<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Süleymaniye Vakfı &#187; Akaid Araştırmaları</title>
	<atom:link href="http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/akaid-arastirmalari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.suleymaniyevakfi.org</link>
	<description>Din ve Fıtrat Araştırmaları Merkezi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Sep 2010 09:39:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>İrade, Şey ve Fıtrat</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/kuranda-irade-sey-ve-fitrat.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/kuranda-irade-sey-ve-fitrat.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Sep 2009 09:21:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Allah kimleri dalalette bırakır]]></category>
		<category><![CDATA[Allah kimleri hidayete erdirir]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın iradesi]]></category>
		<category><![CDATA[ehl-i sünnete göre meşiet ve irade]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[insanın iradesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'da kader]]></category>
		<category><![CDATA[meşiet ve irade]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.net/yeni/?p=798</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;an&#8217;da İrade, Şey ve Fıtrat Şey (شَيْء), kader ve irade; birbirleriyle ilişkisi olan kelimelerdir. Şey varlık; kader varlıktaki ölçü, irade de bir şeyi var etme isteği veya kararıdır. Fıtrat ise varlıkların yapısını oluşturan, geliştiren ve değiştiren kanunlar bütünüdür. Şey (شَيْء) hem mastar hem isimdir. Mastar, kelimenin türetildiği kaynaktır. “Şey”den mimli mastar olarak (مشيئة) meşîet türetilmiştir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kur&#8217;an&#8217;da İrade, Şey ve Fıtrat</strong></p>
<p>Şey <strong>(<span style="font-size: medium;">شَيْء</span>)</strong>, kader ve irade; birbirleriyle ilişkisi olan kelimelerdir. Şey varlık; kader varlıktaki ölçü, irade de bir şeyi var etme isteği veya kararıdır. Fıtrat ise varlıkların yapısını oluşturan, geliştiren ve değiştiren kanunlar bütünüdür.</p>
<p>Şey <strong>(<span style="font-size: medium;">شَيْء</span>)</strong> hem mastar hem isimdir. Mastar, kelimenin türetildiği kaynaktır. “Şey”den mimli mastar olarak <strong>(<span style="font-size: medium;">مشيئة</span>)</strong> meşîet türetilmiştir. Bu kelime Kur’ân’da yoktur. Bazı zayıf hadislerde ve bir kısım edebi eserlerde az da olsa rastlanabilir. Arapların pek bilmediği meşîete, sonraları bir delile dayanmadan irade anlamı verilmiş, bu anlam Kur’ân’da çokça yer alan şâe <strong>(<span style="font-size: medium;">شاء</span>)</strong> fiiline taşınmış ve daha sonra da şöyle bir kural oluşturulmuştur:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>لا فرق بين المشيئة و الإرادة عند أهل السنة</strong></span></p>
<p><strong>“Ehl-i Sünnet’e göre meşîet ile irade arasında fark yoktur</strong>.”</p>
<p>Hâlbuki şâe <strong>(<span style="font-size: medium;">شاء</span>)</strong> de tıpkı meşîet <strong>(<span style="font-size: medium;">مشيئة</span>)</strong> gibi şey <strong>(<span style="font-size: medium;">شَيْء</span>)</strong>’den türemiştir. Dolayısıyla ona, şey <strong>(<span style="font-size: medium;">شَيْء</span>)</strong>’in anlamından farklı anlam yüklenemez. Ama olan olmuş ve şâe <strong>(<span style="font-size: medium;">شاء</span>)</strong>’nin anlamı değiştirilmiştir. Bu da Müslümanların şeyi (çoğulu eşya) doğru anlamalarını engellemiş, İslâmî ilimleri hayattan yani fıtrattan koparmış ve kaderciliği bir inanç esası haline getirmiştir. Bu sebeple konu, son derece önemlidir.</p>
<p><strong>A.İRÂDE</strong></p>
<p>İrâde, ravd <strong>(<span style="font-size: medium;">رود</span>)</strong> kökünden, bir noktadan bir hedefe gidip gelme anlamındadır. Bu, konaklamak ve otlak yeri aramak için gidip gelen kişinin yani râid’in, yaptığı iştir. Râid gider, dolaşır ve en iyi yeri tercih eder.<strong> <span style="font-size: medium;">بَعَثْنا رائداً يرود لنا الكَلأَ والمنزِلَ </span></strong>= Râid gönderdik, bize otlak ve konaklama yeri arayacak; denir.</p>
<p>İrâde <strong>(<span style="font-size: medium;">إرادة</span>)</strong>, ravd <strong>(<span style="font-size: medium;">رود</span>)</strong>’in if’âl babına nakli ile oluşmuş, lazım iken müteaddiye dönüşmüş, ravd <strong>(<span style="font-size: medium;">رود</span>)</strong>’ın faili, iradenin mefulü olmuştur. Yani irâde, râidi göndermektir.</p>
<p>İnsanın içinde, râid gibi gidip gelen, istek ve kararlarını oluşturan bir yetenek vardır. İrâde, o yeteneği harekete geçirmektir; istek ile başlar, bir karar veya kararsızlıkla biter. Bu sebeple irade ikiye ayrılır; birincisi istek, ikincisi kararlılıktır.</p>
<p>Şu âyet, hem Allah’ın, hem insanların istek anlamındaki iradesini gösterir. <strong></strong></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>وَاللّهُ يُرِيدُ أَن يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ أَن تَمِيلُواْ مَيْلاً عَظِيمًا</strong></span></p>
<p><strong>Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister; arzularının peşine takılanlar da büyük bir sapıklığa düşmenizi isterler.</strong> (Nisa 4/27)</p>
<p>Allah’ın istek anlamındaki iradesi yerine gelmeyebilir. Ama karar anlamındaki iradesi kesin olarak yerine gelir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="font-size: medium;">إِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ</span> } 107}</strong></p>
<p><strong>Senin rabbin irade ettiği şeyi yapar.</strong> (Hûd 11/107)</p>
<p>Bu ayetteki iradenin Allah’ın kararı anlamında olduğunu şu ayet de gösterir:<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَإِذَا قَضَى أَمْراً فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ</strong></span></p>
<p><strong>Allah bir işe karar verdi mi, ona sadece “ol!” der, o da oluşur.</strong> (Bakara 2/117)</p>
<p>İnsanın kararlılığı anlamını taşıyan iradeye şu ayet örnektir. <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلاَدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ</strong></span></p>
<p><strong>Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Bu, emzirmeyi tamamlama kararında olanlar içindir.</strong> (Bakara 2/233)</p>
<p>İnsan, verdiği kararı ancak Allah’ın desteği ile uygular. Mesela çocuğu emzirmek için Allah’ın vereceği imkânlara sahip olmak gerekir. Bu sebeple Allah Teâlâ şöyle buyurur:<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ</strong></span></p>
<p><strong>Bir şeye karar verdin mi Allah’a dayan. Allah kendine dayananları sever.</strong> (Al-i İmran 3/159)</p>
<p>İrade ayrı, irade edilen şey ayrıdır.</p>
<p><strong>B. ŞEY (<span style="font-size: medium;">شيئ</span>)</strong></p>
<p>Kur’ân’da şey <strong>(<span style="font-size: medium;">شيئ</span>)</strong>; kendi veya kaderi oluşturulmuş varlık anlamına gelir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئاً أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ</strong></span></p>
<p><strong>“Bir şeyi irade ettiğinde yaptığı, sadece ona “ol” demektir; sonra o şey oluşur.”</strong> (Yasin 36/82)</p>
<p>Ayetteki<strong> <span style="font-size: medium;">شَيْئاً </span></strong>(= şey’en) mastar, ondaki tenvîn ise muzafun ileyhten ıvazdır. Yani<strong> <span style="font-size: medium;">شيْئَ شَيئٍْ</span> </strong>iken muzafun ileyh olan şey<strong> شيئ</strong> kaldırılmış yerine tenvîn konmuştur. Kaldırılan <strong><span style="font-size: medium;">شيئ</span> </strong>isimdir ve mastar olan<span style="font-size: medium;"> <strong>شيئ</strong></span>’in mef’ûlüdür. Ayetteki<span style="font-size: medium;"> </span><strong>كُنْ </strong>tam fiildir ve faili, şey <strong>(<span style="font-size: medium;">شيئ</span>)</strong>dir. Şey <strong>(<span style="font-size: medium;">شيئ</span>)</strong>’in kendisi henüz oluşmamış olsa da ölçüsü yani kaderi oluştuğu için emre muhatap kılınmıştır.</p>
<p>Her şey <strong>(<span style="font-size: medium;">شيئ</span>)</strong> bir kadere yani bir ölçüye göre oluşur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا</strong></span></p>
<p><strong>“Allah her şey için bir kadr (ölçü) koymuştur.”</strong> (Talak 65/3)</p>
