<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Süleymaniye Vakfı</title>
	<atom:link href="http://www.suleymaniyevakfi.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.suleymaniyevakfi.org</link>
	<description>Din ve Fıtrat Araştırmaları Merkezi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Sep 2010 08:48:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Diyanet İşleri Başkanlığına Cevap</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/diyanet-isleri-baskanliginin-imsak-vakti-ile-ilgili-aciklamasina-cevap.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/diyanet-isleri-baskanliginin-imsak-vakti-ile-ilgili-aciklamasina-cevap.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 13:04:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bülten]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/?p=1402</guid>
		<description><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığının İmsak Vakti İle İlgili Açıklamasına Cevap

2010 yılı Ramazan’ında www.suleymaniyevakfi.org adlı internet sitemizde yer alan “Türkiye’de En Az 40 Dakika Fazla Oruç Tutturuluyor” başlıklı yazımıza Diyanet İşleri Başkanlığı özetle şöyle cevap vermiştir:

"İmsak vakti, sabahleyin doğu ufkunda yatay olarak beliren ve yayılarak yükselen beyazlığın görülmesiyle başlar. Buna astronomik tan denir; bu vakitte güneş, ufka 18° yaklaşmış olur. Astronomik ve atmosferik belirtileri bilen bir Müslüman, imsak vaktini gözlemle tespit edebilir. Ancak usulüne uygun yapılmayan gözlemlerle, namaz ve oruçla ilgili vakitler konusunda tereddütler uyandırmak doğru değildir."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diyanet’in “imsak ile ilgili açıklaması”na cevap</strong><br class="spacer_" /></p>
<p>Süleymaniye Vakfı’nın <a href="http://www.suleymaniyevakfi.org/go.php?http://www.suleymaniyevakfi.org" title="(100)"><strong>www.suleymaniyevakfi.org</strong></a> adlı internet sitesinde yer alan, <strong><em>“Türkiye’de en az 40 dakika fazla oruç tutturuluyor” </em></strong>başlıklı yazımıza, Diyanet İşleri Başkanlığı’nca verilen cevap, tespitimizin doğruluğunu göstermektedir.</p>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığı özetle şunu söylemektedir.<em></em></p>
<p><em>“İmsak vakti, sabahleyin doğu ufkunda yatay olarak beliren ve yayılarak yükselen beyazlığın görülmesiyle başlar. Buna astronomik tan denir; bu vakitte güneş, ufka 18° yaklaşmış olur. Astronomik ve atmosferik belirtileri bilen bir Müslüman, imsak vaktini gözlemle tespit edebilir. Ancak usulüne uygun yapılmayan gözlemlerle, namaz ve oruçla ilgili vakitler konusunda tereddütler uyandırmak doğru değildir.”</em><sup>1</sup></p>
<p><strong>Astronomi </strong>gök cisimlerini inceleyen bilim dalı olduğu için astronomik tan sadece yıldız gözlemleriyle ilgili bir kavramdır. Onun imsak vakti ile bir ilgisi olamaz.</p>
<p>Bu vakitte bir yıldızı teleskopla gözlemleyen astronom, uzayın derinliklerinde güneş ışınlarının o yıldızın önüne geçmesi sebebiyle net gözlem yapamaz. Bu sırada yeryüzü yoğun bir karanlık içinde olur.</p>
<p>Sabahleyin güneş ufka 12 derece yaklaşınca, ufuk belli belirsiz gözükebilir ve iyi atmosfer şartlarında çevredeki cisimlerin dış hatları seçilebilir. Buna da denizci tanı denir.</p>
<p>Güneş ufkun 10 derece altına geldiğinde netleşme başlar; denizciler ona rasat tanı derler. Çünkü hem yıldızı hem de ufku görüp yönlerini belirleyebilirler.</p>
<p>Konumuz olan Fecr-i sadığın oluşması yani ufukta beliren bu beyaz ışığın genişleyerek netleşmesi için biraz daha beklemek gerekir. Çünkü Allah Teâlâ Bakara suresi 187. ayette şöyle buyurur: <em>“Fecrin kara çizgisi ak çizgisinden sizce, tam seçilinceye kadar yiyin için.”</em></p>
<p>Osmanlı döneminde takvim hazırlayanlardan hiçbiri bir gözlem yapmamıştır. Öyle olsaydı astronomik tana asla uymazlardı. Onlar bununla da kalmamış, ihtiyatlı olmak için 18 dereceyi 21,5 dereceye çıkarmışlardır. Bugün birçok İslam ülkesi o büyük hatayı sürdürmektedir. Ama Diyanet, 1983’te bunu imsak için 18 dereceye yatsı için ise 17dereceye çekmiştir.</p>
<p>18. 01. 1989’da namaz vakitlerinin gözlemle belirlenmesi için benim de imzaladığım bir karar alınmış; karar, o zaman Diyanet İşleri Başkanlığı görevinde bulunan Prof. Dr. Mustafa Sait YAZICIOĞLU tarafından onaylanarak yürürlüğe konmuştu. Sonra, içinde benim de bulunduğum bir gözlem heyeti kurulmuş ve yaptığımız her gözlemde astronomik tanın, imsak vakti, sabah namazı ve yatsı namazı için esas alınamayacağı tespit ve teyit edilmişti.</p>
<p>Başkanlık, İslam âlemine büyük ve kalıcı bir hizmet sunarak nasıl hilal konusunu çözüme kavuşturduysa bu konuyu da ivedilikle çözüme kavuşturmalıdır.<br class="spacer_" /><br />
 27 Ağustos 2010, Cuma<br />
 Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır</p>
<ol class="footnotes"><li id="footnote_0_1402" class="footnote">Diyanet İşleri Başkanlığı duyurusu için: <a href="http://www.suleymaniyevakfi.org/go.php?http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/Diyanet-Isleri-Baskanligi-Duyuru-3321.aspx" target="_blank" title="(95)">http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/Diyanet-Isleri-Baskanligi-Duyuru-3321.aspxProf</a>.<br />
 Abdulaziz Bayındır’ın yazısı için: <a href="../bulten/imsak-vakti.html" target="_blank">http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/imsak-vakti.html</a></li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/diyanet-isleri-baskanliginin-imsak-vakti-ile-ilgili-aciklamasina-cevap.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de En Az 40 Dakika Fazla Oruç Tutturuluyor</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/imsak-vakti.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/imsak-vakti.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 12:04:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bülten]]></category>
		<category><![CDATA[astronomik tan]]></category>
		<category><![CDATA[denizci tanı]]></category>
		<category><![CDATA[fecr-i kazib]]></category>
		<category><![CDATA[fecr-i sadık]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek imsak vakti]]></category>
		<category><![CDATA[oruca başlama vakti]]></category>
		<category><![CDATA[sivil tan]]></category>
		<category><![CDATA[takvim çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[takvimlerdeki hatalar]]></category>
		<category><![CDATA[tan olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de imsak vakti]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de oruca başlama vakti]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'deki takvimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/?p=1384</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de En Az 40 Dakika Fazla Oruç Tutturuluyor Oruç, tan yerinin ağarmasından güneşin batmasına kadar, Allah rızası için yemeyi içmeyi ve cinsel ilişkiyi terk etmektir. Eskiden çıplak gözle bakılır, ufuk boyunca ışığın yoğunlaştığı görülünce yemeye içmeye son verilirdi. Artık gözlemin yerini takvimler almıştır. Ama takvimler hatalı olduğu için Türkiye&#8217;de en az 40 dakika önce oruca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’de En Az 40 Dakika Fazla Oruç Tutturuluyor</strong></p>
<p>Oruç, tan yerinin ağarmasından güneşin batmasına kadar, Allah rızası için yemeyi içmeyi ve cinsel ilişkiyi terk etmektir. Eskiden çıplak gözle bakılır, ufuk boyunca ışığın yoğunlaştığı görülünce yemeye içmeye son verilirdi. Artık gözlemin yerini takvimler almıştır. Ama takvimler hatalı olduğu için Türkiye&#8217;de en az 40 dakika önce oruca başlanmaktadır. Ekvatora yakın bölgelerde bu süre azalmakta ise de kuzey bölgelerinde birkaç saati bulmaktadır. Buna yatsı ile ilgili hatalar da eklenince içinden çıkılmaz sıkıntılar doğmaktadır.</p>
<p><strong>A- TAN OLAYLARI</strong></p>
