<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Süleymaniye Vakfı</title>
	<atom:link href="http://www.suleymaniyevakfi.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.suleymaniyevakfi.org</link>
	<description>Din ve Fıtrat Araştırmaları Merkezi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Mar 2010 07:52:08 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>&#8220;Kuran’ın bir matematiği var&#8221;</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/kuran%e2%80%99in-bir-matematigi-var-2.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/kuran%e2%80%99in-bir-matematigi-var-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 07:44:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bülten]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/?p=1276</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kuran’da hüküm veren ayetler var. Örneğin &#8216;namaz  kılın&#8217;, &#8216;zekat verin&#8217; diyor Kuran. Ardından mutlaka bunlara  açıklık  getiren ayetler belli bir sistematik içinde karşınıza çıkıyor. O  konuyla  ilgili ikinci ayeti mutlaka buluyorsunuz. Daha sonra 2 tane  daha  buluyorsunuz. Bu ikiler ne kadar çok olursa o konu hakkında  detaylı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p id="article_spot">&#8220;Kuran’da hüküm veren ayetler var. Örneğin &#8216;namaz  kılın&#8217;, &#8216;zekat verin&#8217; diyor Kuran. Ardından mutlaka bunlara  açıklık  getiren ayetler belli bir sistematik içinde karşınıza çıkıyor. O  konuyla  ilgili ikinci ayeti mutlaka buluyorsunuz. Daha sonra 2 tane  daha  buluyorsunuz. Bu ikiler ne kadar çok olursa o konu hakkında  detaylı  bilgiye ulaşmış oluyorsunuz.&#8221;<strong><span id="more-1276"></span></strong></p>
<div>
<p>Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, Atatürk Üniversitesi İslami İlimler   Fakültesini bitirdikten sonra 21 yıl boyunca İstanbul Müftülüğünde müftü   yardımcısı ve uzman olarak çalıştı. Bu süre içinde Fetva Kurulu   Başkanlığı yaptı ve İslamî İlimler Araştırma Vakfı&#8217;nın ilmi   toplantılarını düzenledi. Bu toplantıların, gelen soruları cevaplamakta   yetersiz kaldığını fark etmesi üzerine Süleymaniye Vakfı’nı kurdu.   Süleymaniye Vakfı, 17 yıldır din ve fıtrat konusunda yüzlerce konuyu   araştırdı ve bir kısmını kitap haline getirdi. İstanbul Üniversitesi   İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır’la Birsen   Altıner görüştü.</p>
</div>
<div>
<p><strong>-Hocam, Süleymaniye Vakfı’nın  çalışmalarını zaman zaman takip  ediyorum. Kitaplarınızın bazılarını  okudum. Vakıf kurmaya nasıl karar  verdiniz?</strong></p>
</div>
<div>
<p>-Süleymaniye  Vakfı’nın kuruluş öncesinin bir hikayesi var tabii ki…  21 yıl İstanbul  Müftülüğü’nde fetva işlerinde görev yaptım. Bu  görevdeyken 10 yıl kadar  İslami İlimler Araştırma Vakfı’nın ilmi  araştırmalarını ve  toplantılarını yönettim. Oradaki çalışma konularımız  bize sorulan  sorularla sınırlıydı. Sorulan soruları, Türkiye’deki  bilim adamlarının  katkılarıyla cevaplamaya çalışıyorduk. Sonra baktık  ki, belli bir  noktaya kadar geliyoruz, oradan ötesine geçemiyoruz.  Problemin  görüldüğünden çok daha büyük olduğunu anlamaya başladık.  Sonra İslami  İlimler Vakfı’nda daha yoğun çalışmalar yapalım diye biraz  uğraştık ama,  baktım ki oranın yapısı buna uygun değil. Orada ilmi  araştırmalardan  çok, ilmi toplantılar yapılması tercih ediliyordu. Ben  de ilmi  araştırmalar yapmak için Süleymaniye Vakfı’nı kurdum.</p>
<p><strong>-Oradan  farklı ne tür bir sistem uyguladınız?</strong></p>
<p>-Orada ayda bir  yaptığımız toplantıları burada haftada bir yapmaya  başladık. Burada  uzman kişiler gelsin ve o uzman kişi, konusuyla ilgili  bütün görüşlerini  sonuna kadar anlatsın istedik. “İki dakikanız var”,  “üç dakikanız  kaldı” gibi sınırlama getirmeden sonuna kadar konuşsun  istedik. Ve  kurulduğumuz günden beri çok yoğun çalışmalar yaptık.</p>
<p><strong>-Mesela..?</strong></p>
<p>-İlk  çalışmamız  “Tarikatçılığa Bakış” kitabı oldu. O küçücük bir  kitaptır  ama, 5 yılımızı almıştır. Şu anda 6. baskıyı yapıyor. Allah&#8217;a  şükür bu  konuda Türkiye’de ciddi manada bir zihin değişikliğine neden  olduğumuza  inanıyorum.</p>
<p><strong>-Tarikatçılığa bakış konusunda mı ciddi zihin  değişiklikleri  yaşandı?</strong></p>
<p>-Evet&#8230; Bunu net olarak görüyoruz.  Benim yaşadığım çevrede tarikat  yoktu. Ben Erzurumluyum. Bizde ilim  ağırlıklı bir çevre vardır. Tarikat  yoktur. Varsa da köylerde,  kazalarda, kenar mahallelerde olur.  Merkezde tarikat olduğunu bilmiyorum  ben. Tarikatların olduğu  duyumlarını alıyorduk ama tanık olmamıştık. Ne  annem, ne babam, ne  temasta bulunduğum çevre tarikatlarla içli  dışlıydı. Tarikatlarla halk  arasında dalga geçenler çoktu. “Gece sabaha  kadar hu hu hu, sabah  namazı yok” derler mesela. “Onların işleri güçleri  pilav yemek, din  umurlarında değil” gibi halk arasında tenkit  edildikleri klişeleşmiş  cümleleri vardır.</p>
<p><strong>-Tarikatlarla  ilgilenmeye sizi ne itti?</strong></p>
<p>-Ben ilk tarikatla karşılaşmamı  arkadaşların ısrarıyla yaşadım. Bir  tarikat halifesine gittik.</p>
<p><strong>-Tarikat  halifesi ne demektir?</strong></p>
<p>-Tarikat şeyhinin temsilcisi anlamına  gelir. Biz bir şeyhin Erzurum  temsilcisine gittik. Ben çocukluğumdan  beri tenkitçi bir yapıya  sahibim. İmam Hatip’ten mezun olurken son  sınavdan çıktıktan sonra  hocam, “Daha kağıtlar okunmadı ama sen kesin  geçmişsindir. Fakat merak  ediyorum, bundan sonra kime itiraz edeceksin”  diye takılmıştı bana.  Yanlış olduğunu gördüğüm her şeye itiraz ederim.  Bu huyumu bildiğim  için kendi kendime söz verdim, orada kimseye itiraz  etmeyeceğime dair.  Hiç sesimi çıkarmayacak sadece dinleyecektim. Öyle de  yaptım ama benim  için çok zor oldu. Epeyce bir süre beni aralarına  almak istediler,  peşime düştüler. Onlardan uzak durdum. Çünkü orada  insanoğlunun ancak  bu kadar cahil olabileceğini gördüm. Eğer ben oraya  gidip gözlerimle  görmeseydim bu cahilliğin derecesini hayal edemezdim.  Sonra İstanbul’a  geldik. Burada da halkın sorduğu sorularla tarikatçılık  hakkında bilgi  edindim. Olayın iç yüzünü bu sorular sayesinde kavradım.  Ben  Erzurum’daki tarikatların cahilliğini o şahsın cahilliğine  vermiştim.  Öyle değilmiş. İstanbul’daki tarikatlarda da aynı cehaletler   yaşanıyordu.  O zaman yapısal bir durumun söz konusu olduğunu anladım.</p>
<p><strong>-Ne  gibi?</strong></p>
<p>-Din adına uydurulmuş şeyler var. Hele tarikat  şeyhlerinin cahilliği  müritlerden çok daha fazla. “Tarikatçılığa Bakış”  kitabı işte bu  noktadan çıktı.</p>
<p><strong>-Bence tarikatlarının görünen  yüzü bu. Arkalarında dinden çok  daha başka güçler var tabii ki…</strong></p>
<p>-Arka  tarafını biz bilmiyoruz tarikatların. Biz görünen yüzünü  biliyoruz.  İnanç anlamındaki, din anlamındaki yüzü bizi ilgilendiriyor.  Orda  yapılan yanlışlar bizi ilgilendiriyor.</p>
<p><strong>-Kitap nasıl oluştu?</strong></p>
<p>-Herkesle  görüştüm. Şeyhlerle görüştüm, müritlerle görüştüm.  Örneğin, Mahmud  Efendi var, Esad Coşan var, Sami Efendinin grubundan  bazı kimseler var,  Nurculardan var vs… Yani orada yazılanların hepsi  yaşanan hayatlardan  alınmadır. Tamamı belgesel nitelikte olan bir  kitaptır bu.</p>
<p><strong>-Hepsiyle  kameraların ya da ses alma cihazlarının önünde mi  konuştunuz?</strong></p>
<p>-Hayır,  ne kameraya aldık, ne teybe kaydettik. Konuya hakim olduğum  için benim  için zor değil bunları aklımda tutmak ve yazmak. Bildiğimiz  bir konu  olduğu için bu bize zor gelmez. Onlar teyp kullandığımı  zannediyorlar.  Çünkü bu kadar doğru nasıl naklettiğime şaşırıyorlar.  “Teybe almadım”  diyorum ama inanmıyorlar.</p>
<p><strong>-Tarikatların seslerinin azaldığını  neye dayanarak söylüyorsunuz?</strong></p>
<p>- Görüştüğümüz kişilere  dayanarak söylüyorum. Başlangıçta sert  tepkiler alıyorduk ama artık o  tepkiler çok cılız olarak çıkmaya  başladı. Artık ortaya çıkıp  konuşamıyorlar bile. Elbette ki tarikatlar  sadece Türkiye’de değil, tüm  dünyada güçlüdür. Kilise de bir tarikattır  ona bakarsanız. Biz  tarikatları güç odakları olarak zayıfladığını  söylemiyoruz, fikir  planında zayıfladığını söylüyoruz. Fikir planında  kendilerini savunamaz  duruma geldiler. Ciddi manada bir zemin kaybına  uğradılar. Bunu çok iyi  biliyorum, çünkü bize karşı eski sertliklerini  gösteremiyorlar. Yüksek  sesle konuşamıyorlar. Eskiden de konuşamazlardı  ama, daha da zayıfladı  sesleri.</p>
<p><strong>-Vakıf olarak tarikatçılığa bakış dışında ne tür  çalışmalarınız  oldu?</strong></p>
<p>- 21 yıl İstanbul Müftülüğü’nde  çalışınca ister istemez problemlerin  içinde yaşamak zorunda  kalıyorsunuz. İstanbul zaten Türkiye’nin her  anlamda şekillendiği bir  yer. Ekonomisinden, sanayisine kadar her şey  İstanbul’da şekilleniyor.  Türkiye’nin en önemli şehrinin müftülüğünde,  hele de fetva işleriyle  ilgili çalışıyorsanız, problemlerden kaçmanıza  imkan yok. Sorunlara çare  ararken fıkıhtaki yanlışları keşfetmeye  başladık. O zaman bendeki  kanaat şuydu; bu sorunları sadece İslami  sahada yetişmiş kişilere  danışarak çözmek olmaz. Hangi konuyla ilgili  çalışıyorsak, o konunun  uzmanları da aramızda olmalı diye düşünüyordum.  Bu yüzden Süleymaniye  Vakfı’ndaki çalışmalara bu uzmanları da dahil  ettik. Konunun uzmanları o  konu hakkında ufkumuzu açmamıza neden oldu.  Bizim ana çalışma alanımız  Kuran-ı Kerim. Hayatımızdaki yanlışları  Kuran’a giderek daha net görmeye  başladık. Bu çalışmalardan “Doğru  Bildiğimiz Yanlışlar” kitabı çıktı.  Kitapta 34 konu üzerinde  çalışmalarımız var. Oysa üzerinde çalıştığımız  ama, kitap haline  gelmemiş 200’ün üzerinde konu var elimizde. Biz bu  konuları kitap  haline henüz getirmedik belki ama sesli olarak  yayınlıyoruz.</p>