<p>Ayetteki<strong> <span style="font-size: medium;">كُن</span></strong>ْ emrinin cevabı olan<strong> <span style="font-size: medium;">فَيَكُونُ </span>(fetekûnu)</strong> da tam fiildir. Bu sebeple âyetin <strong>(<span style="font-size: medium;">إِذَا أَرَادَ شَيْئاً</span>)</strong> bölümüne;<strong> إحداث شيء و<span style="font-size: medium;"> تكوينه إِذَا أَرَادَ </span></strong>= bir şeyi var etmek ve oluşturmak istediği zaman ’. anlamı verilmiştir. Çünkü tam fiil olan<strong> <span style="font-size: medium;">كُنْ</span> </strong>= kün’ün anlamı, kevvin<span style="font-size: medium;"> <strong>كوِّنْ</strong> </span>= oluşmaya başla!” veya <strong>“uhdus<span style="font-size: medium;"> أحدث </span></strong>= varlık sahnesine çık” şeklindedir. Buradan hareketle mastar olan<span style="font-size: medium;"> <strong>شيئ</strong>’</span>in, ihdas <strong>(<span style="font-size: medium;">إحداث</span>)</strong> ve tekvîn <strong>(<span style="font-size: medium;">تكوين</span>)</strong> anlamında olduğu ortaya çıkar. İhdas, yokken var etmek, tekvîn ise oluşturmaktır. Bize göre tekvîn kelimesi daha uygundur</p>
<p>Henüz kaderi dahi oluşmamış olana şey denmez. Allah Teâlâ şöyle buyurur:<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>أَوَلَا يَذْكُرُ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْئًا</strong></span></p>
<p><strong>İnsan bilmez mi, daha önce hiçbir şey değilken onu biz yarattık.</strong> (Meryem 19/67) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>هَلْ أَتَى عَلَى الْإِنسَانِ حِينٌ مِّنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْئًا مَّذْكُورًا</strong></span></p>
<p><strong>İnsan, mezkûr bir şey oluncaya kadar çok zaman geçmiştir.</strong> (İnsan 76/1)</p>
<p>Mezkûr; zikrolunmuş, zikre konu anlamındadır. Zikir, kullanıma hazır, doğru bilgidir . “İnsan, mezkûr bir şey oluncaya kadar…” sözü; “o kişiyle ilgili bilgi üretilinceye kadar” demek olur. Bu bilgi onun ölçüsü yani kaderidir.</p>
<p>Şey <strong>(<span style="font-size: medium;">شَيْء</span>)</strong> mastarından <strong>(<span style="font-size: medium;">شاء</span>)</strong> fiili türetilmiştir. Aslı <strong>(<span style="font-size: medium;">شَيَأَ</span>)</strong>dir. Yâ <strong>(<span style="font-size: medium;">ي</span>)</strong>’dan önce fetha olduğu için yâ elife dönüşmüş ve <strong>(<span style="font-size: medium;">شاء</span>)</strong> olmuştur. Mastar ile fiil arasında anlam farkı olmaz; tek fark fiilin bir zaman dilimi içinde olmasıdır. Bu sebeple <strong>(<span style="font-size: medium;">شَاء</span>)</strong> “şeyi oluşturdu” demektir. Şey mastarının anlamı<strong> (<span style="font-size: medium;">تكوين</span>)</strong> tekvîn olduğu için şâe<strong> (<span style="font-size: medium;">شاء</span>)</strong>’nin anlamı da <strong>“(<span style="font-size: medium;">كوَّن</span>) kevvene =</strong>oluşturdu” olur.</p>
<p>Ölçüleri yani kaderi belirlenmiş ama henüz yaratılmamış olana da şey <strong>(<span style="font-size: medium;">شَيْء</span>)</strong> dendiğine göre <strong>(<span style="font-size: medium;">شاء</span>)</strong> fiilinin fiilinin mef’ûlü oluşmamış şey ise anlamı “şeyin ölçüsünü oluşturdu =<strong> <span style="font-size: medium;">كوَّنَ قَدَرَ الشيئ</span></strong>” ; oluşmuş şey ise anlamı, “şeyi oluşturdu =<strong> كوَّنَ الشيئَ</strong>” olur. Bir de şâe <strong>(<span style="font-size: medium;">شاء</span>)</strong> fiili daima müteaddîdir. Oluşturulan şey cümlenin akışından anlaşıldığı için çoğu zaman söylenmez yani mef’ûlü hazfedilir.</p>
<p>Her şey, Allah’ın koyduğu kanunlara göre oluşur. Bu, dünya işleri gibi din işleri için de geçerlidir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>مَّن كَانَ يُرِيدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ فِيهَا مَا نَشَاء لِمَن نُّرِيدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَ يَصْلاهَا مَذْمُومًا مَّدْحُورًا .وَمَنْ أَرَادَ الآخِرَةَ وَسَعَى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَئِكَ كَانَ سَعْيُهُم مَّشْكُورًا. كلاًّ نُّمِدُّ هَـؤُلاء وَهَـؤُلاء مِنْ عَطَاء رَبِّكَ وَمَا كَانَ عَطَاء رَبِّكَ مَحْظُورًا</strong></span></p>
<p><strong>“Kim hemen olanı isterse orada, onun için oluşturacağımız kadarını istediğimiz kişiye verir, sonra cehennemi onun yeri yaparız; yerilmiş ve kovulmuş olarak oraya girer. Kim de ilerisini (Ahireti) ister ve onun için gereken çabayı inanarak gösterirse bunların çabaları teşekkürle karşılanır.”</strong> (İsrâ 17/18-19)</p>
<p>Bu ayetlere göre beşeri fiiller bir çabayla oluşur. Öyleyse faili insan olan şâe <strong>(<span style="font-size: medium;">شاء</span>)</strong>’ye <strong>(<span style="font-size: medium;">كوَّن</span>)</strong> anlamı verilebileceği gibi <strong>(<span style="font-size: medium;">سَعَى لَهَ سَعْيَهَ</span>)</strong> “oluşum için gerekli çabayı gösterdi” anlamı da verilebilir.</p>
<p>Şu âyetler,<strong> (<span style="font-size: medium;">شاء</span>)</strong>’nin bütün anlamlarını göstermesi bakımından önemildir:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ . لِمَن شَاء مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ . وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ</strong></span></p>
<p><strong>“O (Kur’ân) başka değil, âlemler için bir zikir, doğru bilgidir. İçinizden doğruluğu ölçü alanlar için. Siz bir şey oluşturamazsınız; varlıkların sahibi Allah’ın oluşturduğu ölçüye göre olursa başka.”</strong> (Tekvîr 81/25-29)</p>
<p>Şimdi âyetlere neden bu anlamın verildiğine bakalım:<strong></strong></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>لِمَن شَاء مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ </strong></span>ayetinde <span style="font-size: medium;"><strong>شَاء</strong>’</span>nin mef’ûlü <strong><span style="font-size: medium;">يَسْتَقِيمَ أَن</span> </strong>ifadesidir.<strong> <span style="font-size: medium;">شَاء</span>’</strong>ye<strong> <span style="font-size: medium;">كوَّن</span></strong><span style="font-size: medium;"> </span>anlamı verince âyetin tefsiri şöyle olur.</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>لِمَن شَاء أي كوَّن منكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ أي قدر الإستقامة</strong></span></p>
<p><strong>İçinizden doğruluğu ölçü alanlar için.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ</strong></span></p>
<p>Bu bir istisna cümlesidir. <span style="font-size: medium;"><strong>وَمَا تَشَاؤُونَ</strong></span> ile başlayan olumsuz anlam,<strong> <span style="font-size: medium;">إِلَّا </span></strong>ile olumluya çevrilmiş ve mef’uller hazfedilmiştir. Mef’ulleri yerlerine koyarsak âyet şöyle olur:</p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="font-size: medium;">وَمَا تَشَاؤُونَ أي وَمَا تكوَّنون الشيء إِلَّا أن يَشَاء اللَّهُ أي الا بقدر قد كونه الله رَبُّ الْعَالَمِينَ له</span></strong></p>
<p style="text-align: left;">Bu âyetin anlamını şöyle de ifade edebiliriz:</p>
<p>Siz varlıkların sahibi Allah’ın koyduğu ölçüye uymazsanız doğruluğu oluşturamazsınız.</p>
<p>Ayetlere göre şey <strong>(<span style="font-size: medium;">شَيْء</span>)</strong>, yedi safhada oluşur. Birincisi irâde, ikincisi kaderin tekvîni <strong>(<span style="font-size: medium;">تكوين قدر الشيئ</span>)</strong>, üçüncüsü ilham, dördüncüsü onay, beşincisi kayda geçme, altıncısı şeyin tekvîni <strong>(<span style="font-size: medium;">تكوين الشيئ</span>)</strong> yedincisi o şeye güç verme yani takdîr safhasıdır.</p>
<p><strong>1.İrâde</strong></p>
<p>Buradaki irâde, bir şeyi oluşturmaya karar vermektir. Bu konu yukarıda geçmişti.</p>
<p><strong>Kaderin Tekvîni (<span style="font-size: medium;">تكوين قدر الشيئ</span>) </strong></p>
<p>Kader, ölçü demektir. Allah, yaratacağı şeyin önce kaderini oluşturur. İlgili âyetler şöyledir:</p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ</strong></span></p>
<p><strong>“Biz, her şeyi bir kadere (ölçüye) göre yaratmışızdır”.</strong> (el-Kamer 54/49)<strong></strong></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ قَدَرًا مَّقْدُورًا</strong></span></p>
<p><strong>Allah ’ın işi, kaderi (ölçüsü) tam belirlenmiş şekildedir.</strong> (el-Ahzâb 33/38)</p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>إن الله على كل شيء قدير</strong></span></p>
<p><strong>“Allah her şeye bir kader (ölçü) koyar”</strong> (Bakara 2/20)</p>
<p>Yani Allah her şeyi olması gereken ölçüye göre yaratır; eksiği de fazlası da olmaz.</p>
<p>İnsanın kaderi ile eşya ve hayvanların kaderi farklıdır. Allah Teâlâ yere ve göğe; <strong>“İsteyerek veya istemeyerek emrime gelin”</strong> dediği zaman ikisi de; <strong>“İsteyerek geldik”</strong> demişlerdi. Ama istemeseler de onun emrinden çıkamazlardı. İnsanla ilgili olarak da şöyle buyurmuştur:</p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا</strong></span></p>
<p><strong>Biz ona yolu gösterdik, ister teşekkür etsin, ister nankör olsun.</strong> (İnsan 76/3)</p>
<p>Yani insan, istemezse Allah’ın emrine uymaz. Bu sebeple dinde zorlama olamaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ</strong></span></p>
<p><strong>Dinde zorlama olamaz.</strong><strong> Doğru ile eğri birbirinden iyice ayrılmıştır. Kim azgınları tanımaz</strong>, <strong>Allah &#8216;a inanırsa, kopması imkânsız en sağlam kulpa yapışmış olur. Allah işitir, bilir.</strong> (Bakara 2/256)</p>
