29 Mart 2017

DİN VE FITRAT

     

Fıtratın sözlük anlamı uzunlamasına yarmaktır[1]. Bu, varlıkların oluşumunu sağlayan bölünme kanununu akla getirir. Ayetlere göre bu kanunun hem göklerin ve yerin yaratılışında hem de insanın yaratılışında geçerlidir. Allah Teâlâ şöyle demiştir:

أَوَلَمْيَرَالَّذِينَكَفَرُواأَنَّالسَّمَاوَاتِوَالْأَرْضَكَانَتَارَتْقًافَفَتَقْنَاهُمَاوَجَعَلْنَامِنَالْمَاءِكُلَّشَيْءٍحَيٍّأَفَلَايُؤْمِنُونَ

“Kafirlerin görmeleri gerekmez mi, gökler ve yer bütün halinde iken patlattık ve her canlı şeyi sudan yarattık, hâlâ inanmayacaklar mı?” (Enbiya 21/30)

وَإِلَىعَادٍأَخَاهُمْهُودًاقَالَيَاقَوْمِاعْبُدُوااللَّهَمَالَكُمْمِنْإِلَهٍغَيْرُهُإِنْأَنْتُمْإِلَّامُفْتَرُونَ .يَاقَوْمِلَاأَسْأَلُكُمْعَلَيْهِأَجْرًاإِنْأَجْرِيَإِلَّاعَلَىالَّذِيفَطَرَنِيأَفَلَاتَعْقِلُونَ 

“Âd’a soydaşları Hûd’u gönderdik. Dedi ki; “Ey halkım! Allah’a kul olun; sizin başka ilahınız yoktur. Siz sadece (din)  uyduruyorsunuz. Ey halkım! Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum. Benim ödülümü, beni yaratan verecektir. Hiç  aklınızı kullanmaz mısınız?” (Hûd 11/50-51)

Son ayette yaratma anlamı verilen kelime fıtrat kökünden fatara = فَطَرَ’dır.

Fıtrat, varlıkları oluşturan yaratılış, değişim, gelişim ilke ve kanunları, şeklinde tarif edilebilir. İnsanların, hayvanların, bitkilerin, yerin, göğün hâsılı her şeyin yapısı ve işleyişi fıtrata göredir. Fıtrat kanunları ve o kanunlarla oluşan varlıklardan her biri, birer âyettir. Bu sebeple varlıklar âlemine kâinat kitabı demek uygun olur. Her insan, bu kitabın ayetlerini okur ve kendi kabiliyeti oranında ondan bilgiler alır. Araştırma ve gözlemlerini derinleştirenler daha derin bilgilere, keşiflere ve icatlara ulaşırlar. Evrensel değerler, bilim ve felsefe böyle oluşur. Kitaplar, bu bilgileri saklamak, eğitim ve öğretim de onu, yeni nesillere aktarmak içindir. İşte din, fıtrat kanunlarının toplamıdır. Allah Teâlâ şöyle demiştir:

فَأَقِمْوَجْهَكَلِلدِّينِحَنِيفًافِطْرَتَاللَّهِالَّتِيفَطَرَالنَّاسَعَلَيْهَالَاتَبْدِيلَلِخَلْقِاللَّهِذَلِكَالدِّينُالْقَيِّمُوَلَكِنَّأَكْثَرَالنَّاسِلَايَعْلَمُونَ

 “Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.” (Rum 30/30)

Allah’ın yarattığı kitapla indirdiği kitap arasındaki bütünlük kavranırsa doğru dinin, insanları hurafelere değil, tartışmasız doğrulara çağırdığı anlaşılır. Allah’ın kitabı, temel başvuru kitabı haline gelir ve bilimsel çalışmalar hayallerin ötesinde bir sıçrama yapar.

Allah, ilk Nebîsi olan Âdem’e yaratılmış âyetleri öğrettiği gibi son Nebîsi Muhammed aleyhisselama indirdiği ilk âyetlerde de yaratılmış âyetlere dikkat çekmiştir:

اقْرَأْبِاسْمِرَبِّكَالَّذِيخَلَقَ .  خَلَقَالْإِنْسَانَمِنْعَلَقٍ.  اقْرَأْوَرَبُّكَالْأَكْرَمُ .الَّذِيعَلَّمَبِالْقَلَمِ .عَلَّمَالْإِنْسَانَمَالَمْيَعْلَمْ .

