15 Ağustos 2016

3. ALİ İMRAN SURESİ 5. AYET

 "Göklerde ve yerde olan hiçbir şey, Allah'a gizli kalmaz."(Ali İmran 3/5)

Göklerde ve yerde olan hiçbir şey Allah'a gizli değildir, bizlere ise gizlidir. Zira onlar bizim için gayb olur, Allah için ise gayb olmaz.

Gayb

Gayb; gizli olan, akılla ve duyularla hakkında bilgi edinilemeyen varlıktır. Kelime “el (ال)” takısı aldığından belli bir gaybı, inançla ilgili gaybı gösterir. Bakara 8. ayete göre inandım demek yetmez, içten inanmak gerekir. Kişinin içi, başkalarına gizlidir; orada olanı o kişiden ve Allah’tan başkası bilemez. Öyle ise (الغيب) El-gayb’daki elif lam, muzafun ileyhten ıvazdır; “بغيبهم  يُؤْمِنُونَ (yu’minûne biğaybihim) = gaybları ile inanırlar” demektir. İki türlü gayb vardır; biri gayb-ı mutlaktır ki, herkese gizlidir; Allah'tan başkası bilemez. İkincisi izafi yani göreceli gaybdır; biri bilir; diğeri bilmez. Kişinin içi, kendine gizli olmadığından içinde olan göreceli gaybdır. Bu yüzden “gayblarıyla inananlar" sözü, “içten inananlar” anlamındadır. Çünkü inanmadığı halde inanmış görünenler de vardır. Birinin içinde olan akıl gözüyle (basiretle) anlaşılabilir ama emin olunamaz. Nitekim Medine’de kendini mümin gösteren öyle münafıklar vardı ki, Nebimiz onları beğenir, iyi bir müslüman sanırdı. (Bkz. Münafikun 63/1-4)

Allah, elçilerini toplayacağı gün onlara “çağrınıza ne karşılık verildi ” diye soracak; onlar da ”bizde böyle bir bilgi olmaz, gaybları sen bilirsin” diye cevap vereceklerdir. (Mâide 5/109) Buradaki gayblar, insanların içi, kalbidir. Yani “bizim mümin saydıklarımızın gerçekten mümin olup olmadığını bilen sadece sensin” demiş olurlar. Kişinin imanı meleklere de gizlidir. Onlar kalbi değil ağzından çıkan sözü ve yapılan işi bilirler. Allah Teâlâ şöyle der: İnsanı biz yarattık, içinin ona ne fısıldadığını biz biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız. İki alıcı melek oturmuş, sağdan ve soldan alırlar. Ağzından bir söz çıkarınca hemen yanında hazır bir gözcü olur. (Kaf 50/16-18) İnançlara baskı yapılamaması bundandır. Bu sebeple “Dinde zorlama olmaz.” (Bakara 2/256) buyurulmuştur. Biz gayba değil, şehadete yani baş gözüyle veya akıl gözüyle kesin olarak gördüklerimize iman ederiz. Allah’ın var ve bir olduğuna herkes şahittir. Varlıkların bir yaratıcısı ve bir sahibi olduğu konusunda kimsenin şüphesi olmaz. İnsan, varlıklar üzerinde yaptığı her gözlemin arkasından bu şahitliğini yeniler. Allah’ın Elçisine inanmak farklıdır; körü körüne inanç olamayacağı için onun elçilik belgesini görmek gerekir. “Eşhedu enne Muhammeden abduhu ve resuluh.” Yani “Ben şahitlik ederim ki, Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.” diyebilmek için Kur’ân’ı anlayarak okumak gerekir. Bir insan tarafından yazılamayacağını anlayınca o kitabı getirenin Allah’ın Elçisi olduğu kanaatine varır ve o konuda şahitlik etmeye hak kazanır. "Doğru yol kendisi için apaçık belli olduktan sonra kim o elçiden ayrı düşer ve müminlerin yolundan başka bir yola girerse onu gittiği yolda bırakır ve cehenneme sokarız. Ne kötü hale gelmektir o!” (Nisa 4/115)

Bu yazı 2199 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

 

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org