<p>Takvimlerdeki hatanın sebebi Güneşin doğuşundan önceki beş ayrı tan arasında yapılan yanlış seçimdir. Bunlar; yalancı tan, astronomik tan, imsak tanı, denizci tanı ve sivil tandır.</p>
<p><strong>1- YALANCI TAN (Fecr-i kâzib):</strong></p>
<p>Sabaha yakın doğuda, üstten aşağıya doğru dikine beliren, üstü parlak, altı ufuk çizgisine inmeyen aydınlıktır. Bir süre görünüp kaybolur. O, yemeye içmeye engel olmaz. Bilal Habeşi o vakitte ezan okuduğu için Allah’ın Elçisi şöyle demiştir:<br />
 <em>“Bilal’ın ezanı ve dikey olarak beliren tan sahurunuza engel olmasın, fakat ufukta enine yayılan tan öyle değildir.”</em> (Müslim, Sıyâm, 8)</p>
<p>Cabir b. Abdullah’ın rivayetine göre Peygamberimiz şöyle demiştir:<br />
 <em>&#8220;İki fecir vardır; birine kurt kuyruğu denir, fecr-i kâziptir; dikine olur, ufka yayılmaz. İkinci fecir ufka yayılır, dikine gitmez .&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.suleymaniyevakfi.org/go.php?http://www.suleymaniyevakfi.org/wp-content/uploads/2010/08/fecr-i-kazib-02.jpg" title="(34)"><img class="alignnone size-full wp-image-1400" title="fecr-i-kazib-02" src="http://www.suleymaniyevakfi.org/wp-content/uploads/2010/08/fecr-i-kazib-02.jpg" alt="" width="85" height="128" /></a><br />
 FECR-İ KAZİB<br />
 Kurt kuyruğunu andırıyor</p>
<p><strong>2- ASTRONOMİK TAN (Astronomical twilight):</strong></p>
<p>Atmosferin üst tabakasında oluşan ve yıldız gözlemini engelleyen tandır. Sabahleyin güneş ufka 18°’den fazla yaklaştığı zaman başlar, akşam ise ufkun 18° altına indiği zaman biter. Bu, astronomların tanıdır. Bu sırada ufuk karanlıktır. Çünkü güneş ışınları yerden yaklaşık 400 km. yukarıda bulunur.</p>
<p><a href="http://www.suleymaniyevakfi.org/go.php?http://www.suleymaniyevakfi.org/wp-content/uploads/2010/08/astronomik-tan-ani.jpg" title="(94)"><img class="alignnone size-full wp-image-1386" title="astronomik-tan-ani" src="http://www.suleymaniyevakfi.org/wp-content/uploads/2010/08/astronomik-tan-ani.jpg" alt="" width="314" height="182" /></a><br />
 Arap Çöllerinde Astronomik Tan Anı. Ufukta herhangi bir aydınlık yoktur.</p>
<p><strong>3- DENİZCİ TANI (Nautical twilight):</strong></p>
<p>Güneş’in ufkun 12° altında olduğu andır. İyi atmosfer şartlarında cisimlerin dış hatları net olmamakla birlikte seçilebilir fakat ufuk belli belirsiz durumda olur.</p>
<p>Denizciler yönlerini, yıldızlarla belirledikleri için hem yıldızı hem de ufku görmeleri gerekir. Karanlıkta yıldız görülür ama ufuk görülmez. Güneş ufkun 6° altında ise bu defa ufuk görülür, yıldızlar görülmez. Bu sebeple rasadı, denizci tanı ile sivil tan arasında yaparlar. Gözlem için en uygun zaman ise güneşin ufkun 10° altında olduğu zamandır; ona rasat tanı derler.</p>
<p><strong>4- İMSÂK TANI (Fecr-i sâdık) :</strong></p>
<p>Yoğunlaşan Güneş ışınlarının doğu ufku boyunca yayılarak net bir görüntü verdiği andır. Yoğun ışınlar, ufkun üst tarafında beyaz bir hat oluşturur. Gözlemci ile ufuk arasındaki kara parçası ise siyah bir hat gibi gözükür. Oruç tutacak kişi, bu iki hattın, çıplak gözle net olarak ayırt edilmesiyle birlikte oruca başlar. Gözlemlerimize göre bu sırada güneş, ufkun 10° altında olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p><strong>&#8220;Fecrin kara çizgisi ak çizgisinden sizce, tam seçilinceye kadar yiyin için.&#8221;</strong> (Bakara 2/187)</p>
<p><a rel="attachment wp-att-1394" href="http://www.suleymaniyevakfi.org/go.php?http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/imsak-vakti.html/attachment/fecr-i-sadik" title="(176)"><img class="alignnone size-full wp-image-1394" title="fecr-i sadik" src="http://www.suleymaniyevakfi.org/wp-content/uploads/2010/08/fecr-i-sadik.jpg" alt="" width="112" height="150" /></a><br />
 FECR-İ SÂDIK</p>
<p><strong>5- SİVİL TAN (Civil twilight): </strong></p>
<p>Güneş’in ufkun 6° altında bulunduğu andır. Bu durumda çevredeki cisimler net olarak görülebildiği gibi en parlak yıldızlar da görülebilir. Fıkıhta buna isfâr (الاسفار) vakti denir.</p>
<p><a href="http://www.suleymaniyevakfi.org/go.php?http://www.suleymaniyevakfi.org/wp-content/uploads/2010/08/sivil-tan.jpg" title="(17)"><img class="alignnone size-full wp-image-1389" title="sivil-tan" src="http://www.suleymaniyevakfi.org/wp-content/uploads/2010/08/sivil-tan.jpg" alt="" width="357" height="235" /></a><br />
 SİVİL TAN <br />
 Gemi ve deniz net olarak görülebilmektedir</p>
<p>Güneşin doğma anı, üst yuvarlağının ufukta görülmeye başladığı andır.<br />
 <a href="http://www.suleymaniyevakfi.org/go.php?http://www.suleymaniyevakfi.org/wp-content/uploads/2010/08/gunesin-dogusu-02.jpg" title="(14)"><img class="alignnone size-full wp-image-1399" title="gunesin-dogusu-02" src="http://www.suleymaniyevakfi.org/wp-content/uploads/2010/08/gunesin-dogusu-02.jpg" alt="" width="350" height="204" /></a><br />
 GÜNEŞİN DOĞUŞU</p>
<p><strong>B- TAKVİM ÇALIŞMALARI</strong></p>
<p>Eskiden çıplak gözle yapılan rasatla oruca başlanırdı. Artık gözlemin yerini takvimler almıştır.  Gazi Ahmed Muhtar Paşa (1839 –1919) takvimlerin astronomik tana göre hazırlandığını şöyle ifade etmiştir:</p>
<p><em>“Güneş doğu ufkuna 21,5° yaklaştığı zaman imsak vaktinin başladığı konusunda ittifak vardır. Takvimlerdeki imsak hesabı ona göredir. Bu da fecr-i sadık’tan öncesini gösteriyorsa da sadece ihtiyat için böyle yapılmıştır. Çünkü fecr-i sadıkın, Güneş’in ufka 19° yaklaştığında başladığı hususu ittifakla kabul edilmiştir.”</em></p>
<p>18° olan astronomik tan, 19 dereceye çıkarılmış sonra ihtiyat gerekçesiyle buna 2,5° eklenerek gecenin ortasında oruca başlatılmıştır. Bu sırada fecr-i kâzib dahi olmayacağı için burçlardan gelen ışınlara (zodyak ışınları) fecr-i kâzib denmiş, onlar akşam da görülebileceğinden bir de şafak-ı kâzib icad edilmiştir.</p>
<p>T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı 1983’te ihtiyatları kaldırarak oruca başlama vaktini 18°’ye indirmiştir. Yapılan itirazlar üzerine bizim de katıldığımız rasatlar yapılmış, astronomik tan’ın fecr-i sadık sayılamayacağı her defasında tespit edilmiş ama bunlar takvimlere yansıtılmamıştır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Hatada ısrar edilmesi, oruca başlama ve yatsı namazı vakitlerini bir zulüm aracı haline getirmekle kalmamış, kutuplara doğru içinden çıkılmaz problemlere kaynaklık eden bu hata sebebiyle İslam’ın itibarına da gölge düşürülmüştür. </span></p>
<p>Astronomik tan, sadece uzay çalışması yapanları; denizci tanı da denizcileri ilgilendirir. Fecr-i sadık farklı bir kavramdır; onun tarifi, sebebi ve sonuçları da farklıdır.  Bir an önce bu büyük hatadan dönülmeli, Müslümanlara ve İslam’a yapılan bu zulme son verilmelidir.</p>
<p>Gayret kullardan, başarı Allah’tandır.</p>
<p>Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır<br />
 İ.Ü. İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi<br />
 Süleymaniye Vakfı &#8211; Din ve Fıtrat Araştırmaları Merkezi Başkanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/imsak-vakti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>57</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TV Programı Duyurusu</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/test.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/test.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Aug 2010 09:27:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ozkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/?p=1382</guid>