<p>Önceki âyette geçen <strong>(<span style="font-size: medium;">شَاكِرًا</span>)</strong> ve <strong>(<span style="font-size: medium;">كَفُورًا</span>)</strong> kelimeleri önemlidir. Şâkir, <strong>(<span style="font-size: medium;">شَاكِر</span>)</strong> şükr <strong>(<span style="font-size: medium;">الشكر</span>)</strong> kökündendir. Şükr, nimeti akla getirmek, onu vereni övmek ve karşılığını vermektir. İnsan her şeyini Allah’a borçludur. Bir âyet şöyledir:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَآتَاكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَتَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا</strong></span></p>
<p><strong>O size istediğiniz her şeyden vermiştir; Allah’ın nimetini saysanız bitiremezsiniz.</strong> (İbrahim 14/34)</p>
<p>Bu nimetler insanın Allah’a olan borcudur. Arapçada borca deyn <strong>(<span style="font-size: medium;">الدين</span>)</strong> denir. Deyn insanı itaate zorlar. Allah’a olan borca karşılık, ona itaati öngören sisteme din <strong>(<span style="font-size: medium;">الدين</span>)</strong> denir. Din ile deyn aynı köktendir. Allah’a olan borcun sürekli kabarmasına rağmen onu görmezlik eden ve emirlerine uymak istemeyen insan çoktur.</p>
<p>Görmezlik edene kefûr <strong>( <span style="font-size: medium;">كَفُور</span>)</strong> denir. Kefûr <strong>( <span style="font-size: medium;">كَفُور</span>)</strong> küfr <strong>(<span style="font-size: medium;">الكفر</span>)</strong> kökünden ism-i faildir; kâfir da aynıdır. Nimete küfr, onu örtmek ve şükrünü yerine getirmemektir. Bu nankörlüktür. En büyük nankörlük Allah’a karşı yapılır. Birçok insan, Allah ile ilişkilerini, olması gerektiği gibi değil de kendi istediği gibi kurar. Verdiği nimetin kıymetini bilmez ve onun düzenini bozacak işlere girişir. Bu, insana verilen hürriyetten dolayıdır. Bunun hesabı kıyamet gününde görülecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>إِنَّ الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِي آيَاتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَا أَفَمَن يُلْقَى فِي النَّارِ خَيْرٌ أَم مَّن يَأْتِي آمِنًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ</strong></span></p>
<p><strong>Âyetlerimiz karşısında yamukluk yapanlar bize gizli kalmazlar. Ateşe atılan mı hayırlıdır, yoksa Kıyamet günü güven içinde gelen mi? Tasarladığınız şeyi yapın, Allah ne yaptığınızı görür.</strong> (Fussilet 41/40)</p>
<p>Kur’ân’da <strong>(<span style="font-size: medium;">شاء</span>)</strong> fiili ve türevlerinin faili ya Allah ya da insandır. Bir başka varlık bu fiile fail yapılmamıştır. Allah, her şeyin hem kaderini hem kendini mükemmel bir şekilde oluşturur. Ama insanın gücü sınırlıdır. Oluşturduğu şeyler, Allah’ın emirlerine ve fıtrata uyarsa güzel, uymazsa kötü olur. Her ikisini de yapacak hürriyete sahip olduğundan insan, medeniyet kurma, medeniyet yıkma, savaş, barış, çevreyi bozma veya ıslah gibi birbirine zıt işler yapabilir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِّنْهُم مَّن كَلَّمَ اللّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِن بَعْدِهِم مِّن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلَـكِنِ اخْتَلَفُواْ فَمِنْهُم مَّنْ آمَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا اقْتَتَلُواْ وَلَـكِنَّ اللّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ</strong></span></p>
<p><strong>Biz o elçilerden kimini kimine üstün kıldık. Kimiyle Allah konuştu, kimini derece derece yükseltti. Meryem oğlu İsa&#8217;ya da açık deliller verdik. Onu Kutsal Ruh ile destekledik. Allah zorlayıcı kader oluştursaydı, onlardan sonrakiler o açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşamazlardı. Ama ayrılığa düştüler; kimi inandı, kimi görmezlik edip kâfir oldu. Allah, zorlayıcı kader oluştursaydı, birbirleriyle savaşamazlardı. Ama Allah dilediğini yapar.</strong> (Bakara 2/253)</p>
<p>Ayetteki lev şâellahu <strong>(<span style="font-size: medium;">لَوْ شَاء اللّهُ</span>)</strong> ifadesinin başındaki lev <strong>(<span style="font-size: medium;">لَوْ</span>)</strong>, “ikincisi olmadığı için birincinin olamayacağını gösteren şart edatı”dır. Cümlenin akışına göre şâe <strong>(<span style="font-size: medium;">شاء</span>)</strong> fiilinin hazfedilen mef’ûlü “şeyi’in kaderi =<strong> <span style="font-size: medium;">قدرالشَيْء</span></strong>” kelimesidir. Buradaki kader, <strong>(<span style="font-size: medium;">لَوْ شَاء اللّهُ</span>)</strong> cümlesiyle insanda olmadığı vurgulanan zorlayıcı kaderdir.</p>
<p>Kavram kargaşasına meydan vermemek için insan için belirlenen kadere <strong>“القدر”</strong> diğerine de “zorlayıcı kader =<strong> القَدَر المُجْبِر</strong>” demek uygun olur. Hazfedilen mef’ûlleri yerine koyunca âyet şöyle olur:<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَلَوْ شَاء أي كوَّن اللّهُ القَدَر المُجْبِر مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِن بَعْدِهِم مِّن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلَـكِنِ اخْتَلَفُواْ فَمِنْهُم مَّنْ آمَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ وَلَوْ شَاء أي كوَّن اللّهُ القَدَر المُجْبِر مَا اقْتَتَلُواْ</strong></span></p>
<p><strong>Allah zorlayıcı kader oluştursaydı, onlardan sonrakiler o açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşamazlardı. Ama ayrılığa düştüler; kimi inandı, kimi görmezlik edip kâfir oldu. Allah, zorlayıcı kader oluştursaydı, birbirleriyle savaşamazlardı. </strong></p>
<p>Burada kader yerine sistem kelimesi konabilir. O zaman meal şöyle olur:</p>
<p>Allah zorlayıcı sistem oluştursaydı, onlardan sonrakiler o açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşamazlardı. Ama ayrılığa düştüler; kimi inandı, kimi görmezlik edip kâfir oldu. Allah, zorlayıcı sistem oluştursaydı, birbirleriyle savaşamazlardı.</p>
<p>Kur’ân’da bu anlamın verilmesi gereken ayet çoktur. Buna birkaç örnek verelim:<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَلَوْ شَاء اللّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَـكِن لِّيَبْلُوَكُمْ فِي مَآ آتَاكُم فَاسْتَبِقُوا الخَيْرَاتِ إِلَى الله مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ</strong></span></p>
<p><strong>Allah zorlayıcı sistem oluştursaydı hepinizi bir tek ümmet kılardı, ama verdiği şeyde sizi yıpratıcı imtihandan geçirmek için böyle yaptı. Öyleyse hayırlarda yarışın. Dönüşünüz Allah’adır; nelerde ihtilâf ettiğinizi size haber verecektir.</strong> (Maide 5/48)</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَإِن كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَن تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاء فَتَأْتِيَهُم بِآيَةٍ وَلَوْ شَاء اللّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ</strong></span></p>
<p><strong>Onların yan çizmeleri sana ağır gelir ve gücün de yeterse yerde bir tünel veya göklere çıkacak bir merdiven arar onlara bir mucize getirirsin. Allah zorlayıcı sistem oluştursaydı elbette onları hidayet üzere toplardı. Sakın cahillerden olma.</strong> (En’âm 6/35)</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا أَشْرَكُواْ وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ</strong></span></p>
<p><strong>Allah zorlayıcı sistem oluştursaydı müşrik olmazlardı, biz seni onlara bekçi göndermedik, sen onlara vekil de değilsin.</strong> (En’âm 6/107)<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَلَوْ شَاء رَبُّكَ لآمَنَ مَن فِي الأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا أَفَأَنتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتَّى يَكُونُواْ مُؤْمِنِينَ</strong></span></p>
<p><strong>Eğer rabbin zorlayıcı sistem oluştursaydı yeryüzünde kim varsa hepsi topluca iman ederlerdi. Mümin olsunlar diye onlara sen mi baskı yapacaksın?</strong> (Yunus 10/99)<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَلَوْ شَاء اللَّهُ لَجَعَلَهُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِن يُدْخِلُ مَن يَشَاء فِي رَحْمَتِهِ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُم مِّن وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ</strong></span></p>
<p><strong>Allah zorlayıcı sistem oluştursaydı hepsini bir tek ümmet yapardı. Ama gayret göstereni rahmetine sokar. Zalimlere gelince onların ne dostu ne de yardımcısı vardır.</strong> (Şura 42/8)</p>
<p>Fıtratta kadercilik yoktur. Allah Teâlâ, bu iddiada bulunanları şu âyette kınamıştır.<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ لَوْ شَاء اللّهُ مَا أَشْرَكْنَا وَلاَ آبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِن شَيْءٍ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم حَتَّى ذَاقُواْ بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِندَكُم مِّنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِن تَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ أَنتُمْ إَلاَّ تَخْرُصُونَ. قُلْ فَلِلّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاء لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ.</strong></span></p>
