06 Aralık 2017

İSÂ ALEYHİSSELAMIN MUSADDİK OLMASI NE DEMEKTİR?

Allah’ın gönderdiği kitaplar arasındaki tasdik ilişkisi, kitabın gerçekten Allah’a aidiyetini ortaya koymada en önemli kirterlerden biridir. Buna göre Rabbimiz tüm kitapları kendisinden öncekileri tasdik edici nitelikte göndererek aralarında sadece kendisinin koyabileceği bir bağ oluşturmuştur:

 

وَإِذْ أَخَذَ اللَّـهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّينَ لَمَا آتَيْتُكُم مِّن كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مُّصَدِّقٌ لِّمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنصُرُنَّهُۚقَالَ أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَىٰ ذَٰلِكُمْ إِصْرِيۖقَالُوا أَقْرَرْنَاۚقَالَ فَاشْهَدُوا وَأَنَا مَعَكُم مِّنَ الشَّاهِدِينَ

 

Allah nebilerden kesin söz aldığında şöyle demiştir: "Size Kitap ve hikmet veririm de elinizde olanı tasdik eden bir elçi gelirse kesinlikle ona inanacaksınız ve destek vereceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Bu ağır yükü (ısr) yüklendiniz mi?". Onlar da "Kabul ettik" demişlerdir. Allah: "Siz buna şahit olun, sizinle beraber ben de şahidim" demiştir. (Âl-i İmrân 3/81)

 

Ayette, gelecek elçiye yani Allah’ın kitabını risaletle görevlendirilmiş kişiye inanma ve destek verme yükümlülüğü Rabbimiz tarafından “ısr” yükü olarak isimlendirilmiştir. Bu yükün gereği olarak yeni gelen Kitabın Allah’a aidiyetini tesbitte kullanılan öncekini tasdik etme durumu, yukarıda da görüldüğü gibi aynı zamanda imanın bir göstergesi ve imtihan vesilesi kılınmıştır. Hatta bir sonraki ayet de şöyledir:

 

فَمَن تَوَلَّىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَأُولَـٰئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

 

Bundan sonra sözünden dönenler, yoldan çıkarlar.(Âl-i İmrân 3/82)

 

Kısacası gelecek olan nebî rasulün hangi özellikleri taşıyacağı ve hangi konularda mevcut kitabı tasdik edeceği Rabbimizin her gönderdiği kitapta belirtilmiştir. Muhammed Aleyhisselamın özelliğinin de İncil ve Tevrat’ta yazılı olduğunu yine Kur’an’dan öğrenebiliyoruz:

 

الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِندَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنجِيلِ يَأْمُرُهُم بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالْأَغْلَالَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْۚفَالَّذِينَ آمَنُوا بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذِي أُنزِلَ مَعَهُۙأُولَـٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

 

Onlar ümmî nebî olan bu Rasul’e uyan kimselerdir. Onun özelliğini yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı bulurlar. O Rasul onlara, marufa uygun olanı emreder ve münkeri yasaklar. Temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Isr’larını, üzerlerindeki ağır yükleri kaldırıp atar. Kim ona inanır, onu destekler, ona yardım eder ve onunla birlikte indirilen nûra uyarsa, işte onlar umduklarına kavuşacak olanlardır.” (A’râf 7/157)

 

Nebimizin özelliği ise Ahmed olması, yani “işini daha iyi yapan” bir özelliğe sahip olması olarak belirtilmektedir:

 

وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّـهِ إِلَيْكُم مُّصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِن بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُۖفَلَمَّا جَاءَهُم بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَـٰذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ

 

Meryem oğlu İsa da şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Ben, Allah’ın elçisiyim; size, önümde bulunan Tevrat’tan olanı tasdik etmek ve benden sonra gelecek ve ayırıcı özelliği Ahmed olan elçiyi müjdelemek için geldim.” İsa onlara açık belgelerle gelince: “Bu, açık bir büyüdür” demişlerdi. (Saf 61/6)

 

Bu ayette ayrıca İsâ Aleyhisselamın da kendinden önceki Tevrat’ı tasdik ettiğini görebiliyoruz. Zaten Allah’ın nebîsi olduğunun görülebilmesi için İsâ Aleyhisselamın Tevrat’taki bilgileri tasdîk etmesi zorunludur. Ancak konuyla ilgili bir başka ayette İsâ Aleyhisselama özel olan başka bir durum da göze çarpmaktadır:

 