		<description><![CDATA[Süleymaniye Vakfı Başkanı Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, 04 Eylül 2010 Cumartesi günü 23.15’te Habertürk Tv&#8217;de yayınlanacak olan &#8220;Tarihin Arka Odası&#8221; adlı programa katılacaktır.  Programda imsak vakti ile ilgili tartışmalar ele alınacaktır.﻿]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Süleymaniye Vakfı Başkanı Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, <strong>04 Eylül 2010 Cumartesi</strong> günü 23.15’te Habertürk Tv&#8217;de yayınlanacak olan &#8220;Tarihin Arka Odası&#8221; adlı programa katılacaktır.  Programda imsak vakti ile ilgili tartışmalar ele alınacaktır.﻿</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/test.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadına Pozitif Ayırımcılık</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/kadina-pozitif-ayirimcilik.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/kadina-pozitif-ayirimcilik.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 08:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bülten]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve kadına pozitif ayırımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da kadına pozitif ayırımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[kadına pozitif ayrıcımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlara pozitif ayırımcılık yapmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/?p=1375</guid>
		<description><![CDATA[KADINA POZİTİF AYRIMCILIK Batılılar, ana çizgisinden kaymış olan Hıristiyanlığın etkisinden çıkınca bazı konularda evrensel doğrulara yani fıtratlarına yöneldiler. Bu da Kur’ân ve Sünnet çizgisine oldukça uygun düştü. Çünkü Allah Teâlâ, kendi doğru dininin tarifini şu âyete yerleştirmiştir: “Yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KADINA POZİTİF AYRIMCILIK</strong></p>
<p>Batılılar, ana çizgisinden kaymış olan Hıristiyanlığın etkisinden çıkınca bazı konularda evrensel doğrulara yani fıtratlarına yöneldiler. Bu da Kur’ân ve Sünnet çizgisine oldukça uygun düştü. Çünkü Allah Teâlâ, kendi doğru dininin tarifini şu âyete yerleştirmiştir:</p>
<p><strong>“Yüzünü dosdoğru bu dine, Allah</strong><strong>’ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. Doğru din budur, ama insanların çoğu bunu bilmez.”</strong> (Rum 30/30)</p>
<p>Demek ki, doğru din fıtrat, yani varlıklarda geçerli kanunlar bütünüdür. Bu kanunlar, indirilmiş veya yaratılmış âyetlerden öğrenilir. İndirilmiş âyetler Kur’ân’da olanlardır. Yaratılmış âyetler ise canlı ve cansız tüm varlıklardır. İşte Batılılar, yaratılmış âyetlerden bir şeyler okuyarak bazı doğrulara ulaştılar. Bunlardan biri de kadınları korumak yani onlara pozitif ayrımcılık yapmaktır. Allah Teâlâ kadınları bizzat korumuş ve şöyle buyurmuştur:</p>
<p><strong>“… İyi kadınlar, boyun eğenler ve Allah’ın onları korumasına karşılık yalnızken kendilerini koruyanlardır… ”</strong> (Nisa 4/34)</p>
<p>Kadınlar için oluşturulan koruma duvarları için şu âyetler örnek verilebilir:</p>
<p><strong>“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin…”</strong> (Nisa 4/15)</p>
<p><strong>“İffetli kadınlara zina suçu atan sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun ve şahitliklerini ebediyen kabul etmeyin. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir.”</strong> (Nur 24/4)</p>
<p><strong>“Karılarına zina suçu atan ve kendileri dışında şahitleri olmayanlardan birinin şahitliği, kesinkes doğru söylediğine dair dört defa Allah</strong><strong>’ı şahit tutması ile olur. </strong></p>
<p><strong>Beşincisinde, eğer yalan söylüyorsa Allah</strong><strong>’ın lanetine uğramayı diler. </strong></p>
<p><strong>Kadından o azabı (100 değnek cezasını</strong><strong>) giderecek olan şu şekilde dört defa şahitlik etmesidir:” Allah</strong><strong> şahit, kocası kesinkes yalan söylüyor. </strong></p>
<p><strong>Beşincisinde: “Kocası doğru söylüyorsa Allah</strong><strong>’ın gazabına uğramayı diler”</strong> (Nur 24/6-9)</p>
<p><strong>“(Peygamberin eşi Aişe hakkında) zina yalanını uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı ceza vardır; içlerinden elebaşlık yapana da büyük bir azap vardır. </strong><strong></strong></p>
<p><strong>Onu işittiğiniz zaman, erkek ve kadın müminlerin hayra yorup; “bu açık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi? </strong><strong></strong></p>
<p><strong>(İftiracılar) Dört şahit getirselerdi ya? Madem o şahitleri getiremediler öyleyse onlar Allah</strong><strong> katında yalancıdırlar.”</strong> (Nur 24/11-13)</p>
<p>Görüldüğü gibi namus ve iffet konusuna büyük önem veren ve zinaya yaklaşmayı dahi yasaklayan Allah, kadınlara atılan zina suçunu ispat için dört şahit şartı koymuş, şahit getiremeyenleri iftiracı sayılıp cezalandırılmasını hükme bağlamıştır.   Kadınların bunu istismar etmemesi için de şöyle buyurmuştur:</p>
<p><strong>“… İyi kadınlar, boyun eğenler ve Allah’ın onları korumasına karşılık yalnızken kendilerini koruyanlardır… ”</strong> (Nisa 4/34)</p>
<p>Bu konuda erkeklerle ilgili koruma yoktur. Fıkıh kitaplarında onlarla ilgili hükümlerin tamamı, kadınlarla ilgili hükümlere kıyaslanarak konmuştur.</p>
<p>Batılılar, kadınların pozitif korumayı hak ettiğini keşfetmişler ama kısa vadeli menfaati, uzun vadeli menfaate tercih ettikleri için zinayı suç saymamış ve kadına yapılabilecek en büyük kötülüğü yapmışlardır. İyilerle kötüleri karıştırdıklarından bu gibi konularda onlardan alacağımız bir şey yoktur.</p>
<p>Onların önde gözükmesi, Allah’ın yarattığı kitabı yani varlıkları okuyarak elde ettikleri bazı şeyleri uygulamalarıdır. Ama onu, Allah’ın indirdiği Kitap ile birlikte okumadıklarından bugün her şeylerini kaybetmekle yüz yüze gelmişlerdir.</p>
<p>Müslümanlar ise Kur’an’ı anlayarak okuma işini çoktan bırakmışlardır. Allah’ın yarattığı kitap olan varlıklar âlemini de okumadıkları için İslam âleminin içine düştüğü yanlışlardan biri de kadının, ciddi manada sıkıntıya sokulmasıdır. Mesela bir kadın tecavüze uğrasa da bunu şikâyete gitse, ondan dört şahit getirmesi istenir. Yoksa iftiracı sayılarak seksen değnek yer ve artık şahitliği de kabul edilmez. Çünkü müslümanlar, fakihlerin yorumunu Kur’ân ve Sünnetin önüne geçirerek kadının lehine olan hükümler aleyhine çevirmişlerdir.</p>
<p>Sonuç olarak insanların zihni durulaştırılmadıktan sonra Anayasa ve yasalarda yapılan değişiklikle kadının konumunun düzelmesi mümkün değildir.</p>
<p>Prof. Dr. Abdulaziz BAYINDIR</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/kadina-pozitif-ayirimcilik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tavuk Kesimine Dair</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/tavuk-kesimine-dair.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/tavuk-kesimine-dair.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2010 09:19:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ibrahim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bülten]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/?p=1366</guid>
		<description><![CDATA[14.07.2010 tarihli günlük yayın yapan bir gazetede bir piliç firmasının helal sertifikalı üretime geçtiğine dair reklam yayımlanmıştır. Bu reklamda firma, tavukların tek tek kesildiğini bildirerek tavuk kesiminde helallik için bu işlemin şart olduğu intibaını uyandırmıştır. Bu reklamdan sonra vakfımıza tavuk kesimine dair ardı ardında sorular gelmeye başladı: “Tavukların teker teker kesilmesi şart mıdır?” “Makine ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>14.07.2010 tarihli günlük yayın yapan bir gazetede bir piliç firmasının helal sertifikalı üretime geçtiğine dair reklam yayımlanmıştır. Bu reklamda firma, tavukların tek tek kesildiğini bildirerek tavuk kesiminde helallik için bu işlemin şart olduğu intibaını uyandırmıştır. Bu reklamdan sonra vakfımıza tavuk kesimine dair ardı ardında sorular gelmeye başladı: “Tavukların teker teker kesilmesi şart mıdır?” “Makine ile seri kesim dini açıdan sakıncalı mıdır?” “Her bir hayvana tek tek besmele çekilmezse o tavuklar haram mı olur?” vb. Bu açıdan kamuoyunu bilgilendirme ihtiyacı doğmuştur.</p>