<p>İnternetten çalışmalarımız canlı yayın olarak veriliyor,  kayda  alınıyor. Amaç bu çalışmalar kaybolmasın. Çağımızın teknolojik   gelişmelerinden yararlanıyoruz. Eğer teknolojiden yararlanmasaydık, bu   çalışmalarımızın etkisi, belki biz öldükten yıllar sonra ortaya   çıkacaktı. Oysa şimdi etkisini hemen görüyoruz.</p>
<p><strong>-Anladığım  kadarıyla sizin çizginiz geleneksel Kuran ve Sünnet  öğretisi dışında bir  çizgi. </strong></p>
<p>-Çok doğru. Biz problemleri Kuran &#8211; Sünnet bütünlüğü  içinde  değerlendiriyoruz. Geleneksel İslam anlayışına Kuran &#8211; Sünnet  bütünlüğü  ters düşüyor. Çünkü o anlayışta Kuran ayrı, sünnet ayrıdır.  Her ikisi  ayrı kaynak sayılır. Sünnet, peygamberimize yapılmış ayrı bir  vahiy  kabul edilir. Böyle olunca da işin içinden çıkmak mümkün olmaz.</p>
<p><strong>-İslamiyet’in  başlangıcındaki yanlış ne olmuştur? Peygamberimiz  Veda Hutbesinde  görevinin bittiğini belirtirken, aslında bir anlamda  İslamiyet’in de din  olarak tamamlandığını vurgulamaktadır. İslamiyet o  haliyle kalmadı ne  yazık ki, sonrasında sahabeler dönemi, mezhepler vs…  Bu süreç  İslamiyet’i özünden uzaklaştırdı diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>-Çok doğru.  Peygamberin vefatıyla birlikte din tamamlanmıştır ama,  sonrasında  ilaveler yapılmıştır. Tabii ki bu ilaveler gerekli değildi.  Bunun nedeni  de beklenmedik bir şekilde hızlı fetihlerin olmasıdır.  İran, Suriye,  Kayseri’den öteye Anadolu, Azerbaycan, Çin sınırına kadar  Doğu  Türkistan, öte yandan Kuzey Afrika fethedildi. Peygamberimizin   yetiştirdiği kişilerin sayısı çok fazla değildi. Hızlı bir fetih olunca,   tüm bu bölgelere sahabeden dağıtsanız, bir bölgeye bir kişi bile   düşmüyordu. Bu kişiler bu bölgelerin fetihleriyle, idaresiyle meşgul   olurken, ilim konusu da oraların eski ulemasının eline geçti. Yani Arap   olmayanların eline geçti ilim. Zaten Araplar okur &#8211; yazar da  değillerdi.  Yazılı bir kültürleri yoktu o fetihleri yapan insanların.  İlim yerli  halkın eline geçince, onlar da fethedilmenin bir anlamda  acısını  çıkardılar.</p>
<p><strong>-İran’ın fethi örneğin… Koskoca Sasani  İmparatorluğu’nu sona  erdiriyor Araplar. Yazılı edebiyatı elinde tutan  köklü bir devlet, okur  &#8211; yazar olmayan Araplar tarafından tarihe  gömülüyor. Köklü bir  imparatorluğu dize getiriyorsunuz. Bunu hazmetmek  kolay olmasa gerek. </strong></p>
<p>-Hem de öylesine dize getiriyorsunuz  ki, tekrar dirilme ümidi  kalmıyor. Sasaniler döneminde bazı Araplar  hasat zamanı geliyor, orada  çalışıyor, bazen de çapulculuk yapıp  gidiyorlardı. Hırsız olarak  görüyorlar Arapları. Bu insanlar bir süre  sonra gelip, sizin koskoca  imparatorluğunuzu yerle bir ediyor. Üstelik  bir daha dirilmemek üzere…  Ve bu okur &#8211; yazar olmayan cahil insanlar  öyle bir bilgi getiriyorlar  ki, 1500 yıllık edebiyatı olan bir devleti,  bilgileriyle yok ediyorlar.  Bu Araplar için savaştan daha büyük bir  galibiyet. Onlar içinse  savaştan daha büyük bir yenilgi. Tabii Arapların  bıraktığı boşluğu  zamanla onların uleması dolduruyor. Sonra Abbasiler  geliyor. O da bir  İran projesi olarak ortaya çıkıyor. O zaman bütün  intikamlarını alma  fırsatı buluyorlar. Mezhepler de böyle oluşturuluyor.  Bunların  arkasında karanlık noktalar var tabii. İnşallah bunlar zamanla   aydınlanacaktır. Bu yüzden biz İslam’a Kuran’la bakmayı yeğliyoruz.   Tarih açısından bakmamız çok zor. Zaten biz tarihçi de değiliz. Aslında   biz bu çalışmalarımızla tarihçilere de bir anlamda malzeme hazırlamış   oluyoruz.</p>
<p><strong>-Kuran ilk defa ne zaman yazılmıştır? 300 yıl sonra  yazıldığı  iddia edilir.</strong></p>
<p>-Peygamberimiz zamanında yazıldı.  İndi ve yazıldı. Bilmem kaç yüzyıl  sonra yazıldı iddiası Batılıların  iddiasıdır ama bu iddiayı da bir  türlü ispatlayamamışlardır.</p>
<p><strong>-Siz  nasıl ispatlıyorsunuz?</strong></p>
<p>-Şüpheye meydan vermeyecek kadar açık  belgeler var. Hicr suresi 9.  Ayet “Kuran’ı şüphesiz biz indirdik. Onu  koruyacak olan da şüphesiz  biziz” diyor. Nisa suresinin 82. Ayeti de  “Onlar Kuran’ı hiç  düşünmüyorlar mı? Eğer O, Allah’tan başka birinden  gelmiş olsaydı, onun  içinde pek çok çelişki bulurlardı” diyor.</p>
<p><strong>-Yani  Kuran diğer kitaplar gibi değiştirilmeden bugüne kadar  gelmiştir?</strong></p>
<p>-Kuran’ı  korumayı Allah üstlenmiştir. Almanya’da Berlin’de bir hanım   başkanlığında yapılan bir çalışma var. Kuran’ın yanlışlarını bulmaya   çalışıyorlar. Dünyada mevcut olan en eski Kuran’ları incelediler ve   birbirleri arasında fark bulamadılar. Sadece bir tek farklı Kuran   buldular. O da kişinin kendi yazdığı bir Kuran. Orada da ayetler aynı,   sadece surelerin yerleri değiştirilmiş. Bulabildikleri tek farklı Kuran   bu… Bulamazlar da. Çünkü Allah yazıya son derece önem verir. Yazılı   olmayan hiçbir şeyi yoktur. Kendi yaptığı işleri bile yazılı olmadan   eyleme geçirmez. Kuran-ı Kerim bize öyle bildiriyor</p>
<p><strong>-Ama  Peygamberimiz okuma yazma bilmiyordu.</strong></p>
<p>-Bunun sebebi insanlar  “Muhammed şuradan aldı bu kitabı yazdı”  demesinler diyedir. Ankebut  suresinin 48. Ayeti “Daha önce sen, hiçbir  kitap okumuş değildin. Onu  sağ elinle de yazmadın, öyle olsaydı,  batılcılar şüphe ederlerdi” diyor.</p>
<p><strong>-Siz Kuran çalışmalarında nasıl bir metodoloji  kullanıyorsunuz?</strong></p>
<p>-Kuran’ın kendi içerisinde muhteşem bir  matematiği var. Aslında bu  çalışmalarımıza bir matematikçinin  katılmasını çok istiyorum. Eminim  matematikte yepyeni bir ufuk  açılacaktır. Kuran’da muhkem ayetler  vardır. Yani hüküm içeren ayetler.  Örneğin “namaz kılın”, “zekat verin”  diyor Kuran. Ardından mutlaka  bunlara açıklık getiren ayetler belli  bir sistematik içinde karşınıza  çıkıyor. O konuyla ilgili ikinci ayeti  mutlaka buluyorsunuz. Daha sonra 2  tane daha buluyorsunuz. Bu ikiler ne  kadar çok olursa o konu hakkında  detaylı bilgiye ulaşmış oluyorsunuz.  Ben eminim ki tabiatta da bu  matematik sisteminin bir benzeri vardır.  Bütün bilimler bu sistemle çok  derinlere inebilir, yeni ve geniş  bilgilere ulaşılabilir.</p>
<p><strong>-Allah  “her kavme bir kitap indirdik” diyor? Ama bizim bildiğimiz  kutsal  kitaplar 4 tane. </strong></p>
<p>-Ne kadar peygamber varsa o kadar kitap  var. Kuran’da adı geçen 25  peygamber var. 28 tane de, 3 tanesi şüpheli  olduğu için 25 olarak kabul  ediyoruz. Ama Kuran’da adı geçmeyen yüzlerce  peygamber var.</p>
<p><strong>-Neden bütün peygamberler Ortadoğu’dan  çıkıyor? Afrika’daki  insanlara peygamber gelmemiş midir?</strong></p>
<p>Gelmez  olur mu? Her kavme peygamber gönderilmiş ama bunların hepsi  bize  bildirilmiş değil. Mü’min suresi 78. Ayet “Senden önce de  peygamberler  gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var  anlatmadıklarımız da.”  diyor. Zaten Kuran, peygamberlerin çetelesini  tutturmak için indirilmiş  bir kitap değil. Fatır suresinin 24. Ayeti de  “Biz seni müjdeci ve  uyarıcı olman için, hak ile gönderdik. İçinde  uyarıcı olmayan hiçbir  ümmet yoktur.” diyor. Mesela Zerdüştlerin  elindeki Gatalar büyük  ihtimalle bir peygambere indirilmiştir.  Hinduların inandığı Vedalar da  öyle… Bu konuda bizim yaptığımız bir  çalışma yok ama, bir takım  sondajlar var. O sondajlardan bunu  anlıyoruz. Tabii bunları araştırmak  için çok büyük bir ekip olması  lazım, çok derin bir konu bu. Ben şahsen  Budistleri, Zerdüştleri,   Sabiileri burada misafir etmeyi çok isterim.</p>
<p><strong>-Siz  sık sık yurt dışına gidiyorsunuz? Süleymaniye Vakfı’nın yurt  dışı  çalışmaları neler?</strong></p>
<p>-Nereden davet gelirse oraya gidiyoruz.  Geçen haftalarda  Almanya’daydık.  Almanya’da Almanca konuşan  Müslümanların bir derneği  var. Oradan davet geldi, gittik, konuştuk.  Bütün çalışmalarımızı takip  etmişler, incelemişler. Bizimle çalışma  kararı aldılar. Açılımların her  zaman çok büyük faydası oluyor.  Almanya’da Tübingen Üniversitesi’yle  yaptığımız çalışmalarımız var. Son  zamanlarda bu çalışmaya  Fransız’larda katılmak istiyorlar. Çalışmanın  temeli şu; Allah&#8217;ın iki  tane kitabı var. Birinci kitabı yarattığı kitap,  yani tüm varlıklar  alemi. İkincisi de indirdiği kitap. Allah&#8217;ın indirdiği  kitapla,  yarattığı kitabı birlikte okuma temeline oturuyor bizim  çalışmamız.  Çalışmamızın içinde her dinden insan var. Son zamanlarda  ateistler de  devreye girdi. Biz bu halkayı mümkün olduğunca genişletmek  istiyoruz.  Biz bu çalışmalarımız sonucunda dinle bilim dengesinin  kurulacağına  kesin olarak inandık. Ortaklarımız da buna inandılar.  Fransızlar epey  tereddüt geçirdi ama neticede onlar da “tamam” dedi.  Türkiye’de bir  takım kıskançlıkları olduğu için buradaki arkadaşları  ikna edip bu  çalışmaya katmak biraz zaman alacak. Eğer onlar da buna  inanırlarsa  buradan ekipler halinde gideriz, onları davet ederiz ve bu  çalışmanın  boyutunu büyütürüz. Allaha şükür bu çok büyük bir çalışma  oluyor. Yeni  bir medeniyet hareketi diyebileceğimiz büyüklükte bir  hareket başladı.  Eğer yeterli desteği bulabilirsek, -Allahın izniyle  bulacağımıza  inanıyorum- Türkiye bu yeni medeniyetin ana merkezi  olacaktır. Sadece  Almanya’yla değil, Rusya’yla da çok yakın ilişkiler  içindeyiz. Moskova  Üniversitesiyle, Kazan Üniversitesiyle ilişkilerimiz  ilerledi.  Rusya’dan bize çok fazla ilgi var. Her söylediğimiz söze, her  kelimeye  çok değer veriyorlar. Çünkü Kuran’da kendilerini buluyorlar.  Kendi  kitaplarında bunları bulamadıklarını açıkça söylüyorlar zaten.</p>
