30 Kasım 2011

Tekvir Suresi

İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla

1. Güneş sarılınca[1],

2. Yıldızlar kararınca,

3. Dağlar yürütülünce,

4. Birlik ve beraberlikler bitirilince [2]

5. Yabani hayvanlar bir araya getirilince[3],

6. Denizler doldurulunca[4],

7. Ruhla beden[5] birleştirilince,

8. Diri diri gömülen kıza sorulunca[6]:

9. Hangi suçtan dolayı öldürüldü diye.

10.  Defterler açılınca,

11.  Gök sıyrılınca[7]

12.  O alevli ateş körüklenince,

13.  Cennet yaklaştırılınca,

14.  İşte o zaman herkes ne getirdiğini öğrenecektir.

15.  Hayır!.. Kendini gizleyenlere,

16.  Ve dolaşıp saklananlara[8],

17.  Kararınca geceye,

18.  Nefeslenince sabaha yemin ederim ki,

19.  Kur’ân değerli bir elçinin sözüdür[9],

20.  Güçlü… Arşın sahibi yanında itibarlı,

21.  Orada saygı gören güvenilir elçi Cebrail’in sözüdür.

22.  Sizin arkadaşınız cinlerin etkisinde değildir.

23.  O, Cebrail’i apaçık ufukta görmüştür.

24.  Kendindeki gayb bilgisini[10] kimseden saklamaz.

25.  Bu Kur’ân, taşlanmış Şeytan’ın sözü değildir.

26.  Öyleyse nereye gidiyorsunuz?

27.  Kur’ân, herkes için zikirdir[11].

28.  Sizden doğruluğu ölçü alanlar[12] için.

29.  Doğru kararınız, sadece Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın düzenine uyan kararınızdır.

 

 

 


[1] Dürümün içine konan peynir gibi sarılınca.

[2] Âyetteki işâr = الْعِشَارُ;  عشراء’nın çoğulu sayılır ve ona, on aylık hamile develer anlamı verilir. Bize göre bu anlam buraya uymaz. Çünkü Güneşin dürüldüğü, yıldızların karardığı ve dağların yürütüldüğü ortamda bütün canlılar ölmüş olur.

İşâr, tıpkı muâşeret gibi عاشر fiilinin mastarı olduğundan ona muâşeret yani birlikte yaşama anlamı vermek gerekir. Zaten

“Sura üfürüldü mü o gün artık aralarında ne soy bağı kalır ne de birbirlerini arayıp sorarlar.” (Müminûn 23/101)

Kimse, üzerine titrediği bir yakınını bile sormaz. Bunlar onlara gösterilir. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için fidye olarak oğullarını vermek ister. Karısını, kardeşini; kendini barındırmış sülalesini de vermek ister. Hatta yeryüzünde kim varsa hepsini verip kendini kurtarmak ister. (Meâric 70/10–14)

[3] Sadece yabani hayvanlar değil, bütün hayvanlar tekrar yaratılacak ve bir araya getirilecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Yerde kıpırdayan bütün hayvanlar ve iki kanadıyla uçan kuşlar sizin gibi topluluklardır. Bu Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık, Sonra onlar Rablerinin huzurunda toplanacaklardır.” (En’âm 6/38)

[4] Yürütülen dağlar, denizleri doldurunca karalar genişler. İlgili ayetler şöyledir:

“Yer uzatılınca” (İnşikak 84/3)

Sana dağları soruyorlar. De ki: «Rabbim, onları un ufak edip savuracak! Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacak. Orada ne bir çukur, ne de tümsek göreceksin.” (Taha 20/105–107)

[5] Ruh, vücudu ev gibi kullanır. Uykuya dalınca gider, uyanınca gelir. Ölen vücut yıkılan ev gibidir; yeniden dirilinceye kadar ruh oraya girmez. Dirilen insan, kendini uykudan uyanmış sanır. “Sura üflenmiştir. İşte o zaman kabirlerinden Rablerine doğru koşup giderler. Yazık oldu bize! Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı? derler.” (Yasin 36/51-52)

Ayrıca Nebe’ Suresi 8. âyetin dipnotuna bkz.

[6] وَإِذَاالْمَوْؤُودَةُ سَئلَتْ =Diri diri gömülen kız sorunca” şeklinde kıraat da vardır (Taberî).

[7] O gün gökler açılıp dürülmüş ve bir kenara konmuş olacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: Göğü, kitap için kâğıt dürer gibi düreceğimiz gün onu, ilkin yaratmaya başladığımız hale çevireceğiz. Bu bizim vaadimizdir; yerine getireceğiz. (Enbiya 21/104)

[8] Güneş, ay ve yıldızlar böyledir; günün bir kısmında görünür, bir kısmında görünmezler. Canlılar da aynıdır. Günün bir kısmını yuvalarında bir kısmını da dışarıda geçirirler.

[9] Âyetleri Peygambere getiren Cebrail’dir. Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, Kur’ân şerefli bir elçinin (Cebrail’in) sözdür. O, bir şairin sözü değildir; ne az inanıyorsunuz! O bir kâhinin sözü de değildir; ne kadar az düşünüyorsunuz! Kuran, âlemlerin Rabbinden indirilmedir. Eğer o (Muhammed), bize karşı, bazı sözler uydursaydı, onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık. Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız. (Hakka 69/38–47)

[10]Allah bütün gaybı bilir ve gaybını dilediği elçi dışında kimseye açmaz. Onun da önüne ve arkasına gözcüler salar ki, o (elçi) Rabbi’nın gönderdiklerin hepsini ulaştırdıklarını bilsin, yanlarında olanı kavrasın ve her şeyi tek tek saysın.“ (Cin 72/26–28)

[11] Zikir, kafaya yerleştirilmiş kullanıma hazır bilgidir. Allah’ın zikri, Allah’ın âyetlerinden öğrenilir. Varlıklar âlemi Allah’ın yarattığı âyetlerden, Kur’an ise indirdiği ayetlerden oluşur. O bilgiyi akla ve dile getirmeye de zikir denir. Kafalara yerleşip kullanıma hazır tutulacak asıl bilgi Allah’ın Kitabında olandır. Bu sebeple İlâhî kitapların ortak adı Zikir’dir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Bilin ki, kalplerin yatışıp rahatlaması Allah’ın zikri ile olur.” (Ra’d 13/28)

[12] شَاءye كوَّن anlamı verilmiş ve âyetin tefsiri şöyle olmuştur.

لِمَن شَاء أي كوَّن منكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ أي قدر الإستقامة

Sizden doğruluğu ölçü alanlar için.

وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

Cümlesinde baştaki olumsuz anlam إِلَّا ile olumluya çevrilmiş ve mef’uller hazfedilmiştir. Mef’ûlleri yerine koyarsak âyetin tefsiri şöyle olur:

وَمَا تَشَاؤُونَ أي وَمَا تكوَّنون الشيء إِلَّا أن يَشَاء اللَّهُ أي الا بقدر قد كونه الله رَبُّ الْعَالَمِينَ له

Yazar :

Bu yazı 8798 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

 

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org