17 Ağustos 2012

Fitre ve Bayram Namazı

HACI–Hocam, Ramazan’ın sonuna geldik; bayram namazından önce fitreleri vereceğiz, bunu biliyoruz. Çok merak ediyorum; fitreyi emreden bir âyet var mı?

HOCA–Elbette var; Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “(İster hasta, ister yolcu olsun) Orucu tutabilenlerin bir çaresizi doyuracak fidye (fitre) vermesi de gerekir.” (Bakara, 2/184)

Fidye, ibadetteki eksiği gidermek için ödenmesi gereken bedeldir[1]. Abdullah b. Abbâs demiş ki: “Allah’ın Elçisi fitreyi, oruçlunun ağzından çıkmış olabilecek boş ve çirkin sözler için temizlik ve çaresiz kalmış kişiler (miskinler) için yemek olsun diye farz kıldı. Kim onu (bayram günü) namazdan önce verirse makbul bir zekât olur. Kim de namazdan sonra verirse sadakalardan bir sadaka olur.” (Ebû Davûd, Zekât 18)

HACI–Allah’ın Elçisi nasıl farz kılıyor; onun böyle bir yetkisi var mı?

HOCA–Elçi, kendinden bir şey katmadan birinin sözünü diğerine ulaş­tırmakla görevli kişidir[2]. Dolayısıyla Peygamberimizin Allah’ın Elçisi sıfatıyla söylediği sözler kendi sözü değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Bu Elçi’ye itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa 4/80)

HACI–Tamam, anladım ama fitre vacip değil mi?

HOCA–Fitre Hanefilere göre vaciptir. Onlara göre vacib, kesin bir delile dayanmamakla birlikte pek kuvvetli bir delil ile sabit olan dini görevdir. Onlar şu hadise dayanırlar: “Her hür, esir, küçük ve büyük adına yarım sa’ (yaklaşık 1.5 kilo) buğday veya bir sa’ hurma veya bir sa’ arpa verin.” (Ebu Davud, Zekât 20, Hadis no: 1619)

HACI–Onlar âyete dayanmamışlar mı?

HOCA–Hayır, o âyeti bizden başka delil alan yoktur. Peygamberimizin her kararı Kur’ân’a dayandığı için biz daima Kur’ân-Sünnet bütünlüğüne bakarız. Çünkü Allah Teâlâ ona şu emri vermiştir: “Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet; onların arzularına uyma. Dikkatli ol; Allah’ın indirdiği emirlerin herhangi birinden seni şaşırtabilirler“. (Mâide 5/49)

Âyette “Orucu tutabilenlerin bir çaresizi doyuracak fidye (fitre) vermesi de gerekir.” buyrulduğu için Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem fitreyi erkeğe, kadına, hüre ve köleye, hurmadan bir sa’ veya arpadan bir sa’ olarak farz kılmıştır.” (Buhârî, Zekat 77.)

HACI–Bu arada elimdeki meale baktım, sizin verdiğiniz anlamı vermiyor: “oruç tutmaya gücü yetmeyenlere bir fakir doyuracak fidye gerekir. ”şeklinde meal vermişlerdir.

HOCA–O meali verenler, âyetin olumlu anlamını olumsuza çevirerek Kur’ân’daki bütünlüğü bozuyorlar. Çünkü Allah gücü yetmeyenlere bir sorumluluk yüklemez. (bkz. Bakara 286) Şimdi bunun üzerinde durmayalım[3].

HACI–Küçük çocuklar için fitre verilmeyecek mi?

HOCA–Hayır, onlar oruç tutmakla sorumlu değiller ki fidye versinler!

HACI–Herkes verebilsin diye mi fitre miktarı az tutuluyor?

HOCA–Farz olan, bir çaresizi bir gün doyuracak kadar bir şey vermektir. Peygamberimizin “hurmadan bir sa’ veya arpadan bir sa’” demesi bundandır. Bir sa’ yaklaşık üç kilo gelir ve çaresiz kalmış bir kişiye bir gün yeter. Böyle bir kişiyi, bir gün doyuracak başka bir şey de verilebilir.

HACI–Diğer hocalar; fitrenin vacip olması için, temel ihtiyaçlar dışında nisap miktarında bir mala sahip olmak gerektiğin söylüyorlar. Nisap da 85 gr. altın veya o değerde ihtiyaç fazlası mal olduğuna göre böyle bir kişi yoksul sayılmaz.

HOCA–Bu, Hanefîlerin görüşüdür. Onlar bunu fidye değil, sadaka saydıkları için böyle bir görüşe varmışlardır. Fidye olunca oruç tutabilecek durumdaki her müslümana farz olur. Fakirler hem fitre alır, hem de verirler. Verecek bir şeyi yoksa sorumluluğu da yoktur. Çünkü “Allah kimseye gücünün üstünde bir sorumluluk yüklemez.”(Bakara 2/286)

Bayram günü bayram namazına çıkmadan fitreleri yerlerine ulaşmalıdır. Çünkü yukarıdaki hadiste şöyle buyurulmuştur: “Kim onu (bayram günü) namazdan önce verirse makbul bir zekât olur. Kim de namazdan sonra verirse sadakalardan bir sadaka olur.” (Ebu Davud, Zekât, 18)

HACI–Bir de kadınların bayram namazına gitmeleri konusu var.

HOCA–Bayram coşkusunu yaşamak, bayram namazına birlikte gitmekle olur. Peygamberimiz (s.a.v) bayramlarda eşlerini ve kızlarını namaz kılınan yere çıkarır, bütün kadınların namaza gelmelerini emrederdi.

Hanım sahabîlerden Ümmü Atiyye diyor ki: "Her iki bayram gününde de bize verilen emir; adetli kadınları, bakireleri ve evlerinden çıkmayan kadınları çağırmamız ve bayram yerine çıkarmamızdı. Adetli olanlar, diğer kadınlardan ayrı bir yerde dururlardı.” (Buhârî ve Müslim)

Bayram namazlarını ayıran en önemli özellik tekbirlerdir. Onlar Allah’ın emridir. Çünkü Ramazan ve Kurban ile ilgili âyetlerde şu sözler yer alır: “… Size doğruyu göstermesinden dolayı tekbir getirerek Allah’ın yüceliğini ifade edesiniz diye … ” (Bakara 2/185 ve Hac 22/37)

Tekbirler abdestsiz de getirilebileceğinden adetli kadınlar arkada durup herkesle birlikte tekbir alarak görevlerini yerine getirirler.

Bugün kadınlar camilerden uzaklaştırılmışlardır. Yeniden eski günlere dönmek ve Peygamberimizin yaşattığı bayram sevincini onlara da yaşatmak için büyük camilerin çevresinde gerekli tedbirler alınmalıdır.

 


[1] Müfredât فدي mad. (وما يقي به الإنسان نفسه من مال يبذله في عبادة قصر فيها يقال له: فدية، ككفارة اليمين)

[2] Mecelle m. 1450. (Risalet, bir kimse tasarrufta dahli olmaksızın bir kimesnenin sözünü diğere tebliğ etmektir. Ol kimseye resul ve ol kimesneye mürsil ve diğerine mürselun ileyh denir.)

[3] Geniş bilgi için bkz. Abdulaziz BAYINDIR, Doğru Bildiğimiz Yanlışlar, İstanbul 2011, s. 208 ve devamı.

Yazar :

Bu yazı 21140 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org