hükümlere ulaşmayı sağlayan ayet kümeleri anlamına gelir.

[29] Mal davar, diye tercüme edilen en’âm, koyun, keçi, sığır ve devedir (Bkz. En’âm 6/143 ve 144)

Yazar :

Bu yazı 16414 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

 

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org