<p>En son nazil olan Maide Suresi 3. âyette Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p><strong>“</strong><strong>Ölü, kan, domuz eti,</strong><strong> Allah’tan başkası adına kesilmiş, boğulmuş, vurulmuş, düşmüş, boynuz darbesi almış ve yırtıcı tarafından yenmiş olanlar size haramdır; ölmeden keserseniz başka.”</strong></p>
<p>Türkiye’de tavukları Allah’tan başkası adına kesen bir firma yoktur. Âyet ve hadislerde hayvanların teker teker kesilmesi şartı da yoktur. Dolayısıyla makine ile seri kesim yapılabilir.</p>
<p>Ayrıca Kur’ân’da kurban kesimi dışında hayvan keserken besmele çekilmesini emreden bir ayet yoktur. Bir grup sahabî, Peygamber Efendimize gelerek: “Ey Allah’ın Elçisi! Bazıları bize et getiriyorlar. Üzerine Allah’ın adını anıp anmadıklarını bilmiyoruz. Ondan yiyelim mi, yemeyelim mi?” şeklinde bir soru sordular. Allah’ın resulü de cevaben buyurdu ki: <em>“Siz Allah’ın adını anın ve yiyin!”</em><sup>1</sup><em> </em></p>
<p>el-Hattâbî (ö. 388) şöyle demiştir: “Bu hadis, hayvan kesiminde besmele çekmenin şart olmadığının delilidir. Eğer şart olsaydı hakkında şüpheye düşülen o hayvan Allah’ın Elçisi tarafından mubah kabul edilmezdi…”<sup>2</sup></p>
<p>Tavuklar kesildikten sonra tüylerinin kolay yolunması için sıcak suya atılır. İç organları henüz çıkarılmadığı için hayvanın içinde bulunan kan ve diğer pislikler sıcak suyun tesiriyle ete bulaşır. Bunun için eti necis yaptığı ve yenmesinin haram olduğu söylenir.</p>
<p>O pisliğin etin içine geçmesi için suyun kaynar olması ve tavuğun orada bir süre kalması gerekir. Bu durumda hücre ağızları açılır, içeriye pislik girer. Onu sudan çıkarınca hücreler kapanır ve pisliği dışarı çıkarmak mümkün olmaz. Bu sebeple tavuk kesen firmalar, suyun sıcaklığının 60 derecenin altında olmasına dikkat etmektedirler. Bu durumda pislik etin içine geçmemekte, tavuğun tüyleri yolunduktan sonra iyice arındırılmakta ve tertemiz bir halde piyasaya sunulmaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç olarak</strong> İslami usullere aykırı bir şekilde kesildiğine dair kesin bir delil bulunmayan temiz ve sağlıklı olan tavuk etleri gönül rahatlığı ile tüketilebilir.</p>
<p><br class="spacer_" /></p>
<p>Süleymaniye Vakfı</p>
<p>Din ve Fıtrat Araştırmaları Merkezi</p>
<ol class="footnotes"><li id="footnote_0_1366" class="footnote">Buhârî, Tevhid, 13, Zebâih, 21; Ebû Dâvûd, Edâhî, 13–19; İbn Mâce,  Zebâih, 4; Nesâi, Dahâya, 2; Muvatta, Zebâih, 1.</li><li id="footnote_1_1366" class="footnote">Muhammed b. Ali b. Muhammed eş-Şevkânî,<strong> Neylu’l-Evtâr Şerhu  Munteka’l-Ahbâr,</strong> Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabi, 8 c., Beyrut, t.y., c:  8, s: 158.</li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/tavuk-kesimine-dair.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Mukayeseli Fıkıh Dersleri&#8221; Haftanın Konusu</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/mukayeseli-fikih-dersleri.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/mukayeseli-fikih-dersleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 13:37:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ibrahim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/hablullah/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[Her hafta Cumartesi günü saat 11:00 &#8211; 13:00 arası yapılmakta ve CANLI yayınlanmaktadır. 4 Eylül 2010 &#8211; &#8220;Oruç Bozmanın Cezası&#8221; konusu işlenecektir. Yer: Süleymaniye Vakfı Merkezi / İrtibat: (0212) 513 00 93]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her hafta <strong>Cumartesi </strong>günü saat <strong>11:00 &#8211; 13:00 </strong>arası yapılmakta ve <strong><a title="Mukayeseli Fıkıh Dersleri Canlı Yayın (5840)" href="http://www.suleymaniyevakfi.org/go.php?http://www.kurandersi.com/canli-yayin-izle/" target="_blank">CANLI</a></strong> yayınlanmaktadır.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><span style="color: #ff0000;">4 Eylül 2010</span></strong> &#8211; &#8220;<strong>Oruç Bozmanın Cezası</strong></span><span style="color: #000000;">&#8221; konusu işlenecektir.<br />
 </span></p>
<p>Yer: Süleymaniye Vakfı Merkezi / İrtibat: (0212) 513 00 93</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/mukayeseli-fikih-dersleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan Ve Oruç</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/tatile-bakis.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/tatile-bakis.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 08:23:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ibrahim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/?p=1353</guid>
		<description><![CDATA[Ramazanda kimler oruç tutmayabilir? Hilal konusunda hangi ülkeye tabi olmalıyız? Adetli, hamile veya emziren kadınlar oruç tutmalı mı? Denize girmek, banyo yapmak, iğne yaptırmak, diş fırçalamak, ağda yapmak, saç boyamak orucu bozar mı? Bu ve benzeri soruların cevaplarını FETVA.NET sitemizden okuyabilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazanda kimler oruç tutmayabilir? Hilal konusunda hangi ülkeye tabi olmalıyız? Adetli, hamile veya emziren kadınlar oruç tutmalı mı? Denize girmek, banyo yapmak, iğne yaptırmak, diş fırçalamak, ağda yapmak, saç boyamak orucu bozar mı? Bu ve benzeri soruların cevaplarını <strong><a href="http://www.suleymaniyevakfi.org/go.php?http://www.fetva.net/yazili-fetvalar/oruc" target="_blank" title="(1636)">FETVA.NET</a></strong> sitemizden okuyabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/tatile-bakis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsra ve Mirac</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/roportajlar/isra-ve-mirac.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/roportajlar/isra-ve-mirac.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 07:31:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/?p=1351</guid>
		<description><![CDATA[İSRA VE MİRAC OĞUZ ÇETİNOĞLU &#8211; Mirac Kandili, İslamiyet’te mukaddes kabul edilen zaman dilimlerinden biri. Mirac; ‘Peygamberimizin (sav), Mescid-i Harâm’dan Mescid-i aksâ’ya, oradan da göğe yaptığı yolculuk’ olarak anlatılıyor. Konunun iyi ve kolay anlaşılabilmesi için önce mekânları belirleyebilir miyiz Hocam? Mescid-i Harâm, Mescid-i aksâ ve ‘gök’ olarak adlandırılan mekânlar… Bunlar hakkında bilgi lütfeder misiniz? ABDULAZİZ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>İSRA VE MİRAC</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>OĞUZ ÇETİNOĞLU</strong> &#8211; Mirac Kandili, İslamiyet’te mukaddes kabul edilen zaman dilimlerinden biri. Mirac; ‘<em>Peygamberimizin (sav), Mescid-i Harâm’dan Mescid-i aksâ’ya, oradan da göğe yaptığı yolculuk</em>’ olarak anlatılıyor.</p>
<p style="text-align: left;">Konunun iyi ve kolay anlaşılabilmesi için önce mekânları belirleyebilir miyiz Hocam? Mescid-i Harâm, Mescid-i aksâ ve ‘<em>gök</em>’ olarak adlandırılan mekânlar… Bunlar hakkında bilgi lütfeder misiniz?</p>
<p style="text-align: left;"><strong> ABDULAZİZ BAYINDIR –</strong> Bu konuyu anlatan ana âyet şudur:</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Kulunu bir gecede Mescid-i Haram’dan alıp, çevresini bereketli kıldığı<sup>1</sup></strong><strong> el-Mescid’ul-aksâ’ya götüren Allah, eksikliklerden uzaktır. Bu, ona bir kısım âyetlerimizi göstermek içindir. Allah işitir ve görür.”</strong> (İsrâ, 17/1)</p>
<p style="text-align: left;">el-Mescidu’l-aksâ, en uzak mescit demektir. Şu âyetler onun yerini bildirmektedir:</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“O (Muhammed) Cebrail&#8217;i, onun bir başka inişinde daha görmüştü; Sidretü&#8217;l- Müntehâ&#8217;nın yanındaydı. Me&#8217;vâ Cenneti de oradadır. O gün Sidre&#8217;yi bürüyen bürüyordu. (Muhammed’in) gözü kaymadı; sınırı da aşmadı. Orada Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.”</strong> (Necm, 53/13-18)<em> </em></p>