<p><strong>-Küreselleşen  dinde İslam’ın yeri ne olacak? Son yıllarda “ılımlı  İslam” söylemi  yaygınlaştı? Ilımlı İslam olabilir mi?</strong></p>
<p>-Mart 2009’da  Dinlerarası Diyalog Kurulu Başkanı Jean Loui Pierre  Touran ile görüştük.  Bize dedi ki; “Kuran’a uyarsanız sizinle diyalog  olmaz”. Biz de,  “Müslümanlar Kuran’a uymazsa diyalog olmaz” dedik ve  ilgili ayetleri  okuduk. O&#8217;nun ifadesinden anlaşılan şu: “Ilımlı  Müslümanlık Kuran’sız  Müslümanlıktır.” Bizim bu anlayışı onaylamamız  mümkün olmaz. Biz diğer  inanç mensuplarıyla bu şekilde değil, gerçek  diyaloglar yürütüyoruz.</p>
</div>
<div>
<p><strong>Kaynak: </strong><a href="http://www.acikgazete.com/soylesi/2010/03/03/kuran-in-bir-matematigi-var.htm">Açık Gazete</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/kuran%e2%80%99in-bir-matematigi-var-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2010 Yılı Kur’an-ı Kerim (Meal) Bilgi Yarışması</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/2010-yili-kuran-i-kerim-meal-bilgi-yarismasi.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/2010-yili-kuran-i-kerim-meal-bilgi-yarismasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 13:45:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/?p=1176</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.kuranianlamaplatformu.com" target="_blank"><img class="aligncenter" src="http://www.kuranianlamaplatformu.com/images/KAP_banner_05.gif" alt="Kur’an-ı Kerim (Meal) Bilgi Yarışması" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/2010-yili-kuran-i-kerim-meal-bilgi-yarismasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;da Piyasa ve İnsan Hürriyeti</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/islam-iktisadi/kuranda-piyasa-ve-insan-hurriyeti.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/islam-iktisadi/kuranda-piyasa-ve-insan-hurriyeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2009 09:12:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam İktisadı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/islam-iktisadi/kuranda-piyasa-ve-insan-hurriyeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Yrd. Doç. Dr. Servet Bayındır1
15. 03. 2007
ÖZET
Mal ve hizmetlerin el değiştirdiği ortama piyasa denir. Piyasa ile mülkiyet özgürlüğüne yaklaşım tarzı arasında doğrudan bir ilişki vardır. İlk çağlardan beri üretici, tüketici, tüccar ve yöneticilerin piyasalardaki işlemler ve dolayısıyla insanın özgürlüğüne müdahil olma noktasında istekli oldukları anlaşılmaktadır. Bunun bir sonucu olarak, tarihî süreçte çok sayıda iktisadî ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yrd. Doç. Dr. Servet Bayındır</em><sup>1</sup></p>
<p><em>15. 03. 2007<strong></strong></em></p>
<p>ÖZET</p>
<p>Mal ve hizmetlerin el değiştirdiği ortama piyasa denir. Piyasa ile mülkiyet özgürlüğüne yaklaşım tarzı arasında doğrudan bir ilişki vardır. İlk çağlardan beri üretici, tüketici, tüccar ve yöneticilerin piyasalardaki işlemler ve dolayısıyla insanın özgürlüğüne müdahil olma noktasında istekli oldukları anlaşılmaktadır. Bunun bir sonucu olarak, tarihî süreçte çok sayıda iktisadî ve siyasî ekol ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;ı Kerim ve onun açıklamasından ibaret olan Hz. Peygamber&#8217;in sünnetinde ekonomik refah ve toplumsal huzura erişilmesi noktasında bir takım genel ilkeler ortaya konulmuştur. Nahl suresi 112. ayet ile Nisâ suresi 29. ayette bu ilkelerden belirgin olarak bahsedilmektedir. Elinizdeki bu çalışmada, söz konusu iki ayetten hareketle Kur&#8217;an&#8217;ın piyasaya ve dolayısıyla piyasada işlem yapan insanın özgürlüğüne yaklaşımı hususundaki genel ilkelerin tespitine çalışılmıştır.</p>
<hr /><em>Yazıya ait dosyayı aşağıdaki linkten <strong>PDF</strong> formatında okuyabilir veya bilgisayarınıza indirebilirsiniz:</em><br /><br /><strong><a href="http://www.suleymaniyevakfi.org/download/kuranda-piyasa-hurriyeti.pdf" title="166 kez indirildi">Kur'an'da Piyasa ve İnsan Hürriyeti</a></strong><br /><br /><small>(Eğer dosyayı açamıyorsanız, PDF okuyucuyu <strong><a href="http://www.gezginler.net/modules/mydownloads/visit.php?lid=638" title="Adobe Reader">buradan</a></strong> indirip bilgisayarınıza kurabilirsiniz.)</small><hr />
<ol class="footnotes"><li id="footnote_0_1039" class="footnote">İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.</li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/islam-iktisadi/kuranda-piyasa-ve-insan-hurriyeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fıkıhta Kıyas ve Değerlendirilmesi</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/fikihta-kiyas-ve-degerlendirilmesi.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/fikihta-kiyas-ve-degerlendirilmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 07:41:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların evlendirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[faizin illeti nedir]]></category>
		<category><![CDATA[fıkıhta kıyas]]></category>
		<category><![CDATA[hamr]]></category>
		<category><![CDATA[hamr nedir ne değildir]]></category>
		<category><![CDATA[Hanefi mezhebinin içki fetvası]]></category>
		<category><![CDATA[içkinin haramlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kıyas]]></category>
		<category><![CDATA[küçüklerin evlendirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sarhoş edici içkiler]]></category>
		<category><![CDATA[velayet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/fikihta-kiyas-ve-elestirisi.html</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Fatih ORUM
ÖZET
FIKIH USÛLÜ ESERLERİNDEKİ FIKHÎ KIYAS ÖRNEKLERİNİN BU ESERLERDE ÇERÇEVESİ ÇİZİLEN FIKHÎ KIYAS ANLAYIŞINDAN HAREKETLE DEĞERLENDİRİLMESİ
Fıkıh eserlerinde kendisine en fazla atıfta bulunulan metodlardan biri belki de ilki olan fıkhî kıyasa dair usûl eserlerinde verilen örneklerin yüzyıllarca belli birkaç örnekten öteye geçememesi dikkat çekicidir. Öte yandan bu örneklerin usûl eserlerinde çerçevesi çizilen fıkhî kıyas anlayışıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dr. Fatih ORUM</strong></p>
<p><strong>ÖZET</strong></p>
<p><strong>FIKIH USÛLÜ ESERLERİNDEKİ FIKHÎ KIYAS ÖRNEKLERİNİN BU ESERLERDE ÇERÇEVESİ ÇİZİLEN FIKHÎ KIYAS ANLAYIŞINDAN HAREKETLE DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>
<p>Fıkıh eserlerinde kendisine en fazla atıfta bulunulan metodlardan biri belki de ilki olan fıkhî kıyasa dair usûl eserlerinde verilen örneklerin yüzyıllarca belli birkaç örnekten öteye geçememesi dikkat çekicidir. Öte yandan bu örneklerin usûl eserlerinde çerçevesi çizilen fıkhî kıyas anlayışıyla ne derece örtüşüp örtüşmediğinin yani teori-pratik uygunluğunun tahlil edilmesi de çok önemlidir. Bu makalede usûl eserlerinde en çok zikredilen üç fıkhî kıyas örneği yine bu eserlerde çerçevesi çizilen kıyas anlayışından hareketle test edilecektir. Ayrıca seçilen üç örnek kapsamındaki konular Kuran’dan hareketle çözüme kavuşturulmaya çalışılacaktır.</p>
<p><strong>SUMMARY</strong></p>
<p><strong>EVALUATION OF EXAMPLES OF QIYAS (ANALOGY) IN THE BOOKS OF USUL AL-FIQH (PRINCIPLES OF THE ISLAMIC JURISPRUDENCE) IN POINT OF UNDERSTANDING OF QIYAS IN THIS BOOKS</strong></p>
<p>It is striking that, for centuries, at the books of usul-al fıqh, it has been limited to a few examples relating to qıyas (analogy) that it is one of the methods, perhaps one of the first, refered in the books of fiqh. Moreover, it is very important to be analyzed that to what extent whether these examples overlap to understanding of analogy or not. In this article, three examples that the most mentioned at the books of usul-al fıqh will be tested. Also, the matters relating to these examples will be solved in the point of  the Quran.</p>
<p>NOT: Bu makale İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi&#8217;nin 13. sayısında yayımlanmıştır.</p>
<hr /><em>Yazıya ait dosyayı aşağıdaki linkten <strong>PDF</strong> formatında okuyabilir veya bilgisayarınıza indirebilirsiniz:</em><br /><br /><strong><a href="http://www.suleymaniyevakfi.org/download/Fatih_Orum-Ihad_sayi_13_p261-294301.PDF" title="188 kez indirildi">Fıkıh Usulünde Kıyas ve Değerlendirilmesi</a></strong><br /><br /><small>(Eğer dosyayı açamıyorsanız, PDF okuyucuyu <strong><a href="http://www.gezginler.net/modules/mydownloads/visit.php?lid=638" title="Adobe Reader">buradan</a></strong> indirip bilgisayarınıza kurabilirsiniz.)</small><hr />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/fikihta-kiyas-ve-degerlendirilmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kur&#8217;an Sohbetleri&#8221; Haftanın Konusu</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/konulu-kuran-sohbetleri-haftanin-konusu.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/konulu-kuran-sohbetleri-haftanin-konusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2009 08:36:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ibrahim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/hablullah/?p=138</guid>
		<description><![CDATA[Her hafta Salı günü saat 19:00 &#8211; 21:00 arası yapılmakta ve CANLI yayınlanmaktadır.