<p><strong>“Müşrikler diyeceklerdir ki: “Allah hidayeti oluştursaydı ne biz şirke düşerdik ne atalarımız. Bir şeyi haram da kılmazdık.” Onlardan öncekiler de yalana böyle sarıldılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki: “Yanınızda bununla ilgili bir bilgi var mı ki, çıkarıp bize gösteresiniz. Siz sadece zannınızın peşine takılmışsınız; siz sadece atıyorsunuz.</strong></p>
<p><strong>De ki, susturucu delil Allah ’ınkidir; eğer hidayeti oluştursaydı elbette hepinizi yola getirirdi.”</strong> (En’âm 6/148–149)</p>
<p>Âyetin akışına göre hazfedilen mef’ul hidayet <strong>(<span style="font-size: medium;">الهداية</span>)</strong>’tir. Onu yerine koyunca şöyle olur:<br />
<strong><br />
<span style="font-size: medium;">لَوْ شَاء أي كوَّن اللّهُ الهداية مَا أَشْرَكْنَا وَلاَ آبَاؤُنَا </span>= Allah hidayeti oluştursaydı şirke düşmezdik; babalarımız da öyle..</strong></p>
<p>Buna karşılık Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:<br />
<strong><br />
<span style="font-size: medium;">فَلَوْ شَاء أي كوَّن اللّهُ الهداية لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ</span> = Allah hidayeti oluştursaydı elbette hepinizi yola getirirdi. (Birinizi mümin, birinizi müşrik yapmazdı)</strong></p>
<p>Müşrikler demiş oluyorlar ki, &#8220;Allah, bizi böyle yaratmış, bunda bizim suçumuz yoktur.&#8221; Her insan gibi müşriklerin de temel bilgi kaynağı fıtrat, yani yaşadıkları hayattır. Herkes bilir ki, Allah insanı, nasıl üzüm veya şarap üretmeye zorlamazsa yola gelmeye veya yoldan çıkmaya da zorlamaz. Ayet, kaderciliğin yalan ve boş bir kuruntudan ibaret olduğunu, bu iddianın ispatlanamayacağını bildirmektedir.</p>
<p>İnsan da bir şeyi oluşturmak istediğinde Allah’ın koyduğu kanuna göre hareket ederek önce onun kaderini yani ölçüsünü belirler. Mesela canı çorba çekiyorsa önce zihninde istediği çorbanın ölçüsü oluşur. Eğer o ölçü tam ise çorbayı, kendisi de pişirebilir.</p>
<p>Allah’a kulluk da insanın zihninde başlar. Her insan kendi zihninde, Allah ile ilişkilerinin ölçüsünü oluşturarak ona kul olması gerektiğini anlar. Sonra başka şeyler öne geçer ve bu ilişkiler bozulur. Bu da Allah’a kul olma isteğinin karara dönüşmesini engeller. Bazısı akılını kullanarak Allah’ı birinci planda tutar ve ömür boyu ona kulluk eder. Bazısı da zorda kalınca ona kulluk ihtiyacı duyar, sıkıntı geçtikten sonra, Allah’ı yine ikinci plana iter. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:<strong></strong></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>ومَا قَدَرُوا اللهَ حَقَّ قَدْرِهِ</strong></span></p>
<p><strong>Allah&#8217;ın gerçek değerini ölçemediler.</strong> (En’âm 6/91)</p>
<p>İnsan, bir şey yapmayı kararlaştırırsa Allah o kişiye önce, onun iyi mi, yoksa kötü mü olduğunu ilham eder.</p>
<p><strong>2.İlhâm</strong></p>
<p>İlham; Allah’ın, kulunun kalbine bir şeyi do­ğur­masıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p><strong>Nefse isyankâr­lı­ğını ve takvâsını ilham ede­ne yemin olsun,</strong></p>
<p><strong>Onu arındıran um­du­ğuna kavuşmuş,</strong></p>
<p><strong>kirle­tip karartan da kaybetmiş olur.”</strong> (Şems 91/1-10)</p>
<p>Karar verdiği şeyin takvâ mı yoksa isyankarlık mı olduğu kişinin kalbine ilham edilir. Bundan sonra o, ya devam eder ya da vazgeçer. Doğru karar verenin içi giderek daha da rahat eder. Karar yanlışsa üzüntü, vicdan azabı ve bunalımlara kadar varan sıkıntılar olur. Şu âyet, ilhamın her iki çeşidini de göstermektedir:<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>فَمَن يُرِدِ اللّهُ أَن يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلإِسْلاَمِ وَمَن يُرِدْ أَن يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَاء كَذَلِكَ يَجْعَلُ اللّهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ</strong></span></p>
<p><strong>Allah kimi hidayete erdirme kararı vermişse onun gönlünü İslam’a açar. Kimi de saptırma kararı vermişse onun içini daraltır; sanki göğe yükseliyor gibi olur. Allah o pisliği inanmayanların üstüne işte böyle yığar.</strong> (En’âm 6/125)</p>
<p>Allah Teâlâ, hidayete erdireceği kişilerle ilgili şu ölçüleri koymuştur:<strong></strong></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَنْ أَنَابَ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Allah , kendine yöneleni yola getirir.”</strong> (R’ad, 13/27)<strong></strong></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>وَمَن يَعْتَصِم بِاللّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ</strong></span></p>
<p><strong>“Kim Allah ’a bağlanırsa kesinkes doğru yola iletilir”</strong> (Al-i İmran, 3/101)</p>
<p>Allah Teâlâ; kâfirlik, fâsıklık, zalimlik, yalancılık, nankörlük, müsriflik ve âyetlerine inanmazlık edenleri, tevbe edinceye kadar yoluna kabul etmez. Aşağıdaki âyetler bunu göstermektedir:<strong></strong></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ</strong></span></p>
<p><strong>“Allah kâfirler topluluğunu yola getirmez.”</strong></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Allah fâsıklar topluluğunu yola getirmez.”</strong></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ,</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Allah zâlimler topluluğunu yola getirmez.”</strong></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِب كَفَّار ٌ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Allah nankör yalancıyı yola getirmez.”( Zümer, 39/3)</strong></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Allah yalancı müsrifi yola getirmez.”(Mü’min, 40/28)</strong></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>إِنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللّهِ لاَ يَهْدِيهِم اللّهُ</strong></span></p>
<p><strong>“Âyetlerine inanmayanları Allah yola getirmez.”( Nahl, 16/104)</strong></p>
<p>Vabısa b. Mabed di­yor ki, Muhammed sallal­lahu aleyhi ve selleme git­tim buyurdu ki; “İyi­likten ve günahtan sormak için mi geldin? “</p>
<p>Evet, dedim.</p>
<p>Sonra parmaklarını bir araya getirerek göğsüne vurdu ve üç kere şöyle dedi: “Nefsine danış, kalbine danış Va­bısa! İyilik, nefsin yatış­tığı, kalbin yatıştığı şeydir. Günah da içe dokunan ve göğüste te­reddüt do­ğuran şeydir. İsterse in­san­lar sana fetva vermiş, yaptığını uygun bul­muş ol­sunlar. ”</p>
<p>Muhammed sallallahu aleyhi ve selemin bir sözü de şöyledir: “Seni işkillendiren şeyi bı­rak, işkillendirmeyene geç. Çünkü doğru­luk iç hu­zuru verir, yalan da şüphe ve te­reddüt doğu­rur. ”</p>
<p>Allah Teâlâ yanlış davranış gösterenlerle ilgili şöyle buyurur:<strong></strong></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>لاَ يَزَالُ بُنْيَانُهُمُ الَّذِي بَنَوْاْ رِيبَةً فِي قُلُوبِهِمْ إِلاَّ أَن تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْ وَاللّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ</strong></span></p>
<p><strong>Kurdukları bina, içlerinde bir şüphe olarak devam edecektir; kalpleri parça parça olursa başka.</strong> (Tevbe 9/110)</p>
<p><strong>3. Allah’ın onayı</strong></p>
<p>Kur’an’da onay vermeyi ifade eden kelime izin <strong>(<span style="font-size: medium;">الإذن</span>)</strong> dir. Arapça’da kulağa <strong>üzün (<span style="font-size: medium;">الأذن</span>)</strong>, kulakla alınan veya kulağa duyurulan bilgiye izin <strong>(<span style="font-size: medium;">الإذن</span>)</strong>, o bilgiyi yüksek sesle bildirene müezzin <strong>(<span style="font-size: medium;">المؤذن</span>)</strong> bildirilen şeye de ezan <strong>(<span style="font-size: medium;">الأذان</span>)</strong> denir. Allah’ın onayı çıkmadan hiçbir şey olmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَمَن يُؤْمِن بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ</strong></span></p>
<p><strong>“Meydana gelen her şey Allah’ın onayıyla (izniyle) olur. Kim Allah’a inanırsa kalbini doğrultur. Allah her şeyi bilir.”</strong> (Teğâbun 64/11)</p>
<p>İnsan kararını kendi içinde oluşturur; onu Allah’ın dışında, melekler dâhil, kimse bilemez. Allah Teâlâ şöyle buyurur:<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ</strong></span></p>
<p><strong>İki alıcı (melek) sağda ve solda oturur; ağzından bir söz çıkmaya görsün hemen yanında gözetleyici (melek, yazmak için) hazır bulunur.</strong> (Kaf 50/17–18)</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ . كِرَامًا كَاتِبِينَ . يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ .</strong></span></p>
<p><strong>Üzerinizde koruyucular vardır, değerli yazıcılar; bütün işlediklerinizi bilirler.</strong> (İnfitâr 82/10–12)</p>