<p style="text-align: left;">Sidretü&#8217;l- Müntehâ yedinci kat semadadır.<sup>2</sup> el-Mescidu’l-aksâ ise oradaki Beyt-i Mamûr’dur. Allah’ın Elçisi (a.s.) bir gün ashabına:<em>“Beyt-i Ma’mûr’un ne olduğunu biliyor musunuz?”</em> diye sordu: <em>“Allah ve Elçisi daha iyi bilir” </em>dediler. <em>“O, gökte olan bir mescittir, Kâbe tam altında kalır. O mescit aşağı düşse Ka’be’nin üzerine düşer. Orada her gün yetmiş bin melek namaz kılar. Oradan çıktılar mı artık sonuna kadar oraya dönmezler.&#8221;</em> dedi.<sup>3</sup></p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU –</strong> Mescid-i aksâ Kudüs’te değil mi?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR-</strong> Hayır, Kudüs’teki Mescid-i aksâ, Emevîler tarafından yapılmıştır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU –</strong> Orada Süleyman aleyhisselam tarafından yapılan mabed yok muydu?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR-</strong> Vardı ama iki kez yıkılmış, bir daha da yaptırılamamıştı. Babil kralı II. Buhtunnasr (Neabukadnezzar) milattan 586 yıl önce Kudüs’ü işgal ettiğinde şehri tamamen tahrip etmiş, yıkılan Mabed’in kapı ve duvarlarından söktüğü altın kabartmaları, kıymetli eşyayı, topladığı ganimetleri ve halkının büyük bir kısmını Babil’e götürmüştü. Kur’ân, bu olayı şöyle anlatır:</p>
<p style="text-align: left;"><strong> “O Kitaba (Tevrat’a) İsrailoğulları için şu kararı koyduk: “Siz bu yerde iki kere fesat çıkaracak ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz. Birincinin şartları oluşunca savaş gücü yüksek kullarımızı üzerinize saldık; evlerin arasına kadar sokuldular. Bu, yerine getirilmiş bir söz oldu.”</strong> (İsrâ, 17/4-5)</p>
<p style="text-align: left;">Daha sonra Perslerin Babil’i, milattan 539 yıl önce ele geçirmesiyle İsrailoğulları serbest bırakılmış, Kudüs’e dönmüşler ve milattan 515 yıl önce yirmi beş yıl çalışarak ikinci Mabed dönemini başlatmışlardı.<sup>4</sup></p>
<p style="text-align: left;">Milattan sonra 70’de Romalı kumandan Titus şehri ele geçirmiş, Kudüs’ü yakmış ve Süleyman mabedini yerle bir etmişti.<sup>5</sup> Bu olay, şu âyette yer alır:</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“… İkinci kez şartlar oluşunca (düşmanlarınızı tekrar üzerinize saldık ki,) yüzünüzü yere sürtsünler, o Mescide ilk girenler gibi girsinler ve ele geçirdikleri her şeyi yakıp yıksınlar.”</strong> (İsrâ, 17/7)</p>
<p style="text-align: left;">Halife Ömer, Kudüs&#8217;ün anah­tarını teslim aldığında kendisi de bizzat çalışarak Süleyman Mabedi’nin Hıristiyanlık döneminde moloz­lar altında kalmış olan yerini temizletip Sahre&#8217;nin güneyindeki düzlükte cemaate namaz kıldırmış sonra buraya bir mescid yaptır­mıştır.<sup>6</sup></p>
<p style="text-align: left;">Daha sonra Emevi halifelerinden Abdulmelik b. Mervan (65/6856) Kubbetü’s-Sahre’yi<sup>7</sup>, oğlu I. Velîd  (86/705) de Mescid-i aksâ adıyla anılan mescidi yaptırmıştır.<sup>8</sup></p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU –</strong> Peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiyor mu? “<em>Kureyş beni yalanladığı zaman, Hicr’de ayağa kalktım. Allah bana Beytü’l-Makdis’i gösterdi; bunun üzerine ona bakarak onun alâmetlerini onlara haber vermeye başladım</em>.”<sup>9</sup></p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR –</strong> Bu gibi rivayetler, Kur’ân’a, tarihi gerçeklere ve Peygamberimizden gelen şu rivayete uymamaktadır:</p>
<p style="text-align: left;">“<em>Hatim<strong> </strong></em>(Hatîm, Kabe’nin altın oluk tarafında, yarım daire şeklindeki duvarla çevrili yerin adıdır.)<em>’de idim Cibril geldi beni aldı ve birinci kat semaya yükseltti..”</em><sup>10</sup></p>
<p style="text-align: left;">Peygamberimizin Kâbe’den, doğrudan semaya yükseltilmesi Kudüs’e gitme işine ters düşmektedir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU</strong> &#8211; İslamî kaynaklara göre mirac, 2 safhada gerçekleşiyor: Birinci safha Mescid-i Harâm’dan Mescid-i aksâ’ya yapılan yolculuk ki ona İsra deniyor. 2. safha ise göklere yükselmek… Sizin anlattıklarınıza göre Kudüs’teki Mescid-i aksâ’ya yolculuk yapılmamış. Ama İsrâ’nın Kur’an ile Miracın da Sünnet ile sabit olduğu ifade ediliyor, bunu nasıl yorumlarsınız?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR –</strong> İsrâ, gece yürüyüşü anlamına gelir. Âyetteki el-Mescid’ul-aksâ’nın, Emeviler tarafından yapılan Mescid-aksâ<em> </em>ile karıştırılması yanlış anlamalara yol açmaktadır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU </strong>– Mirac farklı bir şey mi?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR –</strong> Mirac, merdiven ve asansör gibi yükseğe çıkaran alet<sup>11</sup> anlamına gelir. Ebu Sa&#8217;îd el-Hudrî&#8217;nin rivayetine göre peygamberimiz şöyle demiştir: &#8220;… Sonra insanların ruhlarının, üzerinde göğe yükseldiği mirac getirildi. Kimse ondan güzelini görmemiştir. Ölmek üzere olan birinin gözünü, arzuyla göğe nasıl diktiğini görmediniz mi?<sup>12</sup>)</p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU</strong> – Burada yalın insan aklının kabullenmekte zorlanacağı bir durumdan söz ediliyor. Böyle bir iddianın sahiplerine ne söylemek gerekir?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR –</strong> Konu, Kur’ân-Sünnet bütünlüğü içinde ele alınsa bir sıkıntı kalmaz. Çünkü göklerde yollar, kapılar ve daha nice miraclar yani yükselme aletleri vardır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU</strong> –  Bunlar benim için yeni kavramlar. Ama önce mirac kelimesinin Kur’ân’da geçmemiş olmasını nasıl yorumlamak gerekir?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR –</strong> Mirac Kur’an’da, Peygamberimizin bildirdiği anlamıyla, meâric şeklinde çoğul olarak geçmekte ve bulunduğu sureye adını vermektedir. Bu o kadar önemlidir ki, Allah Teâlâ kendini miraclar sahibi diye nitelemiştir. Melekler ve ruh, o miraçlar üzerinde yükselir.<sup>13</sup> Ama kendini büyük görüp Allah’ın âyetleri karşısında yalan söyleyenlere göğün kapıları açılmaz.<sup>14</sup></p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU</strong> –  Beş vakit namazın, mirac’da farz kılındığı bilgisi var… Namazın 50 vakit olarak tebliğ edildiği, Hz. Musa’nın yönlendirmesi üzerine Peygamberimizin Huzur-u İlahî’ye başvurması ve niyazının kabul edilerek 5 vakte indirildiği rivâyetlerini şüphe ile karşılayanlar var. Onlar diyorlar ki; ‘<em>Cenâb-ı Allah yanılmaz. O’nun, peygamber olsa bile; kullarının yönlendirmesine ihtiyacı yoktur</em>.’</p>
<p style="text-align: left;"><strong> BAYINDIR –</strong> Peygamberimizin Musa aleyhisselam ile Allah Teâlâ arasında gidip geldiği şeklindeki rivayet Kur’ân âyetlerine uygun düşmemektedir. Hem Muhammed hem de Musa aleyhimesselam, İbrahim aleyhisselamın soyundandır. Onun şöyle bir duası vardır:</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Rabbim! Bu namazı tam kılanlardan olmamı lutfeyle; soyumdan gelenler de öyle olsun. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.”</strong> (İbrahim, 14/40)</p>
<p style="text-align: left;">Bu âyete ve ilgili diğer âyetlere baktığımızda bütün peygamberlerin aynı namazı kıldıklarını görürüz. Peygamberimizin şu hadisi de bunu desteklemektedir.</p>