16  Mart 2010 &#8211; &#8220;Bakara Sûresi 31. Ayetten&#8221; devam edilecektir.
Yer: Ensar Vakfı Genel Merkezi / İrtibat: (0212) 513 00 93
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her hafta <strong>Salı </strong>günü saat <strong>19:00 &#8211; 21:00</strong> arası yapılmakta ve <a href="http://www.kurandersi.com/canli-yayin-izle/" target="_blank"><strong>CANLI</strong></a> yayınlanmaktadır.</p>
<p>16  Mart 2010 &#8211; <strong>&#8220;Bakara</strong><strong> Sûresi 31. Ayetten&#8221;</strong> devam edilecektir.</p>
<p>Yer: Ensar Vakfı Genel Merkezi / İrtibat: (0212) 513 00 93</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/duyurular/konulu-kuran-sohbetleri-haftanin-konusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslamiyet İçinde Alevilik</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/tarih-arastirmalari/islamiyet-icinde-alevilik.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/tarih-arastirmalari/islamiyet-icinde-alevilik.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 13:27:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[halifelik kimin hakkıydı]]></category>
		<category><![CDATA[Hariciler]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali ve Muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali'yi aşırı sevenler]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali'yi hor görenler]]></category>
		<category><![CDATA[imamlara itaat]]></category>
		<category><![CDATA[imamların masum olması]]></category>
		<category><![CDATA[imamların sıfatları]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[on iki imam inancı]]></category>
		<category><![CDATA[Ric'at inancı]]></category>
		<category><![CDATA[Sıffin Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Takiyye inancı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/tarih-arastirmalari/islamiyet-icinde-alevilik.html</guid>
		<description><![CDATA[Pof. Dr. Abdülaziz BAYINDIR
Ahmed b. Hanbel Hz. Ali radiyellahü anh&#8217;tan şunu rivayet etmiştir: Beni Resulüllah sallallahü aleyhi ve sellem çağırdı ve buyurdu ki, &#8221; Sende İsâ&#8217;ya benzer bir yön vardır. Yahudiler onu öylesine horlamışlardır ki, anasına iftira bile etmişlerdir. Hırıstiyanlar da öylesine sevmişlerdir ki, onu kendisine layık olmayan bir yere indirmişlerdir.&#8221; Hz. Ali şöyle devam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pof. Dr. Abdülaziz BAYINDIR</p>
<p>Ahmed b. Hanbel Hz. Ali radiyellahü anh&#8217;tan şunu rivayet etmiştir: Beni Resulüllah sallallahü aleyhi ve sellem çağırdı ve buyurdu ki, &#8221; Sende İsâ&#8217;ya benzer bir yön vardır. Yahudiler onu öylesine horlamışlardır ki, anasına iftira bile etmişlerdir. Hırıstiyanlar da öylesine sevmişlerdir ki, onu kendisine layık olmayan bir yere indirmişlerdir.&#8221; Hz. Ali şöyle devam etti: Dikkat edin, iki grup, benim hakkımda kendilerini gerçekten mahvedeceklerdir. Birisi sevenlerdir ki, beni bende olmayan şeylerle öveceklerdir. Diğeri de horlayanlardır ki, bana olan kinleri onları bana iftiraya zorlayacaktır. Bakın, ben peygamber değilim. Bana vahiy gelmez. Ama ben gücümün yettiği kadar Allah&#8217;ın kitabına ve Resulüllahın sünnetine uygun iş yaparım. Size Allah&#8217;a boyun eğmeyi emrettiğim sürece hoşunuza gitse de gitmese de bana boyun eğemek görevinizdir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/160)</p>
<p>Hz. Ali hakkında aşırılık edenler iki gruptur. Biri ona aşırı sevgi besleyenler diğeri de onu aşırı derecede horlayanlardır. Hz. Ali &#8216;nin ifadesi ile bunların her ikisi de kendilerini mahvetmişlerdir.</p>
<p><strong>I- HZ. ALİ&#8217;Yİ AŞIRI SEVENLER</strong></p>
<p>Bunlar Hz. Ali ve evladı ile ilgili çeşitli iddialarda bulunmuşlardır.</p>
<p><strong>A- Halifeliğin Yalnız Hz. Ali ve Evladının Hakkı Olması</strong></p>
<p>Bilindiği gibi İslam öncesi Arap yarımadasında halk kabileler halinde yönetiliyordu. Her kabilenin bir reisi vardı. Kabile reisliği babadan oğlu geçerdi. Müslümanların komşuları olan İran, Bizans ve Habeşistan da krallıkla yönetilmekteydi. Krallığın da babadan oğula geçen bir sistem olduğunu biliyoruz. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hem bir peygamber hem de devlet başkanı idi. Hz. Peygamberin hanedanı içinde başkanlığa en yakın kişi şüphesiz Hz. Ali idi. Çünkü o hem amcasının oğlu, hem damadı, hem de bütün hayatını Hz. Peygamber ile birlikte geçirmiş bir şahsiyetti. Kur&#8217;an ve Sünneti de çok iyi biliyordu. Bu sebeple insanlardan bir kısmının Hz. Peygamberden sonra onu halife görmek istemeleri normaldi. Hz. Ali’nin halife seçimindeki hoşnutsuzluğunu da böyle bir görüş ve ictihada bağlamak gerekir.</p>
<p>Bugün de insanlar, bunca yaygın propagandaya rağmen hanedanlık düşüncesinden uzaklaştırılamamaktadırlar. Osmanlılar neredeyse bir asra yakındır tarih sahnesinden silinmiş ve saltanata mensup kimseler sürgün edilmiş olmasına rağmen bu gün o hanedandan olan kişilerin söz ve davranışlarını halk ilgi ile izlemektedir. Eğer onlardan birisi siyasete soyunacak olsa eminim ki, kolaylıkla seçimi kazanacaktır. Erdal İNÖNÜ&#8217;nün SHP&#8217;nin genel başkanı olmasının İNÖNÜ soyadıyla olan ilgisi inkar olunamaz. Aynı şey Menderes ailesi için de söylenebilir. Amerika&#8217;da Kennedy ailesinin hala önemli olması silinemeyen bu hanedanlık düşüncesiyle yakından ilgilidir.</p>
<p>Fakat ne Kur&#8217;an&#8217;da ne de hadis-i şeriflerde devletin şekliyle ilgili emredici bir hüküm vardır. Kur&#8217;an egemenliğin Allah&#8217;a ait olduğunu ilan eder. Bununla ilgili çok sayıda ayet ve bir de Mülk suresi vardır. Bu surenin ilk ayeti şöyledir :</p>
<p><em>&#8220;Ne yücedir O ki, mülk onun elindedir ve onun her şeye gücü yeter.&#8221;</em> (Mülk 67/1)</p>
<p>Mülk kelimesi egemenlik, saltanat ve sahiplik anlamına gelir.[1]</p>
<p>Allah egemenliğine kimseyi ortak etmez. <em>&#8220;O Allah ki, göklerin ve yerin egemenligi yalnız onundur. Kendisi için bir çocuk edinmemiştir. Egemenlikte bir ortağı da yoktur. Her şeyi o yaratmış, her birine bir ölçü ve düzen vermiştir.&#8221;</em> ( Furkân, 25/2)</p>
<p>İnsanlara egemenliği veren Allah&#8217;tır.</p>
<p><em>&#8220;De ki ey egemenliğin sahibi olan Allah&#8217;ım ! Sen kime dilersen egemenliği ona verirsin, kimden dilersen egemenliği ondan alırsın. Sen kimi dilersen onu yükseltirsin, kimi dilersen onu da alçaltırsın. İyilik etmek yalnız senin elindedir. Çünkü senin gücün her şeye yeter.&#8221;</em> ( Al-i İmrân, 3/26)</p>
<p>Allah Teâlâ insanları değerli yarattığını ve bir çok şeyi onların emrine verdiğini beyan etmektedir. <em>&#8220;Adem oğullarına gerçekten çok değer verdik. Onları karada ve denizde taşıdık ve güzel şeylerle rızıklandırdık. Yarattıklarımızın bir çoğundan da üstün kıldık.&#8221;</em> (İsra, 17/70)</p>
<p>İnsanların en değerli olanının kim olduğunu da Allah Teâlâ açıklamıştır :</p>
<p><em>&#8220;Ey insanlar, biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Bir birinizle tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız takvâsı en iyi olanınızdır.&#8221;</em> (Hucurât, 49/13)</p>
<p>Bir çokları da bu ayetlere bakarak hanedanlığın önemli olmadığı kanaatine varabilir.</p>
<p>Hz. Ali&#8217;yi halifelik makamına daha layık görmenin yadırganacak bir tarafı yoktur. Ama bunu normal bir görüş farklılığı görmeyip Hz. Ali&#8217;nin de bizzat biat ettiği halifeleri zalim ve gasıp saymak bir aşırılıktır. Halbu ki, Hz. Ali&#8217;nin bu zatlarla ilgili güzel sözleri vardir.</p>
<p>Buhârî&#8217;nin rivayetine göre Muhammed b. el-Hanefiyye diyor ki, babama (Hz. Ali kerremellahü veche&#8217;ye) sordum : Resulüllah sallallahü aleyhi ve sellemden sonra insanlarin en üstünü kimdir ? Dedi ki, &#8221; Ebubekr&#8217;dir. Ondan sonra kimdir, dedim. Dedi ki, Ömer&#8217;dir. Bundan sonrakinin Osman olduğunu söylemesinden korkarak dedim ki, &#8220;Sonra da sensin.&#8221; Dedi ki, &#8220;Ben başka değil, sadece müslümanlardan biriyim.&#8221; (Buhârî, Fedâil&#8217;üs-Sahabe, 5)</p>
<p>Bilindiği gibi bugün Şia, Hz. Ali&#8217;nin halifeliğini bir iman meselesi saymaktadır. Onlara göre imanın şartlarından biri de Hz. Ali&#8217;nin ve soyundan gelenlerin Hz. Peygamberden sonra halife olduklarına inanmaktır.[2] Ezan okurken &#8220;Eşhedü enne Aliyye veliyyullah&#8221; demeleri bu inanç esasını ilan etmekten başka bir şey değildir.</p>
<p><strong>B- İmamın Masum Olması</strong></p>
<p>Yalnızca Hz. Ali ve soyundan gelenlerin halife olabilmesi ve onun dışındakilerin böyle bir yetkiye sahip olamamaları inancı insanları bir başka aşırılığa sürüklemiştir. Bu aşırılık Hz. Ali ve soyundan gelen imamların masum olmaları inancıdır. Çünkü halifeliğin bunların hakkı olmasi için başkalarından farklılandırılmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Aşağıdaki ifadeler bugün İran&#8217;da yaygın olan Şia&#8217;nın inancıdır:</p>
<p>&#8220;İmamın da peygamber gibi içte, dışta, görünürde, gizlilikte, bütün kötü ve pis şeylerden, doğumundan vefatına dek masum olduğuna inanıyoruz. İmam, imametten önce, sonra, soy-boy şerefi bakımından en yüce ve temiz kişi olup her türlü kötülükten, suçtan, yanılmadan, yanlış iş görmeden, unutmadan ve her türlü aşağılık şeylerden masumdur.&#8221; [3]</p>
<p>İmamlar için gösterilen bu özellikler Hz. Peygamberde yoktur. Çünkü onun yanılıp hata ettiğine dair Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in açık ifadeleri vardır.</p>
<p>Peygamberimiz vahiy gelmeyince Ashab ile istişarelerde bulunurdu. Bu istişarelerde yanlış kararlara vardığı da olurdu.</p>
<p>Hz. Ömer radiyellahu anh anlatıyor : Bedir savaşında esirler alınınca Hz. Peygamber (s.a.v.) Hz. Ebû Bekr ve Ömer&#8217;e &#8220;Bu esirlerle ilgili görüşünüz nedir?&#8221; diye sordu. Hz. Ebû Bekr dedi ki &#8220;Ey Allah&#8217;ın nebisi, bunlar amcaoğullarımız ve soydaşlarımızdır. Onlardan fidye almanı uygun görüyorum; böylece kafirlere karşı güçlenmiş oluruz. Belki Allah ilerisinde onlara müslüman olmayı nasibeder.&#8221;</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v.) &#8220;Senin görüşün nedir Hattaboğlu?&#8221; diye sordu. Dedim ki, &#8220;Hayır, vallahi ya Resulallah, ben Ebû Bekr&#8217;in görüşüne katılmıyorum; benim görüşüm şudur: İzin ver onların boyunlarını vuralım. Akîl&#8217;i (kardeşi) Ali&#8217;ye bırak boynunu vursun, şu akrabamı da bana bırak boynunu vurayım. Çünkü bunlar küfrün liderleri ve ileri gelenleridir.&#8221;</p>