<p>Allah’ın izni yani onayı olmazsa kişi kayıtlara mümin olarak geçmez. Çünkü her insan, kendine göre Allah’a inanır ama Allah, her imanı onaylanmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur: <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ</strong></span></p>
<p><strong>Hiç kimse, Allah’ın onayı (izni) olmadan mümin olacak değildir. Allah pisliği, aklını kullanmayanların üzerine yığar.</strong> (Yunus 10/100)</p>
<p><strong>4.Kayda geçirme </strong></p>
<p>Allah, iznini önce yazıcı meleklere bildirir. Onlar bunu hemen kayda geçerler. Oluşum bu kayıttan sonra başlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي أَنفُسِكُمْ إِلَّا فِي كِتَابٍ مِّن قَبْلِ أَن نَّبْرَأَهَا إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ</strong></span></p>
<p><strong>Yeryüzünde ve kendinizde olan her şey</strong> <strong>, onu ayrı bir varlık olarak yaratmamızdan önce mutlaka bir kitaba kaydolunur. Bu, Allah için kolaydır.</strong> (Hadîd 57/22)</p>
<p>Bunun böyle olması, kaybettiğinize üzülmeyesiniz, Allah’ın verdiği şeyle şımarmayasınız diyedir. Allah, kendini bir şey zannedip övünen hiç kimseyi sevmez.</p>
<p>Kayda geçmeyen hiçbir şey meydana gelmez. Bu sebeple Allah Teâlâ şöyle dememizi emretmiştir:<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>قُل لَّن يُصِيبَنَا إِلاَّ مَا كَتَبَ اللّهُ لَنَا هُوَ مَوْلاَنَا وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ</strong></span></p>
<p><strong>De ki, bize Allah’ın yazdığı dışında bir şey olmaz. O bizim dostumuzdur. Müminler yalnız Allah’a güvensinler.</strong> (Tevbe 9/51)</p>
<p>Kaydın güzel olması için şöyle dua etmemiz öğütlenmiştir:<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَـذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ إِنَّا هُدْنَـا إِلَيْكَ</strong></span></p>
<p><strong>“Bu dünyada bize iyilik yaz, Ahirette de&#8230; Biz sana yöneldik.. </strong>(Araf 7/156)</p>
<p>Kayıttan sonra tekvîn yani şeyin oluşumu başlar.</p>
<p><strong>5.Şeyin tekvîni (<span style="font-size: medium;">تكوين الشيء</span>) </strong></p>
<p>Allah’ın şeyi tekvîni yani oluşturması ile insanın tekvîni farklıdır. Allah, tekvînine karar verdiği şey için sadece “ol” der, o şey oluşmaya başlar.</p>
<p>Allah, ölçünsü belirlediği her şeyi yapacak güçtedir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>يَخْلُقُ مَا يَشَاء أي مَا يكون قدره وَهُوَ الْعَلِيمُ الْقَدِيرُ</strong></span></p>
<p><strong>Allah kaderini belirlediği şeyi yaratır. O bilir ve ölçüyü koyar.</strong> (Rum 30/54)</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>قَالَ رَبِّ أَنَّىَ يَكُونُ لِي غُلاَمٌ وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَأَتِي عَاقِرٌ قَالَ كَذَلِكَ اللّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَاء أي يكون قدره</strong></span></p>
<p><strong>Zekeriya dedi ki; “Yarab! Benim oğlum nasıl olur; ihtiyarlık gelmiş çatmış, karım da kısır? Dedi ki, bu böyledir, Allah ölçüsünü belirlediği şeyi yapar.</strong> (Ali-i İmran 3/40)</p>
<p>İnsanın böyle bir gücü yoktur. O, bir şeyi, ancak Allah’ın koyduğu kanunlara göre oluşturabilir. Bu sebeple Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَلَا تَقُولَنَّ لِشَيْءٍ إِنِّي فَاعِلٌ ذَلِكَ غَدًا . إِلَّا أَن يَشَاء أي يكونه اللَّهُ</strong></span></p>
<p><strong>“Hiçbir şey için yarın bunu yapacağım, deme; “Allah şartları oluşturursa” dersen başka.”</strong> (Kehf 18/23–24)</p>
<p>Her oluşum için belirlenen şartlar vardır. Üzüm üretmek isteyen kişi, toprağa, suya, üzüm kütüklerine, gübreye, tarım aletlerine, uygun tabiat şartlarına, bilgiye ve beceriye vs. ihtiyaç duyar. Gereken çabayı da gösterirse üzümü üretir. Bundan sonra “bunu ben ürettim” diyebileceği gibi “bunu Allah yarattı” da diyebilir. Çünkü Allah o kanunları koymasa ve şartları oluşturmasaydı üzüm üretilemezdi. Şarap üreticisi de benzer durumdadır. Allah, üzümü helal, şarabı haram kılmıştır ama insanı, ne üzüm üretimine zorlar, ne de şarap üretimine engel çıkarır. Bütün insan fiilleri böyledir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:<strong></strong></p>
<p><strong>وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى</strong></p>
<p><strong>İnsanın kendine ait bir şeyi yoktur; çaba gösterdiği başka.</strong> (en-Necm 53/39)</p>
<p>Yani kişinin bir çabası yoksa kendinin sayılacak işi de yoktur. Miras, hediye ve sair yollarla eline geçen şeylerde kendi katkısı olmadığından bu kişi iyi veya kötü diye vasıflandırılamaz.</p>
<p><strong>6.Şey’i güçlendirme (<span style="font-size: medium;">تكوين قدر الشيئ</span>)</strong></p>
<p>Takdîr, bir şeyin ölçüsünü oluşturmak veya ona güç vermektir. Yaratılış bir kadere göre olduğundan, âyetlerde yaratılıştan sonrasını gösteren takdîr kelimeleri, bir şeye ölçülü güç verme anlamındadır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>الَّذِي خَلَقَ فَسَوَّى وَالَّذِي قَدَّرَ فَهَدَى</strong></span></p>
<p><strong>Yaratan ve düzenleyen odur. Güç veren, arkasından yolu gösteren odur.</strong> (Alâ 87/1-3)</p>
<p>Birinci âyette geçen<strong> <span style="font-size: medium;">سَوَّى </span>(sevvâ)</strong> tesviye etti, yani eşitledi, yaratılışını tamamladı, demektir. Allah her varlığı, kendi cinsine ait ölçülerde yaratır. Armut, elma olmaz; hangi cins armut ise o cinsin şeklini ve özelliklerini alır.</p>
<p>İkinci âyette, yaratılıştan sonrasını gösteren<strong> <span style="font-size: medium;">قَدَّرَ </span>(kaddere)</strong> kelimesi, o şeye kudret, yani belli ölçüde güç vermeyi ifade eder. Demek ki Allah, yarattığı her varlığın içine bir güç koymaktadır.</p>
<p style="text-align: left;">İkinici âyetteki<strong> <span style="font-size: medium;">فَهَدَى </span>(fe hedâ)</strong> &#8220;arkasından yolu gösterdi&#8221; anlamındadır. Bütün varlıklar Allah&#8217;ın gösterdiği yola girerler. Bu özellikleri sebebiyle eşya Allah&#8217;a muhatap hale gelir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ</strong></span></p>
<p><strong>Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: «İsteyerek veya istemeyerek emrime gelin» dedi. İkisi de: «İsteyerek geldik» dediler.</strong> (Fussilet 41/11)</p>
<p>Varlıkların<strong> <span style="font-size: medium;">أَتَيْنَا طَائِعِينَ</span> = (eteynâ tâiîn</strong> = isteyerek geldik) demeleri önemlidir. Bu, onlardaki şuurun ve gerçeği gördüklerinin delilidir. Bunu şu âyet daha açık ifade eder:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ وَلَـكِن لاَّ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا</strong></span></p>
<p><strong>Yedi gök, yer ve bunlardaki varlıklar onu tesbih ederler; Onu hamdi sebebiyle tesbîh etmeyen bir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız.</strong> (İsrâ 17/44)</p>
<p>Hamd; birini, yaptığı iyi bir işten dolayı övmektir. Allah’ı, hamdi sebebiyle tesbih etmek, yaptığı her şeyi güzel yaptığı için tesbih etmektir. Bu da eşyanın şuurunu gösterir.</p>
<p>İnsanı, diğer varlıklardan farklılaştıran güç ana rahminde, yaratılışın tamamlanmasından sonra verilir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ</strong></span></p>
<p><strong>İnsanı nutfeden (döllenmiş yumurtadan) yaratmış sonra ona güç vermiştir.</strong> (Abese 80/19)</p>
<p>Onun farklı hale gelmesi ruhun üflenmesinden sonradır. Bu safha şöyle açıklanır:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ</strong></span></p>
<p><strong>Sonra Allah o cenini (organları itibariyle diğer insanlara) eşitledi ve ruhundan üfledi. Böylece sizde dinleme özelliği, gören gözler ve (karar veren) gönüller oluşturdu. Ne kadar az şükrediyorsunuz!</strong> (Secde 32/9)</p>
<p>Bu safhada köklü değişiklikler olur. Kulak, dinledikleri sesleri ayrıştırarak bilgi edinme aracına, gözler; olayların arka planını görecek özelliğe, kalp ise sevginin, nefretin, imanın, küfrün ve her türlü kararın merkezi olacak yapıya kavuşur.</p>
<p><strong>C.FITRAT</strong></p>
<p>Fıtrat, varlıkların yapısını oluşturan, geliştiren ve değiştiren kanunlar bütünüdür. Bu kanunlar, Allah’ın şey (شيئ) için oluşturduğu ölçülerin ve şeyler arası ilişkilerin incelenmesi ile ortaya çıkar. İnsanların, hayvanların, bitkilerin, yerin, göğün, kurumların, kavramların hâsılı her şeyin yapısı ve işleyişi fıtrata göredir. Kur’ân’da bu kanunlar ve onlarla oluşan varlıklardan her biri birer âyet sayılmıştır. Bu âyetlerle Kur’ân âyetleri arasında tam bir bütünlük vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ.</strong></span></p>
<p><strong>“Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah ’ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.”</strong> (Rum 30/30)</p>
<p>Bu âyete göre din, fıtrattır. Bundan dolayı Kur’ân’da, sık sık fıtrata vurgu yapılmış ve Kur’ân’daki örneklerin tamamı fıtrattan yani doğadan seçilmiştir.</p>