<p style="text-align: left;">“<em>Cebrail Kâbe’nin yanında bana iki kere imamlık yaptı. Birincisinde öğle namazını, gölgeler bir ayakkabı kayışı kadar iken kıldırdı. Sonra her şeyin kendi gölgesi kadar olduğu zaman ikindiyi kıldırdı. Güneşin battığı ve oruçlunun iftar ettiği saatte akşam namazını kıldırdı. Şafağın kaybolduğu saatte de yatsıyı kıldırdı. Sabah namazını da tan yerinin ağardığı, oruç tutana yemenin içmenin yasak olduğu saatte kıldırdı.</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Cebrail ikinci kez imamlık yaptığında öğle namazını, dünkü ikindi vaktinde, her şeyin gölgesinin kendi boyu kadar olduğu vakitte kıldırdı. İkindiyi, her şeyin gölgesi kendinin iki katı olduğu vakitte kıldırdı. Sonra akşam namazını ilk günkü vaktinde kıldırdı. Son yatsı namazını gecenin üçte biri geçtikten sonra kıldırdı. Sabah namazını da ortalık aydınlandığı sırada kıldırdı. Sonra Cebrail bana döndü ve dedi ki, “<strong>Ya Muhammed, bu senden önceki peygamberlerin ibadet vaktidir. İbadet vakti bu iki vaktin arasıdır</strong>.” </em>(Tirmizî, Mevâkît, 1)<em><br />
 </em></p>
<p style="text-align: left;">Bu hadisteki son cümleye dikkat etmek gerekir. Sonuç olarak hem âyetler, hem de hadisler, namazın zaten beş vakit olduğunu gösterir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU</strong> – Kur’ân-ı Kerim’deki âyetlerin tamamına yakın bölümü Cebrail Aleyhisselam aracılığıyla indirilmiş iken, bazı âyetlerin Allah (cc) tarafından bizzat peygamberimize tebliğ edilmesini nasıl yorumluyorsunuz?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR –</strong> Kur’ân’ın tamamını Cebrail aleyhisselam getirmiştir. Bazı âyetlerin Allah tarafından bizzat peygamberimize tebliğ edilmesi diye bir şey yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Kur’ân değerli bir elçinin sözüdür. Güçlü… Arşın sahibi yanında itibarlı, orada saygı gören güvenilir elçi Cebrail’in sözüdür.”</strong> (Tekvîr, 81/19-21)</p>
<p style="text-align: left;">Elçinin işi, birinin sözünü diğerine aktarmak olduğu için onlar aslında Allah’ın sözleridir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU</strong> –  Mirâc’ın bedenen mi yoksa rûhen mi gerçekleştiği konusunda da tartışmalar var. İnananların elbette şüphesi yok: Hem bedenen ve hem rûhen, Efendimiz uyanıkken gerçekleşti. Ruh ve beden bütünlüğünü nasıl yorumlamak gerekir?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR –</strong> Temel hata, âlimlerimizin âyetleri, kendi başlarına açıklamaya kalkmalarıdır. Hâlbuki Allah Teâlâ buna izin vermemekte ve şöyle buyurmaktadır:</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Elif, Lâm, Râ. Bu öyle kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra hakîm olan ve her şeyin iç yüzünü bilen tarafından açıklanmıştır. Bu, Allah’tan başkasına kul olmamanız içindir. (De ki,) Ben de onun tarafından size gönderilen uyarıcı ve müjdeciyim.”</strong><em> </em>(Hûd, 11/1-2)</p>
<p style="text-align: left;">Allah, âyetleri, âyetlerle açıklamıştır. O yola girmeyince Kur’ân-Sünnet bütünlüğü bozulmakta ve çelişkiler oluşmaktadır. Açıklamayı Kur’ân’dan aldığımızda Allah Teâlâ’nın şöyle dediğini görürüz:</p>
<p style="text-align: left;"><strong> “(Orada Muhammed’in) gözü kaymadı; sınırı da aşmadı.”</strong> (Necm, 53/17)</p>
<p style="text-align: left;">Gözün kaymaması ve sınırı aşmama, ancak ruh ve beden birleşince olabilir. Bu sebep bu olay uyanıkken ve ruh-beden bütünlüğü içinde gerçekleşmiştir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU</strong> –  Elmalılı Hamdi Yazır; ‘<em>Mirac olayını tamâmen aklî çerçeveye sokmak kolay değildir</em>’ diyor. Bu söz, kimi insanları şüpheye sevk eder mi?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR –</strong> Bana göre bu, bilgi azlığından kaynaklanmaktadır. Çağımızda astronominin üzerinde çalıştığı gök, birinci kat göktür. Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“En yakın (birinci) göğü kandillerle (yıldızlarla) süsledik ve koruduk.”</strong><em> </em>(Fussilet, 41/12)</p>
<p style="text-align: left;">Birinci kattan sonra altı kat daha vardır. Nuh aleyhisselam zamanında, onların hepsi avuç içi gibi biliniyordu. O, kavmine şöyle demişti:<em></em></p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Görmediniz mi ki, yedi semayı Allah, nasıl tabaka tabaka yaratmıştır?”</strong> (Nuh, 71/15)</p>
<p style="text-align: left;">“Görmedinizi mi” sözü, görür gibi bilmediniz mi, demektir. Onlar o semalara çıkmış da olabilirler. Eğer böyle hızlı çıkaran bir mirac olmasa onlardan hangisinin ömrü oralara çıkmaya yeter! Allah Teâlâ bir de şöyle buyurmuştur:</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Allah, yedi göğü ve yerden de onların gibisini yaratmış olandır.”</strong> (Talak, 65/12)</p>
<p style="text-align: left;">Buna göre üzerinde yaşadığımız kısım, yerin yedinci katıdır. Gökler de aynı olduğuna göre onun yedinci katının da insanların yaşamasına elverişli olması gerekir. Nasıl göklere giden kapılar varsa, yerin merkezine giden kapılar da olmalıdır. Oralardan geçmek için yeterli bilgi ve donanıma sahip olmak gerekir. Bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin belli bölgelerini aşıp gitmeye gücünüz yetiyorsa gidin! Ama bir güce sahip olmadan gidemezsiniz.”</strong> (Rahman, 55/33)</p>
<p style="text-align: left;">Demek ki, o gücü elde edince hem yerin merkezine, hem göğün en üst katına gidilebilir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU</strong> –  Bunlar çok ilginç şeyler. Siz bana şüphe ve iman ilişkisini açıklar mısınız?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR –</strong> İslam dininde inanç, kesin verilere dayanmak zorundadır. Kelime-i şehadetin anlamı şudur; “Ben şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.”</p>
<p style="text-align: left;">Şahitlik etmek için kesin bilgiye ulaşmak gerekir. Şüphe ile yola çıkmadan kesin bilgiye ulaşmak zordur. Bu konuda örneğimiz İbrahim aleyhisselamdır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Bir gün İbrahim</strong><strong> dedi ki: “Rabbim! Bana göstersene, ölülere nasıl can veriyorsun!” Allah; “Yoksa inanmadın mı?” dedi. “Yok, ama içim yatışsın diye” cevap verdi. “Öyleyse, dört kuş tut. Kendine alıştır. Sonra (kes, parçala ve) her dağın başına onlardan birer parça koy. Daha sonra onları çağır, hızla sana geleceklerdir” dedi. Bil ki, Allah</strong><strong> güçlüdür, doğru karar verir.”</strong> (Bakara, 2/260)</p>
<p style="text-align: left;">Şüphelenmek insanın en tabii hakkıdır. Kâfirlik, gerçekleri anlayıp kavradıktan sonra kabul etmemektir. <em></em></p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU</strong> –  ‘<em>Hiçbir vahiy akla aykırı değildir. Fakat her akıl her vahyi idrak edebilecek güçte değildir</em>.’ Deniliyor. Bu söyleme açıklık getirir misiniz?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR -</strong> Dini, Allah’ın tarif ettiği gibi anlarsak sıkıntı kalmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah</strong><strong>’ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.”</strong> (Rum, 30/30)</p>
<p style="text-align: left;">Fıtrat, varlıkların temel yapısını ve bu yapıyı oluşturan yaratılış, değişim, gelişim ilke ve kanunlarını ifade eder. İnsanların, hayvanların, bitkilerin, yerin, göğün hâsılı her şeyin yapısı ve işleyişi buna göredir. Demek ki, Allah’ın dini, varlıklarda da geçerli kanunlar bütünüdür. Tabiattaki her olayı nasıl anlayamıyorsak, her vahyi de anlayamayabiliriz.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU</strong> – Mirac olayı sebebiyle; son peygamberin getirdiği mesajın, bütün dinlere hâkim olacağı yorumu yapılıyor. Bu yorumun yorumunu nasıl yapmak gerekir? Museviler ve Hıristiyanlar… hepsi Müslüman mı olacak?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR –</strong> İslam yeryüzünün tamamına hâkim olacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Bu dini bütün dinlere hâkim kılmak için elçisini, doğruya götüren bilgi ve gerçeklerle örtüşen din (hak din) ile gönderen Allah’tır. Varsın o müşrikler hoşlanmasın.”</strong> (Tevbe, 9/32–33)</p>
<p style="text-align: left;">Peygamberimizin İstanbul’un fethini müjdelemesi bu yüzdendir. O, şöyle buyurmuştur:</p>
