09 Aralık 2011

Mülk Suresi

İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla

1)      Yetkiyi elinde tutan Allah pek yücedir. O her şeye ölçü koymuş olandır.

2)      Ölümü ve hayatı yaratan odur[1]. Bunlar; hanginiz daha güzel iş yapacak diye sizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmek içindir. O güçlüdür, bağışlayıcıdır.

3)      Üst üste yedi kat göğü yaratan da odur. Rahman’ın yaratmasında bir uyumsuzluk göremezsin. Bakışlarını bir daha çevir; bir yarık görebilir misin?

4)      Sonra bakışlarını iki defa daha çevir, gözün umutsuz halde bitkin düşecektir.

5)      En yakın göğü kandillerle (yıldızlarla) süsledik. Orayı şeytanlar için taşlama yeri yaptık[2] ve onlara alevli bir ateş hazırladık.

6)      Rablerini görmezlikten gelenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü hale gelmektir o!

7)      Oraya atıldıklarında, alevler saçarken çektiği havanın[3] uğultusunu işitirler.

8)      Öfkesinden çatlayacak gibi olur. İçine her bir bölük atılınca bekçileri onlara; “Size bir uyarıcı gelmedi mi?” diye sorarlar.

9)      “Evet” derler; “bize uyarıcı geldi ama biz yalana sarıldık; Allah hiç bir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapkınlık içindesiniz” dedik.

10)    “Keşke söz dinleseydik ya da aklımızı kullansaydık bu alevli ateşin halkı arasında olmazdık” derler.

11)    Böylece suçlarını itiraf etmiş olurlar. Bundan sonra perişanlık, o alevli ateşin halkı içindir.

12)    Çünkü içten içe, Rablerinden korkanlar için bağışlanma ve büyük bir ücret vardır.

13)    Siz sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; o, içinizde olanı bilir.

14)    Yaratan bilmez mi? O, en ince noktalara ulaşır ve her şeyin iç yüzünü bilir.

15)    Sizin için toprağa boyun eğdiren odur. Onun omuzlarında dolaşın ve rızkından yiyin. Her şey onun huzurunda açılacaktır.

16)    Gökte olana yani onun ani bir sarsıntıyla sizi yere batırmasına karşı güvenceniz var mı?

17)    Yahut gökte olana yani onun üzerinize taş yağdıran şeyler göndermesine karşı güvende misiniz? Uyardığım kimsenin[4] ne hale geldiğini yakında öğrenirsiniz.

18)    Bunlardan öncekiler de yalana sarılmışlardı ama onları beklemedikleri hale nasıl getirmiştim!

19)    Üstlerinde saflar halinde uçuşan kuşları, kanatlarını yumarken görmediler mi? Onları, Rahman’dan[5] başka hiç kimse o çizgide tutamaz. O, her şeyi görür.

20)    Rahman’ı devre dışı bırakıp size yardım için toplaşacak olanlar kimlerdir? Kâfirler bilerek bir aldanma[6] içine girmişlerdir.

21)    Allah rızık vermeyi kesse size kim rızık verebilir? Hayır, onlar inadına azgınlık ve nefret içinde kalmaktadırlar.

22)    Şimdi kafasını iyice önüne eğip yürüyen mi hedefe gider yoksa doğru yolda dimdik yürüyen mi?

23)    De ki: “Sizi bir varlık olarak ortaya çıkaran; sizin için dinlemeyi, görme ve gönülleri[7] oluşturan odur. Böyleyken ne kadar az teşekkür ediyorsunuz!”

24)    De ki: “Sizi yeryüzünde yetiştiren de odur. Onun huzurunda toplanacaksınız.”

25)    Onlar şöyle derler: (Söyleyin bakalım), o tehdit ne zamanmış? Eğer doğru kimselerseniz.

26)    De ki: “O, Allah’ın bileceği bir şeydir. Ben, sadece doğruları açıklayan bir uyarıcıyım.”

27)    O tehdidi yakından görünce kâfirlerin yüzleri fenalaşır ve onlara “istemiş olduğunuz şey budur” denir.

28)    De ki: “Şunu göremiyor musunuz; Allah beni ve benimle birlikte olanları yok etse veya bize merhamet etse, her iki durumda da kâfirleri acıklı azaptan kim kurtarabilir?”

29)    De ki: “İyiliği sonsuz olan odur; biz ona inandık ve onu kendimize vekil ettik. Siz de açık bir yanlışlık içinde olanın kim olduğunu yakında öğrenirsiniz.”

30)    De ki: “Şunu göremiyor musunuz; bir sabah sularınız yerin dibine batsa size bir daha kim akarsu getirebilir?”

 

 


[1] İnsan ortaya çıkıncaya kadar uzunca bir zaman geçer (İnsan 76/1). Onu oluşturan parçalar vardır ama o yoktur. Sonra yaratılır ve yıpratıcı bir imtihandan geçirilir. Sonra ölür ve onu oluşturan parçalar toprak olur. İmtihanın sonucu görmek için topraktan son kez yaratılacaktır. Böylece her insanın başından iki ölüm ve iki hayat geçmiş olacak )Mümin 40/11&Bakara1/28) ve artık ölmeyecektir. Önce ölümün sonra hayatın yaratılması bunu gösterir.

[2]En yakın göğü süs ile yıldızlarla süsledik ve her hayırsız şeytandan koruduk. Onlar Mele-i a’lâ’yı dinleyemezler; her taraftan atılırlar. Bu onları uzaklaştırmak içindir. Onlar için sürekli bir azap vardır. Bir an için kulak hırsızlığı yapan olursa onun arkasına, delip geçen bir ateş takılır.” (Saffât 37/6-10)

[3] Mekâyis’ul-luğa.(s.540) شَهِيقًsoluk almak manasına olup zıddı زفير soluk vermek demektir.

[4] Buradaki نَذِير = nezîr’e ism-i mef’ul anlamı verilmiştir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur: Biz elçi göndermeden azap etmeyiz. (İsra 17/15)

[5] İyiliği sonsuz olan Allah’tan başkası onları orada tutamaz.

[6] Müfredat (والغرة: غفلة في اليقظة)

[7] İnsan, düşünen veya konuşan canlı diye tarif edilir. Hâlbuki Kur’ân’da kuşların ve karıncaların konuşmalarına ve akıllarını kullanarak yaptıkları işlere yer verilir. Bu ve benzeri âyetlere göre insanın temel farkı, kulaklarında, gözlerinde ve gönlünde olandır. Gönül, kalp diye de adlandırılır. Gözler ve kulaklar kalbin danışmanıdır. Göz doğruları görür, kulak doğruları dinler. Akıl ise ayrı bir organ değil, yanlışları ayıklama işlemidir. Kalp, menfaatlerin, beklentilerin veya özentilerin etkisiyle, akıl süzgecinden geçen bilgileri ya kabul veya reddeder. İnsanın kişiliğini belirleyen budur. İmanın, kalp ile tasdik şartına bağlanması da bundandır. Yoksa peygamberlerin söylediklerinin doğru olduğunu herkes bilir. Ama kendini bir düşünce ve anlayışa esir edenler, o doğruları görmek veya duymak istemezler. Asıl körlük ve sağırlık budur. Kâfir, örten demektir. Bunlar gerçekleri sürekli örtmeye çalışan kimselerdir. Örtecek bir şey yoksa örtme yani kâfirlik de olmaz.

Yazar :

Bu yazı 7036 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org