<p>Fıtrattaki şeylerin, kendi içinde ve diğer şeylerle ilişkisinde bir sistem vardır. Bunu her insan, bilgisi ve tecrübesi ölçüsünde bilir. Tıpkı bunun gibi, Kur’ân’daki dini hükümlerin de kendi içinde ve diğerleri ile ilişkisinde bir sistem vardır. Bu sistem fıtratla birebir uyumludur. Öyle olmasaydı örnekler fıtrattan seçilemezdi.</p>
<p>Kur’ân’da, kendisinden şey (<span style="font-size: medium;">شيئ</span>) diye bahsedilen talakın, kendi içinde nasıl bir sisteme sahip olduğu, örnek olarak verilebilir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<strong><br />
“Ey Peygamber! Kadınları boşadığınızda iddetleri içinde boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah ’tan çekinin; onları evlerinden çıkarmayın. Onlar da çıkmasınlar; açık bir fuhuş yapmış olurlarsa başka. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa kendine kötülük etmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bunun ardından yeni bir durum ortaya çıkaracaktır.</strong></p>
<p><strong>Kadınlar sürelerinin sonuna geldiklerinde onları ya mâruf </strong>((<span>Maruf, bilinen şey demektir. Bu bilgi, ya gelenek ve göreneklerden ya da Kitap ve Sünnetten elde edilir. Gelenekten elde edilmişse Kitap ve Sünnete aykırı olmaması gerekir. Böyle bir bilgi fıtratı yansıttığı için evrensel nitelikte olur.</span>)) <strong>ile tutun veya mâruf ile ayırın. İçinizden güvenilir iki kişiyi şahit tutun; şahitliği Allah için yerine getirin. İşte bu size, içinizden Allah&#8217;a ve Ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Kim Allah’tan çekinirse o, ona bir çıkış yolu açar.</strong></p>
<p><strong>Beklemediği yerden ona rızık verir. Kim Allah &#8216;a güvenirse o, ona yeter. Allah emrini yerine getirendir. Allah her şey (<span style="font-size: medium;">شيئ</span>) için bir ölçü koymuştur.”</strong> (Talak 65/1–3 )</p>
<p>“Allah her şey (<span style="font-size: medium;">شيئ</span>) için bir ölçü koymuştur” buyrularak talak da ölçüleri belirlenmiş bir şey (<span style="font-size: medium;">شيئ</span>) sayılmıştır.</p>
<p>Eşini boşamak isteyen erkeğin uyacağı bu ölçüler şöyle sıralanabilir:</p>
<p>1.Boşanma iddet içinde olmalı yani kadın adetli olmamalı, temizse o temizlik dönemi içinde eşiyle ilişkiye girmemiş olmalıdır.</p>
<p>Bu dönemde, hem adetin kadına verdiği sıkıntıdan, hem de eşinin onunla ilişkiye girememesinden dolayı erkekte huzursuzluk olur ve karısını kolayca boşayabilir.</p>
<p>Adetten temizlenmiş olan eşiyle ilişkiye giren erkek, arzusuna kavuşmuş olacağından eşini yine kolayca boşayabilir. Her iki durumda da boşamanın geçersiz sayılması fıtrat gereğidir.</p>
<p>2.İddeti erkek saymalıdır. Boşadığı kadının, evde geçireceği günleri kocanın sayması, bu dönemde onunla yakından ilgilenmesi demektir.</p>
<p>3.Kadını evinden çıkarmamalıdır. Üç ay kadar sürecek bekleme dönemini, birlikte geçiren çiftler, bir şekilde anlaşabilirler. Eğer anlaşamazlarsa sıkıntı büyük demektir.</p>
<p>4. Kadın da evden çıkmamalıdır. Kadının evi terk etmesi halinde araya soğukluk girer ve eşleri birleştirme işi zorlaşır.</p>
<p>5.Erkek, süre içinde veya süre sonunda eşine iyilikle dönmeli veya iyilikle ayrılmalıdır. Zoraki evlilik olmaz; bu aileye zarar verir. İyilikle ayrılırlarsa daha sonra yeni bir nikâhla birleşebilirler.</p>
<p>6.Gerek boşarken gerek dönüş sırasında ve gerekse ayrılırken iki kişiyi şahit tutmalıdır.</p>
<p>Böylece durumdan haberdar olan Müslümanlar Nisa 35. âyete göre erkeğin ve kadının ailesinden birer hakem görevlendirip eşleri barıştırma yollarını ararlar.</p>
<p>Erkeğin, iddet bitmeden karısında dönmesi, iyi niyetli olmasına bağlıdır (Bakara 228). Bunun da şahitlerle tespiti gerekir.</p>
<p>Ayrılma halinde de şahit tutulur ki, evliliğin sona erdiğini herkes öğrensin.</p>
<p>1. ve 6. şartlar, yapısı gereği olmazsa olmaz şartlardır. Bunlar yerine gelmezse talak oluşmaz.</p>
<p>Bu, birinci boşamadır. Erkek karısını bu ölçülere göre bir kere daha boşayabilir. Üçüncüsünde 1. ve 6. şart dışında bir şart yoktur. Bunların tamamı fıtrat gereğidir.</p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>Görüldüğü gibi şey (<span style="font-size: medium;">شَيْء</span>), kader ve irade; birbirleriyle ilişkisi olan kelimelerdir. Tarihi süreçte bu ilişkinin koparılması, dinin bilimden ve fıtrattan ayrı düşmesine yol açmış, Kur’an’ın doğru anlaşılmasını engellemiştir.</p>
<p>Bize göre çağımızın en önemli problemi din-bilim ilişkisinde odaklanmaktadır. Bilimin kaynağı fıtrattır. Din ile fıtrat arasında da birebir ilişki kurulabilirse insanlığa çok büyük bir hizmet yapılmış olur.</p>
<p>Bu çalışmanın, bu hizmete katkısının olduğunu ümit etmekteyiz.</p>
<p><strong>NOT:<br />
</strong><br />
<strong><a href="http://www.suleymaniyevakfi.org/go.php?http://www.kurandersi.com/makale/kurandaseyveirade.doc" target="_blank" title="(50)">1-Bu Yazının Word Formatını Bilgisayarınıza İndirmek İçin Lütfen Tıklayınız..</a></strong><br />
<strong><a href="http://www.suleymaniyevakfi.org/go.php?http://www.kurandersi.com/makale/kurandaseyveirade.pdf" target="_blank" title="(54)">2-Bu Yazının PDF Formatını Bilgisayarınıza İndirmek İçin Lütfen Tıklayınız..</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/kuranda-irade-sey-ve-fitrat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meşiet ve İrade</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/mesiet-ve-irade-ulusal-sempozyumu-sonuc-bildirisi.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/mesiet-ve-irade-ulusal-sempozyumu-sonuc-bildirisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Sep 2009 09:20:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.net/yeni/?p=796</guid>
		<description><![CDATA[Meşiet ve İrade Ulusal Sempozyumu Sonuç Bildirisi “Şey” başka, “irâde” başkadır. Hiç kimse şey’e irâde anlamı vermez. Fakat tarihi süreçte “şey”den türetilen meşîet kelimesine irade anlamı verilmiş, sonra meşîet’in bu terim anlamı sözlüklere girmiş, daha sonra asli anlamı terk edilerek (شاء) fiiline de irade anlamı verilmiştir. Mastar mîmî, fiilin türetildiği kaynak değildir. Dolayısıyla ona yüklenen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong>Meşiet ve İrade Ulusal Sempozyumu Sonuç Bildirisi</strong></span></p>
<p><span><strong>“Şey”</strong> başka, <strong>“irâde”</strong> başkadır. Hiç kimse şey’e irâde anlamı vermez. Fakat tarihi süreçte “şey”den türetilen <strong>meşîet</strong> kelimesine irade anlamı verilmiş, sonra meşîet’in bu terim anlamı sözlüklere girmiş, daha sonra asli anlamı terk edilerek<strong> (<span style="font-size: medium;">شاء</span>)</strong> fiiline de <strong>irade</strong> anlamı verilmiştir. Mastar mîmî, fiilin türetildiği kaynak değildir. Dolayısıyla ona yüklenen yeni anlamı <strong>şâe (<span style="font-size: medium;">شاء</span>)</strong> fiiline taşımakla yanlış yapılmıştır. Bu yanlış anlam, tefsir ve meallerde de kullanılınca Kur’an’ın çok sayıda ayeti, cebri yaklaşımların delili haline gelmiş, hürriyeti gösteren ayetlerle çelişir olmuştur.</span></p>
<p>Kur’an’da <strong>“şey” (<span style="font-size: medium;">شَيْء</span>)</strong>, varlık ve var etme; kader, şeyin oluşum, gelişim ve değişimi için konan ölçü; fıtrat, Allah&#8217;ın topyekun sistemi; irâde ise, o şeyi yapma isteği ile başlayıp bir karar ile biten çizgi anlamındadır.</p>
<p>Bir “şey”in oluşmasında iradenin önemli bir yeri vardır, ama irâde sırasında o şey henüz meydana gelmiş değildir. Bu sebeple yapılan bu hatanın düzeltilmesi, tefsir ve melallerde<strong> (<span style="font-size: medium;">شاء</span>) </strong>fiiline doğru anlam verilmesi çok önemlidir.<br />
<a href="http://www.suleymaniyevakfi.org/sempozyum/seyveiradesempozyumu.swf"><br />
<span style="color: red;">Sonuç Bildirisinin Tamamı İçin Lütfen Tıklayınız</span></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/mesiet-ve-irade-ulusal-sempozyumu-sonuc-bildirisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İç Denetim</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/ic-denetim.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/ic-denetim.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 14:56:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İncil]]></category>
		<category><![CDATA[şirk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.net/yeni/?p=773</guid>
		<description><![CDATA[İç Denetim Hıristiyanlıkta şirk en büyük günahtır. “Birinci emir şirki yasaklar. Allah’tan başka ilahlara inanmak ve Tek ilahtan başka ilaha saygı göstermek yasaktır. Putları reddetmek gerekir. İncil’de şöyle geçer: فَأَجَابَهُ يَسُوعُ:«إِنَّ أَوَّلَ كُلِّ الْوَصَايَا هِيَ: اسْمَعْ يَا إِسْرَائِيلُ. الرَّبُّ إِلهُنَا رَبٌّ وَاحِدٌ. وَتُحِبُّ الرَّبَّ إِلهَكَ مِنْ كُلِّ قَلْبِكَ، وَمِنْ كُلِّ نَفْسِكَ، وَمِنْ كُلِّ فِكْرِكَ، وَمِنْ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong>İç Denetim</strong></p>