<p>Hz.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ebû Bekr&#8217;in görüşünü benimsedi, benim görüşümü benimsemedi. Ertesi gün geldim birde gördüm ki Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem ile Ebû Bekr oturmuş ağlıyorlar. Dedim ki, &#8220;Ya Resulallah, söylesene, sen ve arkadaşın niçin ağlıyorsunuz? Eğer ağlamaya değer görürsem ben de ağlarım, ağlamaya değer görmezsem sizinle ağlar gibi gözükürüm.&#8221; Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki; &#8220;Arkadaşlarının esirlerden fidye alınması yolunda bana sundukları görüşe ağlıyorum. Çünkü onlara azabın şu ağaçtan daha yakın bir şekilde geldiği bana gösterildi. Allahü Teâlâ şu ayeti indirdi: <em>&#8220;Yeryüzünde düşmanını ezmedikçe hiçbir Peygamber&#8217;in esirler alması doğru olmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz. Halbuki, Allah öbür dünyayı diliyor. Allah güçlüdür, hakîmdir. Eğer daha önceden Allah tarafından verilmiş bir hüküm olmasaydı aldıklarınızdan ötürü size büyük azab dokunurdu.&#8221;</em> (Enfal 8/67,68)[4]</p>
<p>Demek ki, olayların arkasındaki gerçeği Hz. Peygamber de Hz. Ebubekr de görememiştir. Çünkü bunların her ikisi de insandır ve faziletli olmaları yanılmalarına mani olmaz. Ancak şu var ki, Cenab-ı hak Hz. Peygamberin yanıldığı hususları ona yaptığı vahiyle düzeltir ve ondan bize düzeltilmiş olarak intikal eder.</p>
<p>Ne kadar üstün bilgiye ve fazilete sahip olursa olsun herkesin yanılabileceği düşüncesi Kitap ve Sünnette açıkca belirtilenler dışındaki her görüşün tenkide tabi tutulmasına yol açmış ve İslam&#8217;da ihtilaflı her meselenin daima kitap ve sünnet ışığında çözülmesine sebep olmuştur.</p>
<p><strong>C- İmamın Sıfatları ve Bilgisi</strong></p>
<p>İmam hayali bir şahsiyet haline getirildikten sonra onun için çok şeyler söylenmeye başlamıştır. İşte İrandaki şiilerin imamla ilgili inançlarından bir bölüm daha:</p>
<p>&#8220;İmamın ilahi hükümlere, ilahî marifete, bütün bilgilere sahip olması peygamber yahut kendisinden önceki imam vasıtasıyladır. Yepyeni şey hakkında da imam, Allah Teâlânın ona ihsan ettiği kudsi kuvvetle, ilham yoluyla gereği gibi hükmeder, o şeyi künhüyle anlar, bilir. Bir şeye yönelirse, onu bilmek dilerse o şey hakkında ancak gerçeği bilir, yanılmaz, şüpheye düşmez; bu hususta akli delillere, yahut belletenlerin belletmesine ihtiyaç yoktur; bilgisi iktiza edince daha da derinleşir, daha da ziyadeleşir ve bu yüzdendir ki Resul-i Ekrem&#8217;e, &#8221; Rabbim bilgimi ziyade et.&#8221; demesi emir buyurulmuştur &#8220;</p>
<p>&#8220;&#8230;. İmam herhangi bir şeyi bilmek dilerse o işin bütün gerçeği tozdan pasdan arınmış, yapımı güzel bir aynaya, karşısındaki şeyler, nasıl akseder, olduğu gibi görünürse İmamın gönlüne de böyle akseder, görünür. &#8220;</p>
<p>&#8220;&#8230;.. Hiç biri bir muallime gitmemiş, bir mürebbiden bir şey öğrenmemiştir; hatta okumayı, yazmayı bile talim yoluyla elde ettiklerine dair bir rivayet mevcut değildir. Hiç biri, bir hocadan ders görmemiş, hiç biri bir mektebe, bir medreseye gitmemiştir. Böyle olduğu halde kendilerine bir şey sorulunca ona derhal ve en doğru cevabı vermedeler, dillerine, bilmiyorum sözü gelmediği gibi cevap vermek için düşünmeleri, yahut cevabı bir müddet sonraya tehirleri de vaki değildir&#8230;&#8221;[5]</p>
<p>Bu özellikler de Hz. Peygamberde bulunmayan özelliklerdir. Çünkü bunlar onu beşer olmaktan çıkarır. İnsanların bir kısmı Hz. Peygamberde bir insan üstülük görmek istemişler, sıradan bir insanın peygamber olamayacağını zannetmişlerdi. Kur&#8217;an-ı Kerim bu durumu şöyle bildirmektedir.</p>
<p><em>&#8221; Dediler ki, yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça sana inanacak değiliz. veya senin hurma bahçen ve üzüm bağın olur, arasından gürül gürül ırmaklar akıtırsın. Yahut kuruntusunu ettiğin gibi gökyüzünü üstümüze parça parça düşürür veya Allah ile melekleri karşımıza getirirsin. Yahut ta senin altından bir evin olur veya göğe çıkarsın. Bize okuyacağımız bir kitap getirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz ya. Deki, Rabbımı tenzih ederim. Ben Allah&#8217;ın elçi olarak gönderdiği bir beşerden başka neyim ki ? Zaten karşılarına doğru yol çıkınca insanları ona inanmaktan alıkoyan sadece onların şu sözleridir : Allah elçi olarak bir beşeri mi gönderir?&#8221;</em> (İsrâ 17/90-94)</p>
<p>Hırıstiyanlar, Hz. İsa&#8217;ya olan aşırı bağlılıklarnıdan dolayı onu Allah&#8217;ın oğlu kabul etmişler, Tanrının Hz. İsa&#8217;nın şahsında insan kılığına büründüğünü söylemişlerdir.</p>
<p>Hz. Peygamberin beşer olma özelliğini ilk müminler çok iyi kavradıkları için vahiy gelmeyen konularda ona itiraz ediyor ve karşı görüşlerini belirtiyorlardı. Meselâ bunlardan biri Bedir savaşında olmuştur. Hz. Peygamber ordusunu akşam üzeri, Bedir sularından Medine&#8217;ye en yakın olanının başına kondurmuştu. Burada el-Habbâb b. el-Münzir bir askeri uzman olarak kalktı ve dedi ki, &#8221; Ya Resulellah ! Bu karargaha baksana, buraya seni Allah mı kondurdu. Buradan ileri veya geri gitmeye hakkımız yok mudur ? Yoksa bu bir görüş, bir strateji, bir harp hilesi midir ? Hz. Peygamber buyurdu ki, &#8221; Bu bir görüş, bir strateji ve harp hilesidir.&#8221; Dedi ki, Ya Resulellah burası uygun bir yer değildir. Orduyu kaldır, Kureyş’e en yakın kuyunun başına gidip konaklayalım. Gerideki kuyuların içini tahrip edelim. Sonra bir havuz yapıp içini su dolduralım. Sonra onlarla savaşalım. Biz su içeriz, onlar içemezler. &#8221; Peygamberimiz buyurdu ki, &#8221; Doğru bir görüş belirttin.&#8221;[6]</p>
<p><strong>D- İmamlara İtaat</strong></p>
<p>İmamlara kayıtsız şartsız itaat edilmesi ön görülmektedir. Bu konuda da İran şiilerinin inançlarından nakilde bulunalım :</p>
<p>&#8221; Onların buyrukları Allah Teâlâ&#8217;nın buyruklarıdır. Nehiyleri onun nehyidir. Onlara itaat, Allah&#8217;a itaattır. Onlara isyan Allah&#8217;a isyandır. Onları seven Allah&#8217;ı sever. Onlara düşman olan Allah&#8217;a da düşman olur&#8230; &#8220;[7]</p>
<p>Hırıstiyanlar Hz. İsa&#8217;daki uluhiyet ruhunun papaya, papaza, kardinale ve rahibe geçtiğine inanmaktadırlar. Bunların Allah&#8217;tan ilham aldıkları ve asla yanılmayacakları kabul edilmekte ve onlara kayıtsız şartsız itaat edilmesi istenmektedir. Bu bir aşırılıktır.</p>
<p>Hz. Ali ve evladına karşı da aşırı davranıldığı görülmektedir. Halifeler yani imamlar, yer yüzünde Allah&#8217;ın bir memurudurlar. Uyacakları talimatı da Hz. Peygamber getirmiştir. Bu da Kur&#8217;an-ı Kerim ve Hz. Peygamberin söz ve uygulamalarıdır.</p>
<p>Allah Teâlâ hazretleri şöyle buyuruyor : <em>&#8220;Ey inananlar ! Allah&#8217;a boyun eğin, onun Elçisine ve sizden olan yetkililere boyun eğin. Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanıyorsanız, bir konu üzerinde anlaşamayınca onu hemen Allah&#8217;a ve Elçisine bırakırsınız. Bu hem hayırlı, hem de sonucu daha güzel bir tutumdur.&#8221;</em> ( Nisa 4/59)</p>
<p>Ayeti Arapçadaki dizilişine göre tercüme edecek olursak şöyle dememiz gerekir : &#8221; Ey inananlar! Allah&#8217;a boyun eğin, onun Elçisine boyun eğin, sizden olan yetkililere de&#8230;&#8221; Burada, yetkililere boyun eğme emri, Allah&#8217;ın elçisine boyun eğme emrine bağlantılı olarak verilmiştir.</p>
<p>Peygamberlere kayıtsız şartsız boyun eğilir. Ama bundan, yetkililerimize de kayıtsız şartsız boyun eğmemiz gerektiği anlaşılamaz. Çünkü peygamberlerin hiç bir konuda Allah&#8217;a isyan etmeyeceğini biliyoruz. Ama yetkililerimiz bir paygamber gibi günahsız olamazlar. Bir hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor : &#8220;Yaratıcıya ısyan olan yerde yaratılmışa boyun eğilmez.&#8221; (Müslim, imaret 39; Ebû Davud,cihad 87) Bir diğer hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor : &#8221; Boyun eğme sadece marufta olur.&#8221; (Buharî, ahkâm 4, Müslim, imaret 39-40) Maruf, Kur&#8217;an&#8217;a, sünnete ve geleneğe uygun şey demektir. Bu sebeple yetkilinin islam yasalarına aykırı emri kişiyi sorumluluktan kurtaramaz.</p>
<p>Ali b. Ebî Talib radiyellahü anh şöyle demiştir : &#8220;İmamın görevi Allah&#8217;ın indirdiği ile hükmetmek ve emaneti yerine getirmektir. Böyle yaparsa vatandaşların onu dinlemesi ve ona boyun eğmesi gerekir. &#8220;[8]</p>
<p>Halifeye kayıtsız şartsız boyun eğmenin bir inanç haline gelmesi bu konuda denetim görevinin tamamen ortadan kalkması demek olur.</p>
<p><strong>E- Ric&#8217;at İnancı</strong></p>
<p>İmamların ölümlerini kabul etmek istemedikleri için bazı aleviler ric&#8217;ata veya ruh göçüne inanmışlardır.</p>
<p>İran şiilerinin ric&#8217;ata inanır. Bunu şöyle açıklarlar :</p>
<p>&#8221; İmamiyenin, Ehl-i beytten gelen rivayetlere göre, Allah Teâlâ&#8217;nın ölenlerin bir bölümünü öldükleri surette dünyaya getireceğine, böylece de bir bölüğün yüceltileceğine, bir bölüğünün alçaltılacağına, gerçeklerin haklı olduklarının, zalimlerin haksız bulunduklarının meydana çıkacağına inançları vardır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Dünyaya döndürülecek kişiler imanda en üstün olanlarla fesadda en aşağı derecede blunanlardır..&#8221; [9]</p>
<p><strong>F- Takiyye İnancı</strong></p>
<p>Bu inanç şöyle açıklanmaktadır :</p>
<p>Takiyye, bir toplumdan yahut birinden çeşitli suretlerde korunmak, mensub olduğu zümreyi o zümrenin malını canını, inancını zarardan emin etmektir. Bu, kendilerinden ve kendilerine uyanlardan zararı uzaklaştırmak, canlarını korumak, müslümanların düzeninini ve birliklerini sağlamak için Ehl-i beytin şiarıdır. [10]</p>
<p>Takiyyenin sebep olduğu aşırılıklar :</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin 30 sene takiyye yaptığı, düşman olduğu halde dost göründüğü iddia ediliyor. Bu onun haşa, hilekar, iki yüzlü ve münafık tipli olduğu kanaatini vermez mi ?</p>
<p>Diğer taraftan Hz. Ali&#8217;nin ve ehl-i beytin dışında olanlar, onlara düşman oldukları halde iki yüzlülükle onlara dost görünmüş olmazlar mı? Sonuçta Resulüllah&#8217;ın bütün ashabı münafık ve iki yüzlü içi başka, dışı başka kişiler durumuna düşmezç mi? O zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kendi ashabını iki yüzlü bir şekilde yetiştirmiş demektir. Halbu ki, Allahü Teâlâ hazretleri bu konuda şöyle buyuruyor :</p>
<p><em>&#8221; Muhammed Allah&#8217;ın elçisidir. Kendisiyle birlikte olanlar kafirlere karşı sert, birbirlerine karşı ince kalplidirler. Onları rükuda ve secdede görürüsün. Allah&#8217;ın bir lutfunu ve bir rızasını ararlar. Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrattaki özelliğidir. İncil&#8217;deki özellikleri de şöyledir : Onlar filizini çıkarmış, onu güçlendirmiş, kalınlaştırmış ve sapı üzerine dimdik duran bir ekine benzerler. Bu, ekincileri sevindirir. Bütün bunlar, onlar karşısında kafirler öfklensin diyedir. Allah, o kafirlerin içinden inanıp ve iyi işler yapanlara da hem bağış, hem de büyük bir ödül vadetmiştir. &#8220;</em> (Fetih 48/29)</p>
<p><strong>II- HZ. ALİ&#8217;Yİ AŞIRI HORLAYANLAR</strong></p>