“Rabbinin adıyla (varlıkları) oku , yaratan O’dur!  O, insanı birbirine bağımlı olarak  yaratmıştır. Oku! Rabbin sonsuz ikram sahibidir O, kalemle öğretmişti insana, bilmediklerini öğretmiştir.”(Alâk 96/1-5)

İkinci ayette geçen alâk = عَلَق, hem insanın ilk yapısı olan embriyoyu hem de sosyal bir varlık olduğunu gösterir. Alâk, ilgi ve alaka diye de tercüme edilebilir. İnsanın yaşaması çok sayıda insanın mal ve hizmet üretmesine bağlıdır. Bir koyunu, suyu ve otu bulunan bir yere koyarsanız bütün ömrünü orada geçirebilir. Ama insan bu şekilde yaşayamaz. Bu sebeple Allah Teâlâ yaptığı ilk vahiyde son Nebîsine: “Tabiatı oku, çevreni oku.” demiştir.

Varlıklar, Allah’ın yarattığı âyetler olduğuna göre bilim adamları onları, ibadet aşkıyla okumalı, onlardan öğrenilen bilgiler ile Kur’ân’daki ilgili ayetleri bulmalı ve ileri ufuklara ulaşmalıdır. O zaman bütün varlıklar gibi insanoğlu da Yaratıcıya boyun eğecek ve yalnız ona kul olmanın mutluluğunu yaşayacaktır. Kendi uzmanlık alanı ile ilgili bilgilere ulaşanlar, Allah’a daha saygılı olurlar. Allah Teâlâ şöyle demiştir:

إِنَّمَايَخْشَىاللَّهَمِنْعِبَادِهِالْعُلَمَاءُ

“Allah’tan korkanlar, sadece bilgi (ilim) sahibi onu bilen kullarıdır.” (Fatır 35/28)

Öğretmeni Allah Teala olan Adem aleyhisselam İblis tarafından aldatıldığına göre bilim adamları herkesten daha çok dikkat etmeli ve duygusallaşmamalıdırlar.

Din, fıtrat olduğundan insanları dine çağırırken tezkîrde bulunmak gerekir. Tezkîr, karşı tarafın zihnindeki zikir ile Kur’an arasındaki ilişkiyi göstermek yani Allah’ın kitabını onun diliyle okumaktır. Allah bu görevi her müslümana yüklemiş ve şöyle buyurmuştur:

وَإِذَأَخَذَاللّهُمِيثَاقَالَّذِينَأُوتُواْالْكِتَابَلَتُبَيِّنُنَّهُلِلنَّاسِوَلاَتَكْتُمُونَهُفَنَبَذُوهُوَرَاءظُهُورِهِمْوَاشْتَرَوْاْبِهِثَمَناًقَلِيلاًفَبِئْسَمَايَشْتَرُونَ

“Allah, kendilerine kitap verilenlerden kesin söz aldığında “Bu Kitabı insanlara açık açık anlatacaksınız, asla gizlemeyeceksiniz!” dedi. Verdikleri sözü göz ardı ettiler ve karşılığında geçici  bir bedel aldılar. Aldıkları o şey, ne kötüdür! (Al-i İmrân 3/187)

İndirilmiş ayetleri gizleyenlerle ilgili tehdit çok ağırdır. Allah Teâlâ şöyle demiştir:

“Bu kitapta açıkça ortaya koyduğumuz halde indirdiğimiz açıklayıcı ayetleri ve ana âyetleri gizleyenleri Allah dışlar, dışlayacak durumda olan kimseler de dışlarlar. Tevbe eden (hatasından tam olarak dönen), kendini düzelten ve gizlediklerini açıklayanlar başka; onların tevbesini kabul ederim. Tevbeleri kabul eden ve iyiliği bol olan Benim. ”  (Bakara 2/159-160)

 

                                                                                                                                                                                               Abdulaziz BAYINDIR

 


[1]Müfredat فطرmad.

Yazar :

Bu yazı 816 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

 

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org