وَقَفَّيْنَا عَلَىٰ آثَارِهِم بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِۖوَآتَيْنَاهُ الْإِنجِيلَ فِيهِ هُدًى وَنُورٌ وَمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ

 

Sonra onların izinden Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı tasdik etsin diye gönderdik. Ona da içinde bir rehber ve nur olan İncil’i, önündeki Tevratı tasdik etsin, çekinerek korunanlar için bir rehber ve doğru bilgi (öğüt) olsun diye verdik. (Mâide 5/46)

 

Ayette İsâ Aleyhisselamın gönderilmesinin Tevrat’ı tasdik etmesiyle kendisine indirilen İncîl’in Tevrat’ı tasdik etmesi birbirinden ayrılmaktadır. Diğer bir deyişle İsâ Aleyhisselamın hem kendisi hem de ona verilen kitap olan İncîl, Tevrat’ı ayrı ayrı tasdîk etmektedir. Bu durumu bildiren bir diğer ayet de şöyledir:

 

وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ

 

Allah, namusunu korumuş olan İmran kızı Meryem’i de örnek verir. Onun içine ruhumuzdan üflemiştik. Meryem, Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etmişti. İçten boyun eğenlerdendi. (Tahrîm 66/12)

 

Bu ayette de Allah’ın sözlerini ve Kitaplarını tasdik edenin Meryem validemiz olduğu söylenmektedir. Bu iki ayet birlikte düşünüldüğünde İsâ Aleyhisselamın sıradışı doğumundan, yani Meryem validemizin herhangi bir erkekle karı koca ilişkisi yaşamaksızın onu dünyaya getirmesinden bahsedildiği ve bu durumun Tevrat’ı tasdik ettiği sonucuna ulaşılır. Bu durumda Mâide 46. ayetten İsâ Aleyhisselamın hem dünyaya gelişindeki olağandışılıkla bizzat kendisinin, hem de getirdiği kitap olan İncil’in, Tevrat’ı ayrı ayrı tasdik etmekte olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bu ayetlerin müteşabihi (benzeşeni) oldukları açıkça görülebilen aşağıdaki ayetlerde de bu söylediklerimizi her iki açıdan destekleyen ifadeler göze çarpmakta, hem Meryem validemizin hem de İsâ Aleyhisselamın birer âyet (belge, alâmet) kılındıkları belirtilmektedir:

 

وَالَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِن رُّوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا آيَةً لِّلْعَالَمِينَ

 

Namusunu korumuş olan kadının içine de ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu bütün çağdaşlarına bir belge yapmıştık. (Enbiyâ 21/91)

 

وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُ آيَةً وَآوَيْنَاهُمَا إِلَىٰ رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ

 

Meryemoğlu’nu ve annesini birer belge yaptık. Oturmaya elverişli olan ve gözesi bulunan bir tümseğe yerleştirdik. (Mü’minûn 23/50)

 

Şu halde Meryem validemizin olağandışı hamileliği ile İsa Aleyhisselam’ı dünyaya getirecek olmasının Tevrat’ta yazılı olması gerekir ki İsa Aleyhisselam gerçekten bu şekilde dünyaya geldiğinde Tevrat’taki bu bilgi tasdik edilmiş olsun. Ayrıca kendisine verilecek olan İncil de ayrıca Tevrat’ı tasdik edecek bilgiler içermelidir ki Tevrat mensuplarının gelen bu yeni kitaba uyma yükümlülükleri (ısr) ortaya çıksın. Dolayısıyla yukarıdaki ayetlerde Meryem validemiz ve İsa Aleyhisselamın birer belge, alâmet haline getirilmiş olmasının bir anlamı, daha doğrusu Tevrat’ta yazan bazı bilgileri tasdik etmesi ile bir ilişkisi olması gerekir. İşte bu açıdan Tevrat’a baktığımızda durumun tam da bu şekilde olduğunu görmemiz, Allah’ın kitapları arasındaki kopmaz bağ olan tasdik ilişkisini görmemiz açısından çok değerlidir:[1]

 

“Bunun için Rab kendisi size bir alâmet verecek; işte, kız gebe kalacak ve bir oğul doğuracak ve onun adını İmmanuel (Allah bizimle) koyacak.”[2]

 