<p>Hz. Ali&#8217;yi aşırı horlayanların başında Haricîler gelir. Bunlar başlangıçta Hz. Ali taraftarı iken Hz. Ali ile Muaviye arasında çıkan Sıffîn savaşında Muaviye, kaçmaya yeltendiği bir sırada bu zor durumdan kurtulmak için hakem tayini düşüncesini ortaya attı. Muaviye&#8217;nin ordusu, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i havaya kaldırdılar. Fakat Hz. Ali savaşa devamda kararlıydı. Daha sonra haricî adını alan bir grup önce Hz. Ali&#8217;yi hakem tayinine ve bilirli bir hakemi kabul etmeye zorladıkları halde daha sonra hakeme baş vurmayı büyük bir günah saydılar. Hz. Ali&#8217;nin, işlemiş olduğu bu günahtan dolayı tevbe etmesini istediler. Çünkü onlara göre Hz. Ali hakeme başvurmakla küfre girmişti. Nitekim kendileri de bu sebeple kafir olduklarını ve tevbe ederek yeniden islama girdiklerini sanıyorlardı. Haricilerden bir kısmı Hz. Ali&#8217;ye tabi olanları da müşriklikle suçluyorlardı. [11]</p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>İnsanlar Allah&#8217;ın kulu, Allah da insanların Rabbidir.</p>
<p>Kul kelimesinin arapçası abd&#8217;dır. Kul ve köle anlamına gelir. Rab kelimesinin türkçesi de sahip demektir. Günümüz Arapçasında rabb kelimesi Bu anlamda kullanılmaktadır. Mesela kapital sahibine rabb&#8217;ül-mâl denir. İslam hukuku ile ilgili kitaplarda bu terim vardır. Köle efendisine &#8220;Rabbim&#8221; diye hitabeder. Hz. Yusuf&#8217;un, kardeşleri tarafından kuyuya atılmasından sonra Mısır hükümdarına köle olarak satıldığını biliyoruz. Hükümdarın karısı Hz. Yusuf ile ilişkiye girmek istediği zaman o Allah&#8217;a sığınmış ve kadının kocası için şöyle demişti : <em>&#8220;O benim Rabbimdir, beni çok iyi barındırmıştır.&#8221;</em> (Yusuf 12/23)</p>
<p>Abd ve Rab kelimeleri kişi ile Allah arasındaki ilişkileri belirleme hususunda gözümüzün önüne bir örnek getirmektedir. Efendi ve köleyi düşünelim. Efendi kölesi üzerinde tam bir egemenliğe sahiptir. Köle, efendisine kayıtsız şartsız boyun eğemek zorundadır. Onun malı üzerinde de şahsı üzerinde de bir yetkisi yoktur. O ancak efendisinin verdiği yetkiyi kullanabilir. Baba oğul ilişkisi ise farklıdır. Oğul babasının varisi, mülkünde az çok söz sahibi ve kendiliğinden bazı şeyleri yapmaya yetkilidir. İşte Allah ile kul arasındaki ilişki bir baba oğul ilişkisi değil, köle ve efendi ilişkisi gibidir. Allah&#8217;ın yetki vermediği bir konuda hiç kimse kendini yetkili sayamaz. Tek yetki kaynağı Allah Teâlâdır. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de onun kuludur. Kelime-i şehadet getirirken Hz. Peygamberin Allah&#8217;ın kulu olduğunu öncelikle vurgular sonra onun elçisi olduğuna inandığımızı söyleriz.</p>
<p>İnsanlar hep bu noktada yanılırlar. Allah&#8217;ın hiç kimseye vermediği yetkiyi kendi kuruntularına göre bazılarına tanır, onları Allah&#8217;ın egemenliğine ortak ederler. Hırıstiyanlar, Hz. İsa&#8217;ya Allah&#8217;ın oğlu demiş ve onu tanrılaştırmışlardır. Yahudiler, kendileri için Allah&#8217;ın oğulları ve sevgilileri diyerek[12] zaman zaman Tevratı değiştirmekte, Allah&#8217;a ait olan yetkileri her defasında daraltmaktadırlar. Kimileri melekleri Allah&#8217;ın kızları sanmış, kimileri ise bir kısım velilere tasarruf yetkisi tanıyarak insanları onlar arasında paylaştırmışlardır. Bazıları da kendilerini Allah&#8217;ın bir temsilcisi sayar, kendilerine gösterilen saygının aslında Allah&#8217;a gösterilmiş olacağını söyler ve insanları Allah&#8217;a ait olan egemenlik konusunda yanıltırlar. Bu iddiaların hepsi de delilsiz olduğu için birer sapıklıktan başka bir şey olmaz. Bazıları da Allah&#8217;ın bazı kişilerin kılığına girdiğini ileri sürmüşler ve bu yolla sevdikleri bir kısım kişilere kutsallık vermeye çalışmışlardır. Bugün bir kısım aleviler arasında telaffuz edilen Ali sırrı bu anlamı çağrıştırmaktadır. Bunlardan hiç birinin bir belgesi yoktur. Allah&#8217;ın egemenliğini daraltma çabaları Kur&#8217;an-ı kerimde şirk olarak tanımlanmış ve bu, bağışlanmaz bir suç sayılmıştır. <em>&#8221; Allah kendisine ortak koşulmasını hiçbir şekilde bağışlamaz. Bunun dışındakini, dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah&#8217;a ortak koşarsa gerçekten pek büyük bir günah uydurmuş olur.&#8221;</em> (Nisa 4/48)</p>
<p>İnsanların Kur&#8217;an-ı Kerim karşısındaki tutumları farklıdır. Bazıları içtenlikle Kur&#8217;an&#8217;a uymak ister, bu yolda elinden geleni esirgemez; malını, canını ve her şeyini feda etmekten zevk duyar. Bazıları da Kur&#8217;an&#8217;ı kendine uydurmak ister. Müteşabih ayetlere bel bağlayarak arzusuna uygun yorumlar çıkarmaya çalışır.</p>
<p><em>&#8220;Sana vahyettiğimiz Kitap gerçeğin ta kendisidir. Kendinden öncekileri de doğrulamaktadır. Allah kullarından, kesinkes haberdardır ve onları görmektedir.</em></p>
<p><em>Sonra bu Kitab&#8217;ı kullarımız içinden seçtiklerimize bıraktık. Onlardan kimi kendini yanlışa sürükler, kimi orta yolu tutturur., kimi de Allah&#8217;ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte faziletin büyüğü budur.&#8221;</em> (Fatır35/31-32)</p>
<p><em>&#8221; Sana Kitab&#8217;ı indiren odur. Onun bir kısım ayetleri (muhkem) açık anlamlıdır. Bunlar Kitab&#8217;ın temelidir. Diğerleri de , bir çok anlama çekilebilen ayetlerdir. İşte yüreklerinde yamukluk olan kimseler, fitne çıkarmak ve ayetleri kendilerine göre yorumlayabilmek için bir çok anlama çekilebilen (müteşabih) ayetlere bel bağlarlar. Oysaki o ayetlerin yorumlanmasını Allah&#8217;tan başkası bilmez. İlimde derinleşmiş olanlar ise şöyle derler : «Biz bu Kitab&#8217;a inandık, hepsi de Rabbımızın katından gelmedir.&#8221;» Bunu ancak sağduyu sahipleri anlayabilir.&#8221;</em> (Al-i İmrân 3/7)</p>
<p>Hz. Ali ile ilgili tartışmaların çoğu Hz. Ali&#8217;nin kabul edebileceği tartışmalar değildir. Madem onu Hz. Peygamber Hz.İsa&#8217;ya benzetmiş konuyu Hz. İsa ile ilgili bir ayetle bitirelim :</p>
<p><em>&#8220;Allah şöyle demişti : « Ey Meryem oğlu İsa, insanlara Allah&#8217;ı bırakın da beni ve anamı iki tanrı edinin diyen sen misin ?» Demişti ki, «Haşa, sen yücesin, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer onu söylemişsem elbette bilirsin. Sen bende olanı bilirsin ama ben sende olanı bilmem. Çünkü gizlileri bilen yalnız sensin.»</em></p>
<p><em>&#8220;Sen bana ne emrettiysen ben onlara yalnız onu söyledim. Benim de rabbım, sizin de rabbınız olan Allah&#8217;a kuluk edin dedim. İçlerinde bulunduğum sürece onları gözetiyordum. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine denetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi görüp gözetirsin.&#8221;</em> (Mâide 5/116-ll7)</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>* Bu yazı, ll.l2.l994 günü, Milli Gençlik <strong style="color: black; background-color: #99ff99;">Vakfı</strong> Ümraniye Şubesi tarafından düzenlenen ve Ümraniye&#8217;de Belediye Sinema Salonunda yapılan <strong style="color: black; background-color: #ffff66;">Alevilik</strong> toplantısı sebebiyle hazırlanmıştır.</p>
<p>Toplantıya katılanlar: Abdülaziz BAYINDIR, Doç. Dr. Mustafa ÖZ (Marmara Üniversitesi İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi), Cemal ŞAHİN ( Çorum Milletvekili) Muharrem Naci</p>
<p>[1]- İbn Manzûr, Lisan&#8217;ül-Arab, Beyrut c. l0 s. 492.</p>
<p>[2]- Muhammed Rıza&#8217;l-Muzaffer, Akâid&#8217;ül-İmâmiyye (Abdülbakî GÖLLPINARLI tarafından Şia İnançları adıyla tercüme ve neşredilmiştir. )İst. l978, s.50.</p>
<p>[3]- Muhammed Rıza el-Muzaffer, a.g.e. s. 51.</p>
<p>[4]- Müslim, Cihad, 58.</p>
<p>[5]- Muhammed Rıza el-Muzaffer, a.g.e. s. 52-53.</p>
<p>[6]-</p>
<p>[7]- Muhammed Rıza el-Muzaffer, a.g.e. s. 54.</p>
<p>[8]- Fahrüddin er- Râzî, ete-Tefsîr&#8217;ül-Kebîr, Dar&#8217;üt-tıbaat&#8217;il-âmire, c. III, s. 357.</p>
<p>[9]- Muhammed Rıza el-Muzaffer, a.g.e. s. 63-66.</p>
<p>[10]- Muhammed Rıza el-Muzaffer, a.g.e. s. 67.</p>
<p>[11]- Muhammed Ebû Zehra, İslamda Siyasî ve İtikâdî Mezhepler Tarihi ( Tercüme Hasan Karakaya ve Kerim Aytekin.)İstanbul, s. 71 vd.</p>
<p>[12]- Maide Suresi 5/l8</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/tarih-arastirmalari/islamiyet-icinde-alevilik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an ve Müslümanların Durumu</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/kuran-ve-muslumanlarin-durumu.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/kuran-ve-muslumanlarin-durumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 12:05:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Araştırmaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/kuran-arastirmalari/kuran-ve-muslumanlarin-durumu.html</guid>
		<description><![CDATA[Allah Teâlâ tüm insanlığa elçi olarak gönderdiği[1] son peygamberi[2] Muhammed aleyhisselam’a, doğruluğunda hiç şüphe olmayan[3] ve sözlerin en güzeli[4] olan Kuranı Kerim’i her şeyi açıklamak için[5] indirmiş, ona, Kuranı Kerim’e uymayı[6] ve Kuran Kerim’i tebliğ etmeyi[7] emretmiştir. Ayrıca Kuran Kerim’i tebliğ etmezse elçilik görevini yerine getirmemiş sayılacağı konusunda uyarmıştır.[8]
Peygamber aleyhisselam, Allahü Teâlâ’nın emri ile sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Teâlâ tüm insanlığa elçi olarak gönderdiği[1] son peygamberi[2] Muhammed aleyhisselam’a, doğruluğunda hiç şüphe olmayan[3] ve sözlerin en güzeli[4] olan Kuranı Kerim’i her şeyi açıklamak için[5] indirmiş, ona, Kuranı Kerim’e uymayı[6] ve Kuran Kerim’i tebliğ etmeyi[7] emretmiştir. Ayrıca Kuran Kerim’i tebliğ etmezse elçilik görevini yerine getirmemiş sayılacağı konusunda uyarmıştır.[8]</p>
<p>Peygamber aleyhisselam, Allahü Teâlâ’nın emri ile sadece Kuran’a uyacağını söylemiş[9] ve son ayetin[10] indirildiği gün tüm insanlara hitap ederek <em>“Ben size Allah’ın kitabı olan Kuran’ı bırakıyorum. Ona sımsıkı sarılırsanız azgınlığa düşmezsiniz”</em> [11] demiş, tüm insanlara Kuran- ı Kerim’i bir peygamber mirası olarak bırakıp gittiğini ilan etmiş ve kısa bir süre sonra vefat etmiştir.[12]</p>
<p>Allah Teâlâ, indirdiği son ayetinde bizlere: “<strong>Bugün, dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve din olarak size İslam’ı uygun gördü”</strong>[13] buyurmaktadır. Dolayısıyla Kuran- ı Kerim’in son ayetinin indirilmesiyle dinimiz tamamlanmıştır.</p>
<p>Allah Teâlâ, Peygamber aleyhisselamı kıyamete kadar tüm insanlara elçi olarak gönderdiği için ona indirdiği kitabı olan Kuran- ı Kerim’in mucizeliğini ve rehberliğini de kıyamete kadar muhafaza edeceğini garanti etmiştir.[14]</p>
<p>Bundan dolayı Cenabı Allah Kuran’ı kolay anlaşılabilir şekilde indirmiş[15] ve Peygamber aleyhisselam Allah’ın emri ile <strong>“bu Kur&#8217;an bana vahyedildi ki sizi ve ulaştığı kişileri onunla uyarayım.”</strong>[16] demiştir.</p>
<p>Bunun içindir ki, Cenabı Allah kıyamete kadar gelecek tüm insanlara <strong>“Ey insanlar, Rabbiniz tarafından size indirilen Kuran’a uyunuz”</strong>[17] diyerek onlara Kuran’a uymalarını emretmiştir. Aynı şekilde <strong>“İşte bu Kuran bizim indirdiğimiz mübarek kitaptır. Buna uyunuz, karşı gelmekten sakınınız, öyle yaparsanız merhamete kavuşursunuz”</strong>[18] diyerek merhamete kavuşmaları için Kuran’a uymalarının şart olduğunu açıklamıştır.</p>