<p style="text-align: left;">Hıristiyanlıkta şirk en büyük günahtır. “Birinci emir şirki yasaklar. Allah’tan başka ilahlara inanmak ve Tek ilahtan başka ilaha saygı göstermek yasaktır. Putları reddetmek gerekir. İncil’de şöyle geçer:</p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="font-size: medium;">فَأَجَابَهُ يَسُوعُ:«إِنَّ أَوَّلَ كُلِّ الْوَصَايَا هِيَ: اسْمَعْ يَا إِسْرَائِيلُ. الرَّبُّ إِلهُنَا رَبٌّ وَاحِدٌ. وَتُحِبُّ الرَّبَّ إِلهَكَ مِنْ كُلِّ قَلْبِكَ، وَمِنْ كُلِّ نَفْسِكَ، وَمِنْ كُلِّ فِكْرِكَ، وَمِنْ كُلِّ قُدْرَتِكَ. هذِهِ هِيَ الْوَصِيَّةُ الأُولَى. ( مرقس اصحاح</span> 12/29-30)</strong></p>
<p><strong>“Dinle ey İsrail, Allah’ımız Rab, bir olan Rab’dir”.</strong> (İncil, Markos 12/29) <strong><br />
</strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>فَأَجَابَهُ يَسُوعُ وَقَالَ:«اذْهَبْ يَا شَيْطَانُ! إِنَّهُ مَكْتُوبٌ: لِلرَّبِّ إِلهِكَ تَسْجُدُ وَإِيَّاهُ وَحْدَهُ تَعْبُدُ». لقا اصحاح / 48</strong></span></p>
<p><strong>“Tanrın olan Rabb’e secde et ve yalnız ona kul ol.”</strong> (İncil/Luka 4: 8)</p>
<p>İncil, Allah’ın İsa aleyhisselama indirdiği kitaptır. Ama bugünkü İncil’in büyük bölümü Pavlus’un, bir kısım havarilerin ve kimliği bilinmeyen kişilerin mektuplarından oluşur. Bu sebeple şirki reddeden İncil’e Allah’ın dışında tanrıların varlığını gösteren sözler eklenebilmiştir. Pavlus’un Korintililere 1. Mektubunda şu ifadeler geçer:</p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="font-size: medium;">لأَنَّهُ وَإِنْ وُجِدَ مَا يُسَمَّى آلِهَةً، سِوَاءٌ كَانَ فِي السَّمَاءِ أَوْ عَلَى الأَرْضِ، كَمَا يُوجَدُ آلِهَةٌ كَثِيرُونَ وَأَرْبَابٌ كَثِيرُونَ. لكِنْ لَنَا إِلهٌ وَاحِدٌ: الآبُ الَّذِي مِنْهُ جَمِيعُ الأَشْيَاءِ، وَنَحْنُ لَهُ. وَرَبٌّ وَاحِدٌ: يَسُوعُ الْمَسِيحُ، الَّذِي بِهِ جَمِيعُ الأَشْيَاءِ، وَنَحْنُ بِهِ. (رسالة بولس الاولى الى كورنثوس اصحاح</span> 8/5-6)</strong></p>
<p><strong>“Yerde ya da gökte ilah diye adlandırılanlar varsa da &#8211; nitekim birçok ilahlar ve rabler vardır &#8211; bizim için tek bir ilah; Baba vardır. O her şeyin kaynağıdır ve biz O&#8217;nun için yaşıyoruz. Tek bir Rab var, O da İsa Mesih&#8217;tir. Her şey O&#8217;nun aracılığıyla yaratıldı, biz de O&#8217;nun aracılığıyla yaşıyoruz.”</strong> (İncil / Korintililere 1. Mektubunda 8:5-6.)</p>
<p>Hristiyanlar, İsa’yı Rab edinmekle yetinmemiş, üç asır sonra Antakya’da başlayıp devam eden konsillerinde onun tanrı olduğuna karar vermişlerdir.</p>
<p>Elimizdeki İncil’e göre İsa çarmıha gerilip defnedildikten üç gün sonra kabrinden çıkmış, 11 havarisine gö­rünmüş ve şöyle demiştir: <strong><br />
</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><br />
</strong><strong><span style="font-size: medium;">فَتَقَدَّمَ (</span></strong><strong><span style="font-size: medium;">فَتَقَدَّمَ يَسُوعُ وَكَلَّمَهُمْ قَائِلاً:«دُفِعَ إِلَيَّ كُلُّ سُلْطَانٍ فِي السَّمَاءِ وَعَلَى الأَرْضِ، فَاذْهَبُوا وَتَلْمِذُوا جَمِيعَ الأُمَمِ وَعَمِّدُوهُمْ بِاسْمِ الآب وَالابْنِ وَالرُّوحِ الْقُدُسِ. وَعَلِّمُوهُمْ أَنْ يَحْفَظُوا جَمِيعَ مَا أَوْصَيْتُكُمْ بِهِ. وَهَا أَنَا مَعَكُمْ كُلَّ الأَيَّامِ إِلَى انْقِضَاءِ الدَّهْرِ». آمِينَ.) متى اصحاح</span> 28/18-20<br />
</strong></p>
<p><strong><br />
«Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin. Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.»</strong> (Matta 28/18–20).</p>
<p>Böylece İsa’nın kilisede bulunduğu kabul edilerek kilise, gökte ve yeryüzünde bütün yetkiye sahip sayılmış ve Allah’ın yerine konmuştur. Allah’ın yerine konan elbette kilisenin binası değil, kilise ruhanileridir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَـهًا وَاحِدًا لاَّ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ</strong></span></p>
<p><strong>“Hahamlarını ve papazlarını, Allah ile kendi aralarında aracı rabler edindiler. Meryem oğlu Mesih’i de öyle. Oysa onlara verilen emir, sadece tek bir İlah’a kul olmaları idi. Ondan başka ilah yoktur. Allah, onların şirkinden uzaktır.”</strong> (Tevbe 9/31)</p>
<p>İncil’e yapılan eklemelerden birine göre İsa, 12 havarisinden bir kurul kurmuş, başına Petrus’u getirmiş ve ona şöyle demiştir: <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="font-size: medium;">وَأَنَا أَقُولُ لَكَ أَيْضًا: أَنْتَ بُطْرُسُ، وَعَلَى هذِهِ الصَّخْرَةِ أَبْني كَنِيسَتِي، وَأَبْوَابُ الْجَحِيمِ لَنْ تَقْوَى عَلَيْهَا</span>. 19 <span style="font-size: medium;">وَأُعْطِيكَ مَفَاتِيحَ مَلَكُوتِ السَّمَاوَاتِ، فَكُلُّ مَا تَرْبِطُهُ عَلَى الأَرْضِ يَكُونُ مَرْبُوطًا فِي السَّمَاوَاتِ. وَكُلُّ مَا تَحُلُّهُ عَلَى الأَرْضِ يَكُونُ مَحْلُولاً فِي السَّمَاوَاتِ». (متى اصحاح</span> 16/18-19)</strong></p>
<p><strong>“Göklerin egemenliğinin anahtarını sana vereceğim. Yeryüzünde bağlayacağın her şey göklerde de bağlanmış olacak. Yeryüzünde çözeceğin her şey, göklerde de çözülmüş olacak.”</strong> (Matta 16/19)</p>
<p>Bundan dolayı Kiliseye kabul edilecek veya kiliseden atılacak kişilerin Allah tarafından da kabul edileceğine veya atılacağına inanırlar. Kiliseyle barışma, Allah ile barışma sayılır. Onlara göre papazlar Al­lah’la ilgili konularda insanları temsil etmek için atanırlar. Papaz, gerçeğin savunucusudur. Meleklerle birlikte olmakta, baş meleklerle hamd etmekte, mihrap üzerinde kurbanları sunmaktadır.</p>
<p>“Yalnız Allah günahları bağışlar” derler ama kiliseyi Allah’ın yerine koydukları için ne kadar büyük olursa olsun Kilise’nin bütün günahları bağışlayabileceğine inanırlar.</p>
<p style="text-align: center;">Artık Hristiyanlık, Allah’ın dini olmaktan çıkmıştır. Her bir kilise, kendi kilise babalarının yazdığı kitaplar etrafında kümelenip şirkin içinde boğulmuş haldedir. Her biri, Allah ile ilişkilerde kendi kiliselerinin görevli olduğunu iddia etmekte ve diğerlerini kâfirlikle suçlamaktadır. Allah ise bunların hepsini sapık saymaktadır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:<strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong> فَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ .فَذَرْهُمْ فِي غَمْرَتِهِمْ حَتَّى حِينٍ . أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُم بِهِ مِن مَّالٍ وَبَنِينَ .نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِ بَل لَّا يَشْعُرُونَ .</strong></span></p>
<p><strong>“(Elçilerden) Sonra insanlar, bir takım kitapların etrafında kümeleşip din konusunda bölük bölük oldular. Her bölüğün, kendi yanındakine güveni tamdır. Onları, daldıkları hayalleri içinde bırak; bir süre böyle gitsin. Onlara mal ve oğullar vermemizi nasıl değerlendiriyorlar? Onlara mal kazandırmak için mi koşturuyoruz? Hayır; fark edemiyorlar.”</strong> (Müminûn 23/52-56) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>فَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا</strong></span></p>
<p>Ayetindeki zübür <strong>(<span style="font-size: medium;">زبر</span>)</strong> Zebur<strong> (<span style="font-size: medium;">زبور</span>)</strong>’un çoğuludur; kitap anlamına gelir. Nitekim Şuarâ 196’da şöyle buyurulur:<strong> “<span style="font-size: medium;">وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ</span>= O Kur’ân, öncekilerin kitaplarında da vardır.”</strong></p>
<p>Zebur, Davud aleyhisselama inen kitabın da adıdır. Dinlerini bölük bölük ayıranların kitaplarına zebur denmesi, onlara ilahi kitap havası verdiklerinden dolayı olmalıdır. <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>عَنْ أَبِي سعيد الخدري عن رَسُولُ للّهِ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَتَتَّبِعُنَّ سُنَّةَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ شِبْراً شِبْرا وَذِرَاعاً بِذِرَاعٍ حَتَّى لَوْ دَخَلُوا جُحْر ضَبٍّ تبعتموهم. قَلنا: يَا رَسُولَ للّهِ! الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى؟ قَالَ: فَمَنْ ؟</strong></span></p>
<p><strong></strong>Ebu Saîd el-Hudrî’nin bildirdiğine göre Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:</p>
<p>“Sizden öncekilerin izlerini, kuşkusuz karış karış, arşın arşın takip edeceksiniz. Onlar bir kertenkele deliğine girseler, siz arkalarından gideceksiniz.</p>
<p>Dedik ki; “Yahudi ve Hıristiyanlar mı?”</p>
<p>-Ya kim olabilir? dedi”.</p>
<p>Kur’ân Allah’ın koruması altında olduğu için ona başka söz karıştırılamamıştır. Ancak âyetler, bağlantılarından koparılarak yanlış anlamlara çekilebilmiş ve bu yolla bazı yanlış kapılar açılmıştır. Sünnet de koruma altında olmadığından kötü niyetliler daha çok, hadis uydurma yoluna yönelmişlerdir.</p>
<p>Güzel bir atasözümüz vardır; “bir deli bir kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış” derler. Deli, kuyuya taşı, usulüne uygun atamayacağı için onu fark etmek kolaydır. Bir de taşı akıllı birinin attığını düşünün, o zaman kırk bin akıllı onun farkına bile varamaz. Hatta farkına varıldıktan sonra taşın orada olması gerektiğini savunanlar çıkar.</p>
