05 Aralık 2011

Nebe Suresi

İyiliği sonsuz ikramı bol Allah’ın adıyla

1)      Birbirlerine neyi sorup duruyorlar;

2)      O büyük haberi[1]?

3)      Üzerinde anlaşamadıkları şeyi mi?

4)      Yok; yakında öğreneceklerdir.

5)      Yok yok… Yakında bir kez daha[2] öğreneceklerdir.

6)      Biz, yeryüzünü bir sergi,

7)      Dağları birer kazık yaptık değil mi?

8)      Sizleri de eşleşmiş[3] olarak yarattık.

9)      Uykunuzu, dinlendirici yaptık.

10)    Geceyi de örtü yaptık.

11)    Gündüzü çalışıp kazanma vakti kıldık.

12)    Üstünüzde yedi güçlü gök bina ettik[4].

13)    Bir de ısı ve ışık yayan bir kandil[5] oluşturduk.

14)    Birbirini sıkıştıran bulutlardan boşalan yağmur suları indirdik,

15)    Daneyi ve bitkiyi onunla çıkaralım,

16)    Sarmaş dolaş olmuş bahçeleri onunla oluşturalım diye.

17)    İyiyi kötüden ayırma gününün vakti bellidir.

18)    O, sura üflendiği gündür… Sonra bölük bölük gelirsiniz.

19)    Gök açılmış, orada kapılar oluşmuş olur[6].

20)    Dağlar yürütülmüş, sadece hayalleri kalmış olur.

21)    Cehennem, gözetleme durumuna geçer;

22)    Azgınları gözetler. Orası, onların varacağı yerdir.

23)    Orada çağlar boyu kalacaklar,

24)    Ne serinlik, ne bir içecek tadacaklardır.

25)    Tadacakları sadece kaynar su ile irin olacaktır.

26)    Tam suça göre ceza!

27)    Çünkü hesaba çekileceklerini beklemiyorlardı;

28)    Ayetlerimiz karşısında hep yalan söylüyorlardı.

29)    Oysa biz, her şeyi tek tek yazıyorduk.

30)    Tadın bakalım; size daha ne azaplar tattıracağız!

31)    Allah’tan çekinenler ise zafer elde etmiş olurlar.

32)    Bahçeler, bağlar,

33)    Dolgun göğüslü yaşıt kızlar[7],

34)    Dolu dolu kadehler onlarındır.

35)    Orada ne bir boş söz, ne yalan işitirler.

36)    Bu, Rabbinin verdiği karşılıktır. Tam işe göre mükâfat!

37)    Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin Rabbinin… Huzurunda kimsenin ağzını açamayacağı[8] Rahman’ın mükâfatı…

38)    Ruhun[9] ve meleklerin saflar halinde ayağa kalkacağı gün, Rahman’ın izin verdikleri dışında kimse konuşamaz; konuşan da doğruyu söyler.

39)    O gün bunlar bir bir olacaktır. Sizden kim ilahi düzene uyarsa[10] Rabbine giden bir yola girer.

40)    Biz sizi yakın bir azapla uyarmış olduk. O gün kişi, yaptığı her şeye bakar. Kâfir[11] olan, “ah, keşke toprak olsaydım!” der.

 

 


[1] “Büyük haber” Allah’ın tek ilah olduğu, ondan başka ilahın olmadığı ve onun her şeye tam hâkim olduğu yolundaki haberdir. Çünkü Mekkeliler Allah’a inanmakla beraber, ellerinde bir delil olmadığı halde aracı tanrılara ve kurtarıcılara da inanırlardı. Peygamberimizin verdiği bu haber, bir taraftan onlara mantıklı geliyor bir taraftan da hayallerini yıkıyordu. Allah Teâlâ şöyle buyurur: De ki: "Ben sadece uyarıcıyım. Tek olan ve her şeye tam hâkim olan Allah'tan başka ilah yoktur. O, Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, güçlüdür ve çok bağışlar.” De ki: "Bu büyük bir haberdir ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz." (Sad 38/65–68)

[2] Bu haberin doğruluğunu hem yaptıkları gözlemlerle, hem de öldükten sonra öğreneceklerdir.

[3] Bu, ruh ile bedenin eşleşmesidir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:“Allah sizi topraktan, sonra döllenmiş yumurtadan yarattı. Sonra eşleşmiş hale getirdi.” (Fâtır 35/11) Ruh, organların tamamlanmasından sonra üflenir. İlgili âyet şöyledir: “Sonra onu düzenli bir şekle sokmuş ve içine ruhundan üflemiştir.” (Secde 32/9)

Kur’ân’da ruh ile bedenden her birine nefis dendiği gibi ikisinin birleşmesinden oluşan insana da nefis denir. Beden ölür veya uyursa ruh onu terk eder. İlgili âyet şöyledir: “Nefisler (bedenler) öldüğü vakit Allah nefisleri (ruhları) alır, ölmeyenlerinkini de uykuda alır. Ölümüne hükmettiğininkini tutar, ötekini belli bir vakte kadar salıverir. (Zümer 39/42) Ölen beden çürür ama ruhu bir yerde bekletilir. “Kâfirlerden birine ölüm gelince (ruhu) der ki: “Rabbim! Beni geri çeviriniz. Belki terk ettiğim dünyada iyi bir iş yaparım. Hayır; bu onun söylediği sözdür. Arkalarında yeniden dirilecekleri güne kadar berzah (engel) vardır.” (Müminûn 23/99–100) Bedenin tekrar yaratılmasıyla eşleşme tekrarlanır. Bunu şu ayet gösterir: (وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ) “Nefisler eşleştiği an…” (Tekvîr 81/7)

[4]Yeri size bir yaygı, göğü bina yapan odur. (Bakara 2/22)”