<p>İslamiyet’in ilk dönemlerinde Müslümanlar o şartı yerine getirdikleri için, yani Kuran- ı Kerim’e uydukları için kendi elleriyle yaptıkları putlara ve kendileri gibi olan insanlara köle olmaktan kurtulmuşlardır. Böylece kişisel iradelerini özgürce kullanabilme ve yalnız Allah’a ibadet etme düzeyine ulaşmış ve iç huzur tesis edilmiştir. Diğer taraftan bir İslam ümmeti meydana gelmiş, bu ümmet çevre bölgelerde yaşayan insanların yurtlarına İslam adaletini, kalplerine tevhid nurunu ulaştırmak için her şeylerini ortaya koymuşlardır.</p>
<p>Sonuç olarak, uzun zaman cahiliye karanlığında yaşayan insanlar Müslüman olmakla birlikte birçok insanın Müslüman olmasına ve birçok toprakların fethedilmesine sebep olmuşlardır. Ayrıca yönetilme durumundan yönetme durumuna, alma durumundan verme durumuna yükselmişlerdir.</p>
<p>Maalesef, peygamber aleyhisselam vefat ettikten kısa bir süre sonra Müslümanlar kendi aralarında ihtilafa düşmüş, çeşitli grup ve mezheplere ayrılmışlardır. Her mezhebin mensupları Kuran’ı kendi hayatlarına uygulamak ve onu, cahiliye karanlığında yaşamakta olan insanlara ulaştırmaktan ibaret olan asil görevlerini bırakıp diğer mezhep mensuplarına üstünlük sağlama yarışına girmişlerdir. Bunun sonucunda Cenabı Allah’ın <strong>“İzzet / üstünlük sadece Allah’a, Allah’ın elçisine ve müminlere aittir, fakat münafıklar bilmezler”</strong>[19] sözünde müminlere de vaat edilmiş izzet, zillet ile yer değiştirmiştir. Yeni toprakların fethedilmesi bir tarafa, daha önce fethedilen topraklar bir bir elden gitmiştir. Müslümanlardan korkar durumda olan düşmanlar, Müslümanları korkutur duruma gelmişlerdir. <strong>“Onlara Allah zulmetmemiştir, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmişlerdir”</strong>.[20] Çünkü Allah <strong>“Eğer mümin olursanız kesinlikle galip gelenler siz olursunuz”</strong>[21] diyerek galip gelmek için mümin olmanın şart olduğunu ilan etmiştir.</p>
<p>Gün geçtikçe Kuran-ı Kerim ile Müslümanlar arasındaki mesafe açılmıştır. Peygamber aleyhisselamın vefatından iki-üç yüz yıl sonra yazılmaya başlanan kitaplar, Müslümanların hayat rehberi haline gelmiştir. Müslümanlar o kitaplarda yazılanları “bir bütün olarak sımsıkı sarılması gereken ilkeler” olarak kabul etmişlerdir. Kuran-ı Kerim ise insanların vefatlarında, mezarlarda, çeşitli merasimlerde okunan bir kitap haline döndürülmüştür.</p>
<p>Günümüz Müslümanlarının durumu daha da acıdır. Onların arasında yukarıda dile getirilen tüm olumsuzluklara ek olarak yeni görüşler de meydana gelmiş olup milletçe azgınlığa doğru gitmektedirler.</p>
<p>En vahim olan durum ise, Kuran- ı Kerim’in emirlerine uymak ve uymaya çağırmak dinsizlik veya sapkınlık olarak algılanmakta, diğer görüşlere sımsıkı sarılmak ise “dindarlık” olarak algılanmaktadır.</p>
<p>Yukarıda bahsedilen hastalıklardan kurtulup gerektiği gibi Müslüman olmanın, aynı şekilde dünya ve ahirette Allahü Teâlâ’nın merhametine kavuşmanın tek yolu, Peygamber aleyhisselamı örnek alarak Kur&#8217;an-ı Kerim’e dönmektir. Çünkü <strong>“bu Kuran en doğru yola ulaştırır”</strong>[22]<strong>,</strong> “<strong>O gerçekten üstün, hiçbir tarafı yanlış ile karışmamış ve karışmayacak olan kitaptır. O hikmet ile iş yapan ve her şeyi en iyi bilen zat tarafından indirilmiştir”</strong>[23]<strong>, “O kesin bir sözdür, asla şaka değildir”</strong>[24]<strong>,</strong> “<strong>O inanan topluma her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir.”</strong>[25]</p>
<p>Enes ALİMOĞLU<br />
<strong>Süleymaniye</strong> Vakfı</p>
<hr size="1" />
<p>[1] Sebe 34/28; A’raf 7/158.</p>
<p>[2] Ahzab 33/40.</p>
<p>[3] Bakara 2/2.</p>
<p>[4] Zumer 39/23.</p>
<p>[5] Nahl 16/89; Yusuf 12/111.</p>
<p>[6] En’am 6/106; Yunus 10/109; Ahzab 33/2.</p>
<p>[7] Al-i İmran 3/144; Maide 5/99; Nur 24/54; Ankebut 29/18; Ra’d 13/40.</p>
<p>[8] Maide 5/67.</p>
<p>[9] En’am 6/50; A’raf 7/203; Yunus 10/15; Ahkaf 46/9.</p>
<p>[10] Maide5/3.</p>
<p>[11] Muslim, Hac, 147 (1218); Ebu Davud, Menasik, 56.</p>
<p>[12] Peygamber aleyhisselam Hicri 11 yılı Rabiulevvel ayının 12’sinde vefat etmiştir (Rehikulmehtum Sayfa 431) Peygamber aleyhisselam veda hutbesini Hicri 10 yılı Zulhicce ayının 9’unda Arafat’ta söylemiştir. Buna göre Peygamber aleyhisselam’ın veda hutbesini söylediği gün ile vefat ettiği gün arasındaki süre Hicri ayı ile üç ay iki gündür.</p>
<p>[13] Maide, 5/3</p>
<p>[14] Hicr 15/9.</p>
<p>[15] Meryem 19/97; Duhan 44/58; Kamer 54/17, 22, 32, 40.</p>
<p>[16] Enam 6/19</p>
<p>[17] A’raf 7/3, Zümer 39/55.</p>
<p>[18] En’am 6/155.</p>
<p>[19] Munafikun 63/8.</p>
<p>[20] Al-i İmran 3/117.</p>
<p>[21] Al-i İmran 3/139.</p>
<p><a href="../modules/nsections/index.php?op=viewarticle&amp;artid=109#_ftnref22">[22]</a> İsra 17/9.</p>
<p><a href="../modules/nsections/index.php?op=viewarticle&amp;artid=109#_ftnref23">[23]</a> Fussilet 41/41, 42</p>
<p><a href="../modules/nsections/index.php?op=viewarticle&amp;artid=109#_ftnref24">[24]</a> Tarık 86/13, 14.</p>
<p><a href="../modules/nsections/index.php?op=viewarticle&amp;artid=109#_ftnref25">[25]</a> Yusuf 12/111.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/kuran-ve-muslumanlarin-durumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fıtır Sadakası</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/ramazan/fitir-sadakasi.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/ramazan/fitir-sadakasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 12:01:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[fıtır sadakası]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan ayı]]></category>
		<category><![CDATA[sadaka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/diger-kategoriler/ramazan/fitir-sadakasi.html</guid>
		<description><![CDATA[Sözlükte ‘yaratmak’, ‘icat etmek’, ‘kesmek’ manalarına gelen fatr kökünden türeyen fıtr kelimesi oruca son vermeyi, orucu açmayı (iftar) ifade eder. Ramazan ayını yaşamanın, onun mükâfat ve bereketinden faydalanmanın bir şükran belirtisi olarak verilen sadakaya sadaka-i fıtr denir.[1] Kelime Türkçede  fitre olarak kullanılmaktadır.
Fıtır sadakası, Ramazan orucunun farz kılındığı hicri ikinci yılda farz kılınmıştır. Peygamberimiz fıtır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span>Sözlükte <strong>‘yaratmak’, ‘icat etmek’, ‘kesmek’</strong> manalarına gelen <strong>fatr</strong> kökünden türeyen <strong>fıtr</strong> kelimesi oruca son vermeyi, orucu açmayı <strong>(iftar)</strong> ifade eder. Ramazan ayını yaşamanın, onun mükâfat ve bereketinden faydalanmanın bir şükran belirtisi olarak verilen sadakaya <strong>sadaka-i fıtr</strong> denir.[1] Kelime Türkçede  <strong>fitre</strong> olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Fıtır sadakası, Ramazan orucunun farz kılındığı hicri ikinci yılda farz kılınmıştır. Peygamberimiz fıtır sadakasını 1 sa’ / ölçek (yaklaşık 3 kg.) hurma veya 1 sa’ / ölçek arpa olmak üzere kadın, erkek, hür ve köle her müslümana farz kılmıştır.[2] Ebu Said el-Hudri’den gelen bir rivayet ise şöyledir: “Biz Peygamber devrinde fitreyi yiyecek maddelerinden 1 sa’ olarak verirdik. O zaman bizim yiyeceğimiz arpa, kuru üzüm, hurma ve yağı alınmış peynir idi.”[3] Hadislerde sadaka-i fıtrın miktarı, buğday, arpa, hurma veya üzümden bir sâ’ (Hz.Peygamber döneminde kullanılmakta olan bir ölçü birimi olup yaklaşık 3 kg) olarak belirlenmiştir. Sadaka-i fıtrın bu sayılan maddelerden belirlenmesi, o günkü toplumun ekonomik şartları ve beslenme alışkanlıklarından kaynaklanmaktadır. Buna göre her Müslüman kendi yöresinde en çok tüketilen temel yiyecek maddesi üzerinden fitre vermelidir. </p>
<p>Fıtır sadakasının maddi manevi birçok hikmeti vardır. Bu konuda Peygamberimizden nakledilen rivayet şöyledir: “Resulullah fitreyi, oruç tutanı anlamsız ve çirkin davranışlardan temizlesin; muhtaçlara da yiyecek bir lokma olsun diye farz kılmıştır.”[4] </p>
<p>Fıtır sadakasında zekâtta olduğu nisap miktarı mala sahip olma şartı yoktur. Ramazan ayında oruç tutmaya gücü yeten zengin fakir her Müslümanın fitre vermesi gerekir. Buna fitre alma durumunda olan fakir Müslümanlar da dâhildir. Bu sayede her Mü’min, muhtaç durumda olan diğer Mü’min kardeşlerine yardım etmenin sevinç ve mutluluğunu yaşar. </p>
<p>Her bir Müslüman, fitre verirken kendi çevresinde yaşayan bir yoksulu (miskini) bir gün doyuracak miktarda yiyeceği ölçü almalıdır. .</p>
<p>Fitre vermekle yükümlü olan bir kişi –şayet maddi imkânı müsaitse- bakmakla yükümlü olduğu ana – babası, eşi ve çocuğu için de fitre verebilir. </p>
<p>Fitrelerin en geç bayram namazı vaktine kadar ödenmesi gerekir. Bu konudaki hadisler, fitrenin, bayramın birinci günü sabah namazı ile bayram namazı arasındaki vakitte verilmesinin uygun olacağını belirtse de fakihler, muhtaçların lehine olacağını düşünerek bayramdan bir kaç gün önce de verilebileceğini söylemişlerdir. </p>
<p>Fitre muhtaç durumda kalmış olan kimselere verilir. Bunu veren kişinin içten niyet etmesi yeterlidir. Fitreyi verirken “bu benim fitremdir” demesine kesinlikle gerek yoktur. Hatta alan kişiyi üzeceği için bundan özellikle kaçınmak gerekir. Fitre alan kişinin aldığı şeyin fitre olduğunu bilmesi gerekmediği gibi, fitre aldığından dolayı yapması gereken herhangi bir görev de yoktur.</p>
<p>Yahya Şenol</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>[1] Yunus Vehbi Yavuz, “Fitre”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1996, c: 13, s: 160.</p>
<p>[2] Buhari, Zekat, 70; Müslim, Zekat, 12.</p>
<p>[3] Buhari, Zekat, 74.</p>
<p>[4] Ebu Davud, Zekat, 17; İbn Mace, Zekat, 21. <br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/ramazan/fitir-sadakasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan ve Dualarımız</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/ramazan/ramazan-ve-dualarimiz.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/ramazan/ramazan-ve-dualarimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 11:53:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[dua-oruç ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an duaları]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'dan dualar]]></category>
		<category><![CDATA[oruç ve dua]]></category>
		<category><![CDATA[oruçlunun duası]]></category>
		<category><![CDATA[oruçluyken dua etmek]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan duaları]]></category>
		<category><![CDATA[yahya şenol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/diger-kategoriler/ramazan/ramazan-ve-dualarimiz.html</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan ayı bağışlanma için tam bir fırsat. Bu ayda kendimizi gözden geçirmeli, günahlarımıza tevbe ve istiğfar etmeliyiz. Bu ay bizim için yeni bir başlangıç olmalı. Yaptığımız ibadetler sadece bu ayda kalmamalı, Ramazanı fırsat bilip kendimizi rabbimizin razı olacağı yeni alışkanlıklara hazırlamalıyız. Bunun için öncelikle günahlarımızdan tevbe etmeli, yüce rabbimizden bağışlanma dilemeliyiz.