<p>Ehl-i Kitapta olduğu gibi bizde de çok tahribat olmuştur. Tefsir, fıkıh, kelâm, tasavvuf ve ahlak kitaplarına, akıllı kimselerin karıştırdığı uydurma hadisler, bağlantılarından koparılmış âyetlerle yapılan yanlış yorumlar ve bunlarla oluşturulan inanç ve uygulamalar vardır. Kendileri yanlışlar içinde yüzerken diğerlerini kâfirlikle suçlayan çok sayıda mezhep oluşmuştur. Kur’ân’a yönelmeden bu tahribatı gidermemiz imkânsızdır. Mezhepleri birbirine yaklaştırma yerine kendimizi Kur’ân’a yaklaştırmalıyız. Şu ayet, ehl-i kitap gibi bizi de ilgilendirmektedir. <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلَى شَيْءٍ حَتَّىَ تُقِيمُواْ التَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ وَمَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا فَلاَ تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;De ki: Ey ehl-i kitap, Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirilmiş olanı tam yerine getirmedikçe bir temeliniz olamaz. Rabbinden Sana indirilen (Kur’an) onlardan çoğunun taşkınlığını ve küfrünü arttıracaktır. Artık o kâfirlere üzülme.&#8221;</strong> (Mâide 5/68)</p>
<p>Kur’ân’a tam uymadıkça ehl-i kitabın da bizim de bir temelimiz olamaz. Sünnet Kur’ân’a tabidir; ondan bağımsız bir kaynak değildir. Allah Teâlâ Elçisi’ne şöyle buyurur: <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>قل &#8230; إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ</strong></span></p>
<p><strong>“De ki: Ben sadece bana vahyolunana uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım.”</strong> (Yunus 10/15)</p>
<p>Peygamberimiz de sadece Kur’ân’a tabi olduğundan Kur’ân’a dayanmalıyız. Peygamberimizi örnek almalı; her konuyu, Kur’ân ve Sünnet bütünlüğü içinde incelemeliyiz. Allah Teâlâ şöyle buyurur: <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا</strong></span></p>
<p><strong>“Sizin için; Allah&#8217;a ve Ahiret gününe umut bağlayan ve Allah&#8217;ı çok anan herkes için Allah’ın Elçisi’nde güzel örnek vardır.”</strong> (Ahzab 33/21)</p>
<p>Toplantının konusu olan takrib-i mezahib ismi ayrılığın ilanı gibidir. Takrib-i mezahibe değil, tevhide; Kur’ân etrafından bütünleşmeye ihtiyacımız vardır. Geçmişin hesabını Allah’a bırakmalıyız. Ne dersek diyelim, Allah onlarla ilgili kararını değiştirmeyecektir. Biz Kur’ân’a sarılmalı ve ileriye bakmalıyız. Yoksa şu ayetin hükmü altına girmekten kurtulamayız: <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمْ وَكَانُواْ شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ</strong></span></p>
<p><strong>“Dinlerini bölük bölük ayırıp her biri ayrı bir cemaat olanlar var ya, sen hiçbir konuda onlardan değilsin. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra onların yaptıkları kendilerine bildirilecektir.”</strong> (En’am 6/159) <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِن قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَاسِقُونَ</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;İnanmış kimseler için Allah&#8217;ı gönülden hatırlama ve ondan inen gerçeğe içten bağ­lanma zamanı hâlâ gel­medi mi? Sakın daha önce kendilerine Kitap verilen­ler gibi olmasınlar. Onların üze­rinden uzun za­man geçmişti de kalpleri katılaşmıştı. On­lardan çoğu yoldan çıkmış durumdadır.&#8221;</strong> (Hadid 57/16)</p>
<p>Konuşmamı şu ayetle bitirmek isterim: <strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ .</strong></span></p>
<p><strong>&#8220;Allah uğrunda, onun doğru saydığı cihad ile cihad edin. Sizi o seçti. Bu dinde size bir zorluk yüklemedi. Babanız İbrahim’in dini gibi. Allah bundan önce olduğu gibi bunda da sizi müslümanlar diye adlandırdı. O Resul size örnek olsun, siz de insanlara örnekler olun diye. Namazı kılın, zekâtı verin ve Allaha sıkı sarılın. O sizin mevlânızdır; ne güzel mevlâ, ne güzel yardımcıdır.&#8221;</strong> (Hacc 22/78)</p>
<p>Allah bu ayette bize müslüman adını vermiştir. Bu adın yanına hiçbir adın eklenmesini kabul edemeyiz. Biz müslümanız, yalnızca müslüman.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/ic-denetim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cennete Kimler Girer?</title>
		<link>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/cennete-kimler-girer.html</link>
		<comments>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/cennete-kimler-girer.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 13:15:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.suleymaniyevakfi.net/yeni/?p=751</guid>
		<description><![CDATA[Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İman etmiş olanlar; Yahûdi, Hıristiyan ve Sabiî olanlar; bunlardan kim Allah&#8217;a ve Ahiret gününe inanır ve iyi işler yaparsa, onların ödülleri Rableri katındadır. Üstlerinde ne bir korku olur, ne de üzülürler.” (Bakara 2/62) Kendine peygamber tebliği ulaşmayan kişi, sadece şirkten ve bildiği doğrulardan sorumlu olur. Peygamber tebliği ulaşan ise o peygambere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span>Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p><strong>“İman etmiş olanlar; Yahûdi, Hıristiyan ve Sabiî olanlar; bunlardan kim Allah&#8217;a ve Ahiret gününe inanır ve iyi işler yaparsa, onların ödülleri Rableri katındadır. Üstlerinde ne bir korku olur, ne de üzülürler.”</strong> (Bakara 2/62)</p>
<p>Kendine peygamber tebliği ulaşmayan kişi, sadece şirkten ve bildiği doğrulardan sorumlu olur. Peygamber tebliği ulaşan ise o peygambere inanmak ve onun gösterdiği gibi yaşamak zorundadır. Tebliğin ulaşması, peygamberin mucizesini, yani peygamberlik belgesini görmekle olur. Çünkü o zaman Allah’ın elçisini, gözüyle görmüş gibi kesin bilgiye ulaşır. Muhammed aleyhisselamın belgesi Kur’ân’dır. Kur’ân âyetlerini, kendi anlayacağı dille anlayarak okumamış veya dinlememiş kişilere de tebliğ ulaşmış olmaz.</p>
<p>Yukarıdaki âyetin bir benzeri Mâide suresinde geçer. O âyet, öncesi ve sonrasıyla şöyledir:</p>
<p><strong>“De ki: &#8220;Ey kitap ehli! Tevrat&#8217;ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirilmiş olanı uygulamadıkça bir değeriniz olmaz. (Ya Muhammed) Rabbinden sana indirilenler, onların çoğunun azgınlık ve inkârını kesin artıracaktır. Onun için bu kâfirler topluluğuna üzülme.</p>
<p>İman etmiş olanlar; Yahûdi, Sabiî veya Hıristiyan olanlar; işte bunlardan kim Allah&#8217;a ve Ahiret gününe inanır ve iyi işler yaparsa üstlerinde ne bir korku olur, ne de üzülürler.</p>
<p>İsrail oğullarından kesin söz aldık ve elçiler gönderdik. Ama onlar, canlarının istemediği bir şey getiren elçilerden kimini yalanlamışlar, kimini de öldürmüşlerdir.”</strong> (Mâide 5/67-70)</p>
<p>Konu ile ilgili bir âyet de şöyledir:</p>
<p><strong>“Yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı bulacakları ümmi Peygambere uyanlara; işte onlara o Peygamber iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar. İyi şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Sırtlarından ağır yükleri, boyunlarından demir halkaları kaldırır atar. Kim ki ona inanır, onu saygıyla destekler, ona yardım eder, onunla birlikte gönderilen o Nur’a uyarsa; işte onlar umduklarına kavuşurlar.”</strong> (A’raf 7/157)</p>
<p>Bu üç dinde; Yahûdi, Sabiî ve Hıristiyanlarda Allah’ın varlığı ve birliği inancı ile Ahiret inancı vardır. Ayette geçen <strong>“iyi işler”</strong> kavramı, kişilerin bilgisine göre değişir. Yukarıdaki âyetlerin açıkça gösterdiği gibi onlardan kim, son peygamberin tebliği ile karşılaşırsa ona inanmak ve orada belirtilen iyi işleri yapmak zorundadır. Allah, bu konuda peygamberlerden kesin söz almıştır:</p>
<p><strong>&#8220;Size kitap ve hikmet veririm de, sonra sizdekini doğru sayan bir elçi gelirse, ona muhakkak inanacaksınız ve yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?&#8221; demişti. Onlar: &#8220;Kabul ettik&#8221; demişlerdi. &#8220;Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım&#8221; demişti.”</strong> (Al-i İmran 3/81)</p>
<p>Sonuç olarak yukarıdaki ayeti şöyle anlamak gerekir.</p>
<p><strong>“İman etmiş olanlar; Yahûdi, Hıristiyan ve Sabiî (olup kendilerine Son Elçi’nin tebliği ulaşmamış) olanlar; işte bunlardan kim (şirk koşmadan) Allah&#8217;a ve Ahiret gününe inanır ve iyi işler yaparsa, onların ödülleri Rableri katındadır. Üstlerinde ne bir korku olur, ne de üzülürler.”</strong> (Bakara 2/62)<br />
</span></p>
<p><span><strong>KAYNAK:</strong> Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır, <strong>Kur&#8217;an Işığında Doğru Bildiğimiz Yanlışlar</strong>, Süleymaniye Vakfı Yayınları, İstanbul, 2006, s: 60-61.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/cennete-kimler-girer.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