Görüldüğü üzere Tevrat’ın İşaya kitabında, gelecek olan Nebînin bakire bir kızdan doğacağı ve bu durumun, onun nebîliğinin alâmeti (belgesi) olacağı açıkça belirtilmektedir. Hatta isminin İmmanuel konacak olması da son derece önemlidir. Tıpkı Saf Suresi 6. ayetten öğrendiğimiz, Nebîmizin isminin Ahmed olacağının önceki kitaplarda belirtilmesinde olduğu gibi “isim” ile kast edilen daima vasıf yani özelliktir. “İmmanuel” kelimesi “Allah bizimle” anlamına gelmektedir. Dolayısıyla İsa Aleyhisselamın doğumunun büyük bir beklentiye cevap niteliğinde olacağı anlaşılmaktadır. Onun Tevrat’ta belirtilen şekilde doğması demek tasdikin gerçekleşmesi, beklenen Nebî’nin dünyaya gelmiş olması demektir. Bu da tasdikin yani belirtilen şekildeki doğumun gerçekleşmesi ile mümkündür. Nitekim Matta İncilinin başlangıcında da Tevrat’taki bu ifadelere gönderme yapılmakta ve beklenen olayın gerçekleştiği şöyle ifade edilmektedir:

 

“Ve bir oğul doğuracaktır; ve onun adını İsâ koyacaksın; çünkü kavmini günahlarından kurtaracak olan odur. İmdi peygamber vasıtası ile Rab tarafından söylenen: ‘İşte kız gebe kalacak ve bir oğul doğuracak ve onun adını İmmanuel koyacaklar’sözü yerine gelsin diye hep bunlar vaki oldu.”[3]

 

Ayrıca bu olağandışı doğumla gelecek kişinin nebî olacağı bildirildiğine göre şu ayeti anlamak da çok daha kolay olmaktadır:

 

قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا

 

“Ben Allah’ın kuluyum. O, bana kitap verdi ve beni nebî yaptı.”(Meryem 19/30)

 

Aslında Arapça’daki iltifat sanatı gereği ve ayetin devamındaki ayetlerden dolayı buradaki “verdi” ve “yaptı” fiillerini gelecek zaman kipinde okumak ve “verecek, yapacak” şeklinde anlamlandırmak hiçbir sorun teşkil etmez. Ancak ayetin orijinalinde olduğu şekliyle yani geçmiş zaman kipinde anlamaya da bir mani yoktur. Bu ayette İsâ Aleyhisselam henüz beşiktedir ve oradan konuşmaktadır. Buna rağmen Allah’ın kendisini nebî yaptığını geçmiş zaman kipinde söylemesi gayet makuldür. Çünkü Tevrat’taki yukarıda gördüğümüz bilginin gerçekleşmesi demek, doğan çocuğun zaten nebî olması demektir. Doğumun sıradışılığıyla bunu kanıtlayan olay, çocuğun beşikte konuşmasıyla da tüm şüpheleri ortadan kaldırmıştır. Ayrıca kendisine kitap verilmesi de önemlidir, çünkü bu da nebî olduğunun delilidir. Bir insan Allah tarafından seçilerek nebî yapıldıysa kendisine mutlaka kitap verilmiş demektir.[4] Bunun yanısıra çocuk bu söyledikleri ile de risalet görevini yapmaya başlamıştır. Yani beklenen nebînin geldiğini, tasdikin gerçekleştiğini, insanlara tebliğ etmektedir.

 

Sonuç olarak; İsa Aleyhisselamın kendisinin, yani babasız dünyaya gelmiş olmasının Tevrat’ı tasdik eden bir gerçek olması aynı zamanda onun elçiliğinin ve nebîliğinin de belgesidir. Bu bilgilerin Kur’an’da yer alması da bunun dışında daha pek çok konuda olduğu gibi, Kur’an’ın kendisinden önceki İncil ve Tevrat’ı tasdik ettiği anlamına gelir. Diğer bir deyişle, Allah’ın kitapları kendilerinden öncekileri tasdik etme özelliklerini bugün de sürdürmektedirler. Kur’an’ın önceki kitapları tasdik ettiği ile ilgili ayetler Kur’an’da yer aldığı sürece de bu durumun böyle olması bir zorunluluktur. Kaldı ki önceki kitapların mensuplarına tebliğ yapılması görevi kıyamete kadar devam edecektir. Önceki kitapların mensuplarının inanmak zorunda oldukları kitap, kendi ellerindekini tasdik edecek kitap olduğuna göre, bu kişilere yapılacak tebliğ de tasdik merkezli olmalıdır.



[1]Konuyla ilgili Tevrat ve İncil’deki bilgileri ortaya çıkaran ve bizlerle paylaşan Vedat Yılmaz’a teşekkür borçluyuz.

[2]İşaya, 7:14

[3]Matta, Bab1, 23

[4]Bkz: En’am 6/82-90, Bakara 2/213

Yazar : Erdem Uygan

Bu yazı 2502 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

 

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org