Yüce rabbimiz &#8220;bana dua edin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı bağışlanma için tam bir fırsat. Bu ayda kendimizi gözden geçirmeli, günahlarımıza tevbe ve istiğfar etmeliyiz. Bu ay bizim için yeni bir başlangıç olmalı. Yaptığımız ibadetler sadece bu ayda kalmamalı, Ramazanı fırsat bilip kendimizi rabbimizin razı olacağı yeni alışkanlıklara hazırlamalıyız. Bunun için öncelikle günahlarımızdan tevbe etmeli, yüce rabbimizden bağışlanma dilemeliyiz.</p>
<p>Yüce rabbimiz <strong>&#8220;bana dua edin duanızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir.&#8221;</strong> (Mü&#8217;min, 40/60) buyurmuştur.</p>
<p>Oruçla ilgili ayetler arasında dua ile ilgili bir ayet vardır. Ayet şöyledir:</p>
<p><strong>&#8220;Kullarım sana beni sorarlarsa, ben yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Onlar da bana karşılık versinler. Bana güvensinler. Böylece olgunlaşırlar.&#8221;</strong> (Bakara, 2/186)</p>
<p>Demek ki oruç ile dua arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu yüzden Peygamberimiz (sav), Allah tarafından reddedilmeyecek duaları sayarken oruçlunun duasını özellikle belirtmiştir. [1]</p>
<p>Bu bölümde Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de geçen bazı dua cümlelerini hem Arapça asılları hem de Türkçe anlamları ile vermeyi uygun gördük. Bu duaları ezberlemeli, özellikle iftar ve sahur vakitlerinde, namazlarımızda, yolda yürürken, gece yatarken kısacası her zaman bu dualarla rabbimize yalvarmalıyız. <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;İşittik ve boyun eğdik. Bağışla bizi rabbimiz! Dönüş sanadır.&#8221;</strong> (Bakara, 2/285) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>رَبَّنَا لا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>رَبَّنَا وَلا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>رَبَّنَا وَلا تُحَمِّلْنَا مَا لا طَاقَةَ لَنَا بِهِ</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="font-size: medium;">وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَ</span>ا</strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>أَنْتَ مَوْلانَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Rabbimiz! Unutursak veya hata yaparsak bizi sorumlu tutma. </strong></p>
<p><strong>Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. </strong></p>
<p><strong>Rabbimiz! Zorlanacağımız yükü bize taşıtma. </strong></p>
<p><strong>Günahımızı affet! Bizi bağışla! Bize ikramda bulun! </strong></p>
<p><strong>Bizim velimiz sensin. Kâfirlere karşı bize yardım et.&#8221;</strong> (Bakara, 2/286) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>رَبَّنَا لا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ</strong></span></p>
<p><strong>“Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın.&#8221;</strong> (Al-i İmran, 3/8) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>رَبَّنَا إِنَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Ey Rabbimiz! Biz gerçekten iman ettik, artık günahlarımızı bağışla ve o ateş azabından bizleri koru.&#8221;</strong> (Al-i İmran, 3/16) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>رَبَّنَا ءامَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Ey Rabbimiz, indirmiş olduğun mesaja inandık, Peygambere uyduk, bizleri bu mesajın canlı şahitleri arasına yaz.&#8221;</strong> (Al-i İmran, 3/53) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Ey Rabbimiz, günahlarımızı ve davranışlarımızdaki aşırılıklarımızı affet, ayaklarımızı kaydırma ve kâfirler karşısında bize yardım et.&#8221;</strong> (Al-i İmran, 3/147) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الأَبْرَارِ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Ey Rabbimiz, günahlarımızı affet, kusurlarımızı ört ve iyiler ile birlikte canımızı al.&#8221;</strong> (Al-i İmran, 3/193) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><strong>&#8220;Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! Duamı kabul et!&#8221;</strong> (İbrahim, 14/40)</p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="font-size: medium;">رَبَّنَا ءاتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا</span></strong></p>
<p><strong>&#8220;Rabbimiz! Katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster, bizi başarılı kıl.&#8221;</strong> (Kehf, 18/10) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ * وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Ya Rabbi! Şeytanların vesveselerinden, onların yanımda bulunmalarından sana sığınırım!&#8221;</strong> (Mu&#8217;minun, 23/97–98) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>رَبَّنَا ءامَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Ey Rabbimiz! Biz sana inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en iyisisin.&#8221; </strong>(Mu&#8217;minun, 23/109) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin.&#8221; </strong>(Mu&#8217;minun, 23/118) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا * إِنَّهَا سَاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır.&#8221; </strong>(Furkan, 25/65–66) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالإِيمَانِ وَلا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla. Kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin.&#8221; </strong>(Haşr, 59/10)</p>
<p>Son olarak bir hadis-i şerif ile bu bölümü de noktalayalım:</p>
<p>Aişe validemiz Peygamberimiz (sav)&#8217;e &#8220;Ey Allah’ın elçisi! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu anlarsam o gece nasıl dua edeyim?&#8221; diye sorunca Peygamberimiz (sav) &#8220;şu duayı oku&#8221; buyurdu: <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>اَللّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Allahım! Sen affedicisin, cömertsin. Affetmeyi seversin. Beni de affet.” </strong>[2]</p>
<p>Yahya Şenol</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>[1] Tirmizi, Daavât, 129.</p>
<p>[2] Tirmizi, Daavât, 84.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/ramazan/ramazan-ve-dualarimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan ve Kur&#8217;an</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/ramazan/ramazan-ve-kuran.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/ramazan/ramazan-ve-kuran.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 11:52:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an ayı ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an nasıl okunur]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an okurken dikkat edilecek şeyler]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'ı okuyup anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanda hatim indirmek]]></category>
		<category><![CDATA[yahya şenol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.org/diger-kategoriler/ramazan/ramazan-ve-kuran.html</guid>
		<description><![CDATA[Kur’an, Ramazan ayında indirilmiştir. Bu itibarla Ramazan, Kur’an ayıdır. Allah Teala şöyle buyurur:
“Ramazan öyle bir aydır ki, insanlara yol gösteren, doğrunun belgelerini içeren ve doğruyu yanlıştan ayıran Kur&#8217;ân o ayda indirilmiştir&#8230;” (Bakara, 2/185)
Bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi bu aydadır. Allah Teala şöyle buyurmuştur:
“Muhakkak ki Biz onu Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span>Kur’an, Ramazan ayında indirilmiştir. Bu itibarla Ramazan, Kur’an ayıdır. Allah Teala şöyle buyurur:</span></p>
<p><strong>“Ramazan öyle bir aydır ki, insanlara yol gösteren, doğrunun belgelerini içeren ve doğruyu yanlıştan ayıran Kur&#8217;ân o ayda indirilmiştir&#8230;”</strong> (Bakara, 2/185)</p>
<p>Bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi bu aydadır. Allah Teala şöyle buyurmuştur:</p>
<p><strong>“Muhakkak ki Biz onu Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin sen? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır…”</strong> (Kadr, 97/1–3)</p>
<p>Kur’an’ın indiği gece olduğu için bin aydan hayırlı olduğu ilan edilen Kadir Gecesi, Kur’an’ın Allah katında ne kadar önemli olduğunu gösterir. Kur’an’ı okuyup anlamı üzerinde düşünürsek onun önemini asıl o zaman anlamış ve Kur’an’dan yararlanmaya başlamış oluruz. Bunun için Ramazan ayı tam bir fırsattır. Allah Teala şöyle buyurmuştur:</p>
<p><strong>“Onlar Kur&#8217;an&#8217;ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var?”</strong> (Muhammed, 47/24)</p>
<p><strong>“Biz o Kur&#8217;an&#8217;ı senin dilinde indirerek kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.”</strong> (Duhan, 44/58)</p>
<p><strong>&#8220;Andolsun ki biz bu Kur&#8217;an&#8217;ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Yok mu düşünen?&#8221;</strong> (Kamer, 54/17)</p>
<p>Allah Teala, Kur’an’ın nasıl okunması gerektiğini ise şöyle açıklamıştır:</p>
<p><strong>“Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce kalk ve <span style="text-decoration: underline;">ağır ağır</span> Kur’an oku. </strong> (Müzzemmil, 73/1–9)</p>
<p>Biz, sana, taşıması ağır bir söz (bir görev) yükleyeceğiz.</p>
<p>Gece kalkmak daha dokunaklı ve o okumak daha etkilidir.</p>
<p>Gündüzün, seni alıkoyacak bitmez tükenmez işlerin vardır.</p>
<p>Rabbinin adını an; her şeyi bırakıp yalnız O&#8217;na yönel. O, doğunun da batının da Rabbidir; O&#8217;ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse Onu kendine vekil tut.”</p>
<p>Bu ayetlerde net olarak görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerim’i okumak için bazı şeylere dikkat etmek gerekir. Öncelikle zihnin rahat ve berrak olduğu bir zaman dilimi seçilmelidir. Allah Teala bu zamanın “gece” olduğunu bildirmektedir. Biraz uyuduktan sonra zaman zihin dinlenmiş ve rahatlamış olur. İşte tam bu zamanda Kur’an okunmalıdır, ayetlerde belirtildiği gibi: Ağır ağır ve düşüne düşüne… Rabbinin kelamı ile baş başa kaldığı anlar, bir Müslüman için paha biçilmez anlardır. Öyleyse bu anları uzun tutmak gerekir.</p>
<p>Ramazanda “birkaç hatim indirebilmek” uğruna rabbimizin kelamını zayi etmeyelim. Gayemiz; anlamak, yaşamak ve yaşatmak olsun Kur’an okurken.. Bu yüzden anlamadıkça, hazmetmedikçe ilerlememeye çalışalım.</p>
<p>“Biz Kur’ân’ı on ayet on ayet alırdık ve aldığımız on ayeti hayatımıza aktarmadan diğer on ayeti almaktan kaçınırdık.” Diyen Abdullah İbn Mes’ud (ra) gibi… “Biz Kur’ân’dan evvel imanı elde etmeye çalıştığımız uzun bir dönem yaşadık. Kur’ân sûre sûre nazil oluyordu. Bu sûrelerin helâl ve haramını, emir ve yasaklarını öğrenirdik. Şimdi ise imandan evvel Kur’ân’a yapışan, Fatiha suresinden başlayarak sonuna kadar okuyan, fakat Kur’ân’ın emri nedir, yasağı nedir ve neyin yanında durmak gerekir; katiyyen bilmeyen, okuduğu Kur’ân ayetlerini çürük hurmalar gibi sağa &#8211; sola serpen nice kişiler görüyorum.” Diyen Abdullah İbn Ömer (ra) gibi “şuurlu” bir şekilde Kur’an’a yaklaşmalıyız.</p>
<p><strong>Yahya Şenol</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/ramazan/ramazan-ve-kuran.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