<p style="text-align: left;"><em>“Kostantiniye (İstanbul) kesinlikle fethedilecektir. Onun emiri ne güzel emir; o ordu ne güzel ordudur</em>.”<sup>15</sup>)</p>
<p style="text-align: left;">Yahudiler ve İsa aleyhisselam İsrailoğullarındandır. Onlara söz verilen dünya hâkimiyeti budur. O sözün yerine getirilmesi için Muhammed aleyhisselama inanmaları ve ona uymaları gerekir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Ey İsrail</strong><strong> oğulları! Size ettiğim iyilikleri hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size olan sözümü yerine getireyim. Yalnız benden korkup çekinin. Sizde olanı onaylayıcı olarak indirdiğime inanın. Onu ilk görmezlik eden siz olmayın. Âyetlerimi </strong><strong>geçici bir bedele karşılık satmayın. Yalnız benden çekinin.”</strong><em> </em>(Bakara, 2/40-41)</p>
<p style="text-align: left;">İslam’ın hâkim olması, herkesin müslüman olacağı anlamına gelmez. Çünkü inanç, kişinin hür olarak vereceği karara bırakılmıştır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU</strong> –  Mirac gecesini Müslümanlar nasıl değerlendirmeli?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR –</strong> Kandil geceleri, ne Kur’ân’da ne de Sünnette vardır. Dolaysıyla bu gecelerin, diğer gecelerden farkı yoktur. Bunlar, Peygamberimizden çok sonra Mısır ve Kudüs’te kutlanmaya başlanmış, daha sonra diğer bölgelere yayılmıştır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>ÇETİNOĞLU</strong> – Namazın, müminin miracı olduğu konusunda neler söylersiniz?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BAYINDIR –</strong> Namazda kişi, Allah ile baş başa kalır. Dualar ve âyetler okuyarak Allah ile bire bir görüşme imkânı bulmuş gibi olur. Secdeye vardığı sırada da bütün istek ve ihtiyaçlarını Allah’a açıp yardım isteyebilir. Bu bakımdan namaz, miraca benzemektedir.</p>
<p style="text-align: left;"> </p>
<p style="text-align: left;">Röportajın yayımlandığı yer için bkz:</p>
<p style="text-align: left;">Önce Vatan Gazetesi, 8 Temmuz 2010 Perşembe, sayfa: 9</p>
<p style="text-align: left;">Önce Vatan Gazetesi, 9 Temmuz 2010 Cuma, sayfa: 9</p>
<ol class="footnotes"><li id="footnote_0_1351" class="footnote"></strong>Bir yazıda “Sen…” veya “Siz …” yerine “O…” veya “Onlar…” denmesine Arap edebiyatında iltifat denir. O, ifadeye güzellik katar. Burada da üçüncü tekil şahıstan ikinci çoğul şahsa geçilerek “bereketli kıldığımız” ifadesi kullanılmıştır. Türkçede iltifat sanatı olmadığından tercüme cümlenin akışına göre yapılmıştır.<strong></li><li id="footnote_1_1351" class="footnote">Buhârî, Bed’ul-halk 6.</li><li id="footnote_2_1351" class="footnote">Muhammed b. Cerîr et- Taberî, <strong>Camiu</strong><strong>’l-Beyân fî Te’vîl’l-Kur’ân,</strong> Beyrut 1992, c: 11, s: 481</li><li id="footnote_3_1351" class="footnote">Nebi BOZKURT, Mescid-i aksa, DİA, Ankara 2004.</li><li id="footnote_4_1351" class="footnote">Nebi BOZKURT, Mescid-i aksa, DİA, Ankara 2004.</li><li id="footnote_5_1351" class="footnote">Nebi BOZKURT, Mescid-i aksa, DİA, Ankara 2004.</li><li id="footnote_6_1351" class="footnote">Nebi Bozkurt, “Kubbetü’s-Sahre”, DİA, Ankara 2002.</li><li id="footnote_7_1351" class="footnote">İsmail Yiğit, Emeviler, DİA, İstanbul 1995</li><li id="footnote_8_1351" class="footnote">Müslim, İman,276 ; Buhari, Fezâilü’s-sahabe,70, Tefsir,200; Tirmizî,Tefsir,18.</li><li id="footnote_9_1351" class="footnote">Bkz: Buhari, Tevhid, 37 , Menakıbu’l-Ensar,42,  Hac,76, Müslim, İman,263</li><li id="footnote_10_1351" class="footnote">Lisânu’l-arab, Essıhah fi’lluğa, Mufredât el-fâzil kur’an, Muhtâr  es-sihah, Tehzibu’l-luğa, El-meğrib, Tâcu’l-arûs, vs. kitaplarının “arece” maddesi.</li><li id="footnote_11_1351" class="footnote">Ebubekr Ahmed b. El-Huseyn el-Beyhakî, Delâil’un-nubuvve ve marifet ahval-i sahibi’ş-şerîa, Beyrut 1988, c. II, s. 391. (Hadislerini çıkaran ve notlar ekleyen Abdulmu’tî Kal’aci</li><li id="footnote_12_1351" class="footnote">Meâric, 70/3-4.</li><li id="footnote_13_1351" class="footnote">Araf 7/40</li><li id="footnote_14_1351" class="footnote">Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/335 (Bişr b. Suheym hadisi</li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/roportajlar/isra-ve-mirac.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Kadın Erkeklere İmamlık Yapabilir mi?</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/bir-kadin-erkeklere-imamlik-yapabilir-mi.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/bir-kadin-erkeklere-imamlik-yapabilir-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 09:27:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ibrahim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bülten]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/?p=1339</guid>
		<description><![CDATA[Soru: Bir kadın erkeklere imamlık yapabilir mi? Cevap:  Na­mazda huşû çok önemlidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Namazlarında huşû içinde olan mü­minler kurtuluşa ermişlerdir.” (Mu’minûn, 23/1-2) Huşû, kişinin Allah’ın huzurunda olduğu bilinciyle tevazu gös­terip boyun eğmesini ifade eder. Bu yüzden gerek kıyamda ve gerekse namazın diğer bölümlerinde huşûya engel olacak şeylerden uzak durmak gerekir. Bir kadının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="soru"><strong>Soru:</strong> Bir kadın erkeklere imamlık yapabilir mi?</div>
<div id="cevap"><strong>Cevap: </strong> Na­mazda huşû çok önemlidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:</p>
<p><strong>“Namazlarında huşû içinde olan mü­minler kurtuluşa ermişlerdir.”</strong> (Mu’minûn, 23/1-2)</p>
<p>Huşû, kişinin Allah’ın huzurunda olduğu bilinciyle tevazu gös­terip boyun eğmesini ifade eder. Bu yüzden gerek kıyamda ve gerekse namazın diğer bölümlerinde huşûya engel olacak şeylerden uzak durmak gerekir. Bir kadının erkeklerin önünde imamlık yapması hem onun için, hem de arkasında bulunan cemaat için huşûya engel teşkil eder. Bu, şeytana arayıp da bulamadığı fırsatlar verir. Zira şeytan, bulunduğu yerden kovulup kıyamete kadar yaşama sözü alınca Allah Telalaya şöyle demişti:</p>
<p><strong>“…. And olsun ki ben de onlar için, senin doğru yolunun üzerinde oturacağım.</strong></p>
<p><strong>Sonra onlara; önlerinden, arkalarından, sağla­rından, sollarından sokulacağım. Onların çoğunu sana şükreder bulamayacaksın.”</strong> (Arâf, 7/16-17)</p>
<p>Namaz kılmakta olan kişi, doğru yolda olacağından şeytan hemen göreve başlar. Namaz kılanlar, onun kendilerine ne vesveseler verdiğini gayet iyi bilirler. Kadının imam olması halinde o, yeni vesvese imkânları elde eder. Kadında da erkekte de artık huşu kalmaz. Bu sebepten dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mescitte saf düzenini önce erkekler, onların arkasında erkek çocukları, sonra kadınlar ve kız çocukları olacak şekilde tanzim etmiştir. (Bkz: Buhârî, Salât 20, Ezân 78, 161, 164; Müslim, Mesâcid 266-268, (658-660); Muvatta, Kasru’s-Salât 31; Ebû Dâvud, Salât 71; Tirmizi, Salât 173; Nesâî, Mesâcid 43)</p>
<p>Ebu Davud başta olmak üzere bazı hadis, tabakat ve tefsir kaynaklarında Ümmü Varaka adlı sahabi bir hanımın erkeklere imamlık yaptığı ve ona bu iznin bizzat Peygamber tarafından verildiği rivayeti yer almaktadır. Fakat bu rivayet, kendisi ile amel edilemeyecek derecede zayıftır. (Bkz: Mustafa Ertürk, <em>“Kadının Erkeklere Namaz Kıldırabileceğine Dair Bir Rivayet ve Referans Değeri”</em>, <strong>Hadis Tetkikleri Dergisi,</strong> cilt: 3, sayı: 1, yıl:2005, s: 91-106)</p>
<p>Sırf bu kaynaklarda yer almasına bakarak bu zayıf rivayete dayanmak ve kadının erkeklere imamlık yapabileceğini söylemek mümkün değildir.</p>
<p><strong>NOT:</strong> Kadının kadınlara imamlık yapması ile ilgili olarak aşağıdaki linkte yer alan cevamızı okumanızı tavsiye ederiz:</p>