[5]Yedi göğün iç kısmında ayı aydınlık, güneşi de bir kandil yaptı.” (Nuh 71/16) Öyleyse bize en yakın olan birinci gök, Güneş sisteminden sonra başlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “En yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.” (Saffât 37/6) Şu âyete göre yıldızlar, Güneş ve Ay’dan ayrı varlıklardır. “Güneşi, ayı ve yıldızları da emrine baş eğmiş olarak yaratmıştır” (Araf 7/54)

[6] Gökyüzü, yaratılmadan önce duman halindeydi. )Fussilet 41/11) “Yerin başka yere dönüştürüldüğü, göklerin de dönüştürüldüğü günde. (İbrahim 14/48) Yani Kıyamet gününde yaratılış tekrarlanmış olacaktır. O gün “Gök beyaz bulutlarla yarılacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir.”(Furkan 25/25) Gök kapıları, bu beyaz bulutların arası olmalıdır.

[7] Bunlar, hurilerdir; cennete giden kadın-erkek herkesin emrine verileceklerdir. Ayette (وَزَوَّجْنَاهُم بِحُورٍعِينٍ = İri gözlü hurileri onlara zevc yaptık. (Duhân 44/54) buyrulması sebebiyle bunların cennetteki erkeklere eş veya odalık verileceğini iddia edenler vardır. Arapçada birlikte olan iki şeyden birine zevc denir. Hatta bir arada yaşayan müslümanlarla kâfirlere bile zevc denmiştir. Ahirette bunlara: “وكنتم أزواجا ثلاثة Siz üç zevc idiniz” (Vakıa 56/7) yani dünyada bir arada yaşıyordunuz; denecektir.

Huriler cennetliklerin eşleri değil, onlarla birlikte olan hizmetçileridir. Eğer âyette  زوجناهم حورا denseydi onların eşi olduğu anlaşılırdı. Çünkü زَوَّجْنَاكَهَا (Ahzab 33/37) ayetinde olduğu gibi زَوّج kelimesi evlendirme manasına kullanılınca mef”ulünün başında ب harfi cerri olmaz.

Cennet nimetlerinin, oraya giden kadınlara da verileceği unutulmamalıdır. Peygamberimiz şöyle demiştir: Cennete ilk girecek olanların yüzleri dolunay gibi olur. Arkadan gelenler, gökte inci gibi parlayan en güzel yıldıza benzerler. Kalpleri, tek bir adamın kalbi gibidir. Aralarında ne kin, ne kıskançlık bulunur. Onlardan her birinin yanına iri gözlü hurilerden iki tane verilir. (Buhari, Bed’ul-halk 8)

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Erkek veya kadın, kim mümin olarak iyi işler yaparsa onlar cennete girerler, kendilerine zerre kadar haksızlık yapılmaz.” (Nisa 4/124)

“Önde olan (kadın ve erkekler), en önde; Yakınlaştırılanlar onlardır. Nimet cennetlerinde olurlar. Birçoğu eskilerden, Birazı sonrakilerdendir. Mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde, Karşı karşıya yaslanmışlardır.

Kocamayacak erkek hizmetçiler çevrelerinde dolaşacak, Ellerinde pınardan doldurulmuş testiler, ibrikler, bardaklar olacaktır. O ne başlarını ağrıtacak ne onları sarhoş edecektir. Yanında beğendikleri yemişler, Canlarının çektiği kuş etleri de olur. İri gözlü huriler de çevrelerinde dolaşır, Onlar birer saklı inci gibidirler. Tam işlerine karşılık mükâfat! Orada ne boş söz, ne günaha sokan bir şey işitirler, İşitecekleri yalnız selam, selam sözleridir. (Vakıa 56/10-26)

Ayetler hurileri tarif ediyor ama cennete gidecek kadın ve erkeği tarif etmiyor. Şu âyetlere göre Huriler onların yanında sönük kalırlar. Çünkü onların benzetilebileceği bir örnek yoktur:

“Aranıza ölüm kuralını biz koyduk; bizim önümüze geçilemez. Bu, görüntünüzü değiştirip bilemeyeceğiniz bir yapıda sizi yeniden yaratmamız içindir.” (Vakıa 56/60-61)

“Bu, vücutlarını, daha iyisiyle değiştirmemiz içindir...” (Meâric 70/41)

Dolayısıyla cennetlikler huriyle değil, kendileri gibi olanlarla evli olmak isterler.

[8] لَا يَمْلِكُونَ cümlesi, Rahmân’ın sıfatı sayılarak anlam verilmiştir.

[9] Buradaki ruh ile kastedilen insanlardır. Aşağıdaki âyetler, Kıyamet günü ayağa kalkacak olanların, insanlar ve melekler olduğunu bildirir:

“Bunlar yeniden diriltileceklerini hesaba katmazlar mı? O muazzam günü? Her insanın varlıkların sahibi için ayağa kalkacağı günü” (Mutaffifîn 83/4-6)

“Hayır; yeryüzü dümdüz edilince, Melekler sıra sıra dizili iken Rabbin gelir. O gün oraya Cehennem getirilir. O gün kişinin aklı başına gelir ama ne fayda!” (Fecr 89/21-23)

“Sıralar halinde Rabbine sunulurlar. Onlara şöyle denir: "İşte bize geldiniz; ilkin yarattığımız gibisiniz. Oysa sizin için bir buluşma zamanı belirlemeyeceğimizi sanmıştınız!" (Kehf 18/48)

[10] Şâe fiili ile ilgili olarak Abese 12. ayetin dipnotuna bkz.

[11] Allah’ı görmezlikten gelen kişi.

Yazar :

Bu yazı 12077 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

 

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org