<p><a href="http://www.suleymaniyevakfi.org/go.php?http://www.fetva.net/yazili-fetvalar/kadin-kadinlara-imamlik-yapabilir-mi.html" target="_blank" title="(270)">http://www.fetva.net/yazili-fetvalar/kadin-kadinlara-imamlik-yapabilir-mi.html</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/bir-kadin-erkeklere-imamlik-yapabilir-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşam ve Yaratıcılık</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/sizden-gelenler/yasam-ve-yaraticilik.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/sizden-gelenler/yasam-ve-yaraticilik.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 07:41:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bülten]]></category>
		<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/?p=1336</guid>
		<description><![CDATA[  1. Mektup Bu günlerde “Nauka ve Religia” (İlim ve Din) dergisinde toplandık. Pek çok kişinin katıldığı toplantıda derginin 50. yılını kutladık. Kutlamalara Olga Bruşlinskaya da1 katıldı. Böylece İstanbul’da yapmış olduğumuz ilmi toplantıyı da hatırlamış olduk…2 Ben sizin Quranica sitenizi inceledim,3 fakat site yapım aşamasında gibi görünüyordu. Bana göre mevcut içeriği gerekli olan, bilgi taşıyan, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1. Mektup</strong></p>
<p>Bu günlerde <strong>“Nauka ve Religia” </strong>(İlim ve Din) dergisinde toplandık. Pek çok kişinin katıldığı toplantıda derginin 50. yılını kutladık. Kutlamalara Olga Bruşlinskaya da<sup>1</sup> katıldı. Böylece İstanbul’da yapmış olduğumuz ilmi toplantıyı da hatırlamış olduk…<sup>2</sup></p>
<p>Ben sizin Quranica sitenizi inceledim,<sup>3</sup> fakat site yapım aşamasında gibi görünüyordu. Bana göre mevcut içeriği gerekli olan, bilgi taşıyan, sakin bir şekilde aydınlatıcı fonksiyona sahipti.  Ama gelecekte sitenin yenilikçi bir anlayışla, tartışmalı problemleri siteye yerleştirmesi yerinde olur. Fakat bunun nasıl gerçekleşeceği hakkında şu an bir fikir söyleyemiyorum. Tabii ki sakin bir limanda yaşam sürmek, fırtınalı denizde yüzmekten daha rahattır. Bunu örnek olarak söyledim… Bana göre önemli olan tartışmalı konuları da, gün yüzüne çıkarmaktır.  En önemlisi de Kur’an’ı, sadece Müslümanlarla sınırlı tutmamalıyız, zira o ve onun mesajı tüm insanları kapsamaktadır.</p>
<p>…İslam dünyası,  kendini belli sınırlar içine hapsetmekte ve dünyanın geri kalanına karşı savunma halindedir. <strong> </strong></p>
<p><strong>2. </strong><strong>Mektup</strong></p>
<p>Rasim Bey, yazmış olduğunuz mektup için teşekkür ederim! Durum şu:</p>
<p>Ben son zamanlarda, hatta diyebilirim ki yıllardır Kur’an’ı ve İslam’da yer alan problemleri düşünmekteyim. Bana öyle geliyor ki bizim sizinle görüşmemiz hiç tesadüfî değil, tamamen Allah’ın lütfudur. Bu lütuf filizlenmiş ve devam etmektedir.</p>
<p>Bu problemler sanki havada uçuyormuş gibi, sadece benim tarafımdan değil, başta Bayındır olmak üzere sizin tarafınızdan da ele alınmıştır.</p>
<p>Biz sizinle başka başka ülkelerde bulunuyor ve farklı şartlarda çalışıyoruz. Türkiye çağdaş bir ülke olmasına rağmen, yine de insanların bir kısmı Kur’an’la ilgili eski bilgi, kavram ve yöntemleri halen taşımaktadır. Buna değinmemin bir amacı da, Müslüman ülkeler arasında bir kıyaslama yapmaktır. Şöyle ki, bunların bazıları kendilerine Müslüman diyerek, büyük bir kitap olan Kur’an’ın ilke ve kavramlarını -sert olduğum için kusura bakmayın &#8211; çağdaş dünyanın karşısında küçük düşürücü bir hale getirmişlerdir.  Bu nedenle Rusya’da oturuyor olmama rağmen kendimi size oranla Kur’an’a ulaşma bakımından daha şanslı hissediyorum.</p>
<p>Kur’an güç kullanılarak uygulanabilecek bir kitap değildir. Allah Teâlâ o kitapta insana yol göstermekte ve seçim hakkı tanımaktadır. Yine Kur’an, insanlara iyilikte yarışmayı telkin eden bir kitaptır.</p>
<p>Kur’an, barışa, diyaloga açık bir kitaptır. Onun ilkelerine karşı koyacak güç bulunmamaktadır. Tabii ki, akılcı bir şekilde uygulanır ve VII. Yüzyıl değil, XX. Yüzyıl değil, XXI. Yüzyılın bakış açısıyla yorumlanırsa böyledir. Bu uygulama ve yorum, tamamen Kur’an metnine bağlı kalınarak yapılmalıdır.</p>
<p>İslam’da herkes tarafından bilinen çok anlamlı bir kavram vardır. Niyet… Her şeyin temelinde o vardır. İstediğin şey nedir? Yani, niyetinde diyalog mu var, kavga mı?  Barış mı var savaş mı? Bir olan Allah’ın, diğer Dinlerini İslam dışı, gereksiz, uyduruk, mensuplarını kâfir, ayrıca, bizden coğrafi olarak bir hayli uzaklarda olan Budizm’i de atarak herkesle düşmanlık mı etmek istiyorsun? Yoksa Kur’an’ın kapısını tüm dünyaya açmak mı?  Öyle ki herkes onun ahlaki derinliğini ve ağırlığını, yapısının suretlerini, dilini, kıyaslamalarını, temel taşlarının güzelliğini görsün.</p>
<p>Bu durumda, bir kılavuz olarak Kur’an’ın metninin mantığı ile hareket etmemiz gerekir. Bunun söylenilmesinin önemi şöyle bir gerçeğe dayanıyor: Kur’an’a rağmen bazı hallerde güç, baskı ve tehdit veya terörizm kullanılmaktadır. Bu da hem Müslümanları birbirlerine, hem de Müslümanları gayri Müslimlere korkutucu göstermektedir. Bunların tümü Kur’an’a göre, İslam’a karşı işlenmiş en büyük suçlardandır&#8230; Kur’an’ın yanlış yorumlarının çoğu, kılıç pratiği ile desteklenerek ağırlıklı olarak İslam ideologları tarafından sergilenmekte ve onlar da belki de söylemlerinin farkında olmaksızın ilk önce Allah Teâlâ’ya hakaret etmektedirler!</p>
<p>İşte bu benim ilk aşamada söylediklerimdir. Hepinize selamlar.</p>
<p>Kardeşiniz Cengiz Hüseyinov.</p>
<p><br class="spacer_" /></p>
<p>Cengiz Hüseyinov, Yazar, Edebiyat Araştırmacısı, Filoloji Doktoru (1979)</p>
<p>Doğum yeri:    Bakü</p>
<p>Doğum tarihi:  Nisan 1929</p>
<p>Yaşadığı yer:  Moskova</p>
<p><br class="spacer_" /></p>
<p>Halen Moskova Devlet Üniversitesi, Rus Dili Edebiyatı Bölümünde profesör olarak çalışmaktadır. Uzmanlık alanı: Rusya ve SSCB Milletleri Edebiyatıdır. Azerbaycan Devleti tarafından “Sanat Hadimi Nişanı” ile onurlandırılmıştır. Uluslararası Edebiyat Birliği Azerbaycan Şurası’nın başkanı olup (Moskova), Azerbaycan ve Rus dillerinde çalışmalarına devam etmektedir.</p>
<p>Romanları dünyada çeşitli dillerde basılmıştır. Başlıca romanları şunlardır:</p>
<p>-               Muhammed, Mehmet, Memiş (Moskova, 1975);</p>
<p>-                Aile Sırları (Moskova, 1986);</p>
<p>-               Oyun Direktoryası (Moskova, 1996).</p>
<p>Tarihi romanları:</p>
<p>- Trajik Fatali (Moskova, 1983) ve Doktor N (iki cilt),(19-20. yy. Rus Kafkas ilişkilerini inceler. Moskova, 1996)</p>
<p>- Hz. Muhammed’in Hayatı (Moskova, 2003) (Bu kitapta peygamberlik olayı ile İslam’ın saldırganlık ve terörizme karşı ahlaki içeriği anlatılmaktadır. Ayrıca bu kitap aktif bir şekilde etnik ve dinsel ırkçılığa karşı koymaktadır).</p>
<p>Kur’an’ın yeni çevirisi (Nüzul sırasına göre) (Moskova,  2002).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Çeviri: Rasim Osmanzade, Muharrem Akkaya</strong></p>
<ol class="footnotes"><li id="footnote_0_1336" class="footnote">Olga bruşlinskya, Nauga veriligia dergisinin baş editörü (çevirmen) </li><li id="footnote_1_1336" class="footnote">Adı geçen konferans İstanbul’da 15-17 Mart 2007 tarihleri arasında yapılmış olan, Kuran ve Hürriyet konferansıdır.  Bu konferans Türk ve Rus İlim adamalarını bir araya getirmiştir. Konferans Süleymaniye Vakfı’nın organizesi ile olmuştur. Prof.Dr. Hüseyin Cengizov bu toplantıda “Kur’an ve diğer kutsal kitaplar ” konusunda konuşma yapmıştır. (çevirmen) </li><li id="footnote_2_1336" class="footnote">Daha önce biz yazımızla sayın Cengiz Hüseyinova; bizim sitemizi incelemeyerek, eleştiri ve değerlendirme yapmasını rica etmiştik. Sitenin şu anki adresi <a href="http://www.koranika.com" target="_blank">www.koranika.com</a> dur. (çevirmen) </li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/sizden-gelenler/yasam-ve-yaraticilik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
